- Filmi Altın Portakal'a yetiştirecek misiniz?
- Yetişmeyecek çünkü epey teknik işimiz var. En az bir üç ay sürer.
- Beklentiniz nedir filmle ilgili, ödül önemli midir?
- Benim bu filmle ilgili istediğim tek şey, iyi bir film olmasıdır. İyi film derken, çalışılmış filmden bahsediyorum. Aktörler, senaryo, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, ses, bütün ayaklar çok önemli. Bu ayaklar iyi olduğunda iyi bir film ortaya çıkıyor zaten. On sene sonra da tekrar izlenecek bir film ortaya çıkartmak, iyi bir anı olması... Tek istediğim bu. Ama çok izlenirse de çok sevinirim elbette.
- Sevilmezse, çok izlenmezse soğutur mu bu sizi, küstürür mü?
- Yani seyirci ilgilenmeyecekse yazmanın benim için bir manası yok, oyunculuğa devam ederim. Oyunculukla ilgili 15 senelik bir tecrübem var artık. Bir de oyunculuğu yeni yeni meslek olarak kabul ettim ben, eskiden hiç etmiyordum.
- Avrupa Yakası'ndan sonra mı oldu bu kabullenme?
- Evet ama başında da öyle düşünmüyordum, ortalarında falan kabul ettim. '
Avrupa Yakası'nda oynarım, az sahnem var zaten, gider gelirim,' diyordum. Sonra artmaya başladı sahnelerim, ciddi bir sorumluluk haline geldi. 'Haa oyunculuk da bir meslekmiş,' falan demeye başladım (gülüyor). Bende her şey çok geç oluyor, geç dank ediyor kafama.
RAHAT ETMEK İÇİN ERBAA'DAYIZ
''Herhangi bir kasabada da çekebilirdik filmi, çünkü isim geçmiyor, herhangi bir kasaba hikâyesi bu. Ama ekip olarak burada ritmi tutturacağımızı düşündüm. Normalde insanlar setlerde panik olur, o zaman da gerçek hayatın tonuna dokunmaz oyunculuklar. Bir kasabada olursak, otomatik olarak ritmimiz düşer, oyunculuklar doğru tona geçer diye düşündüm. Uzun süreli çalışıldığı için, gerçek mekânlarda çok problemler çıkıyor, dikkatimiz dağılsın, birileri 'gidin artık' demesin istedim, o yüzden akraba evlerini set yaptım."