Galatasaray'ın alt yapısından yetişen futbolcular;
Sabri Sarıoğlu ve Aydın Yılmaz… İki ünlü futbolcu örnek aile yaşamlarıyla da taraftardan tam not alıyor. Sık sık ailece bir araya gelip playstation turnuvaları, yurt dışı seyahatler, yemek sohbetleri yapan iki futbolcunun güzel eşleri Ekin ve Yağmur da birbirini çok seviyor. Sarıoğlu ve Yılmaz aileleriyle bir araya geldik… Sıkı dostluklarının sırlarını konuştuk…
Aktüel Özel Röportaj
RÖPORTAJ: IŞIL EVRİM AKGÜN
FOTOĞRAFLAR: DENİZ DOĞAN
● Söz konusu futbolcular olduğunda maçta tanışmış olabileceğiniz geliyor akıllara…
Aydın Yılmaz: Ekin'le ortak bir arkadaşımızın doğum gününde tanıştık. Ekin'i görür görmez güzelliğinden çok etkilendim. Sohbet ettikçe kalbinin de çok güzel olduğunu fark ettim. "Evleneceğim kadın bu olmalı" diye düşündüm. Kesinlikle ilk görüşte aşktı!
Ekin Yılmaz: Ben de Aydın'ı ilk gördüğümde etkilenmiştim. Uzun süre arkadaş kaldık, Aydın'ı biraz uğraştırdım diyebilirim. Sonra ilişkimiz başladı ve o günden beri hiç kopmadık. Sabri Sarıoğlu: 2003 yılının Eylül ayı civarında bir sakatlık geçirmiştim. Olimpiyat Stadyumu'nda oynanan Samsunspor maçıydı ve sakatlığımdan dolayı maçta görev alamıyordum. Yağmur da o maçı bir arkadaşıyla izlemeye gelmişti, tribünde oturuyorlardı. Bir şekilde dikkatimi çekti ve Yağmur'u fark ettim. Yakın bir arkadaşım, Yağmur'un yanındaki arkadaşıyla tanıdık çıktı ve bizi bu ortak arkadaşlarımız tanıştırdı.
Yağmur Sarıoğlu: Maçtan yaklaşık iki hafta sonra Sabri beni aradı, tanışmak, buluşmak istediğini söyledi. O dönemde Ankara'da üniversite eğitimime devam ettiğimden ilk görüşmemiz üç ay sonra oldu. Ve ayda bir, İstanbul'a geldiğimde görüşmeye başladık.
● Bu soruyu Yağmur ve Ekin'e yönelteceğim. Nasıl bir evlenme teklifi aldınız? Romantik mi? Diz çökmeler, serenatlar var mıydı?
Y.S.: Sabri ile tanıştığımda üniversiteyi yeni kazanmıştım. Mezun olup birkaç sene çalışana kadar hiçbir şekilde evlenmeyi düşünmüyordum. O da bunu kabul etti. Birlikte karar verip artık evlenebiliriz dedik. Öyle romantizm kokan bir teklif veya sürpriz olmadı açıkçası.
E.Y.: Çok özel bir evlilik teklifi aldığımı düşünüyorum. Benim için antika eşyalar her zaman çok kıymetlidir çünkü başka yaşamların izini taşır. Aydın da bunu bildiği için sanırım Paris'ten aldığı el yapımı, çok şirin, kalpli porselen bir kutunun içine sakladığı yüzükle bana evlenme teklif etmişti. Bu porselen biblonun benden kızıma ve ondan da kendi çocuklarına miras kalmasını isterim.
● Futbolcular neden genç yaşta evleniyorlar? Kulüpler mi bu yönde teşvik ediyor?
S.S:: Futbolcular ekonomik durumları nedeniyle birçok şeye genç yaşta sahip oluyorlar. İnsanların uzun yıllar çalışıp kazanabildiği yatırımları biz daha genç yaşta kazanabiliyoruz. Burada önemli olan bir şey de bizim mesleğimize insanların aksine çok genç yaşta ilkokul çağında başlamamız. Yani yıllar boyu çalışmamızın ve verdiğimiz emeğin sonucunu 20'li yaşlarda alınca da ileriye dönük tek planımız evlenmek, çocuk sahibi olmak oluyor.
A.Y.: Aslında bu genelleme çok doğru değil. Birçok futbolcu genç yaşta evlenmiyor. Ben Ekin'le tanışmasam belki evliliği düşünmezdim. Ama şöyle bir gerçek var; evlilik düzenli yaşamı da beraberinde getirdiği için bizim mesleğimiz açısından önemli.
● Evli olmanıza rağmen kadınların fazla ilgisi oluyordur!
A.Y.: Beni beğenen kadınlar genellikle eşimi de çok seven ve aile yaşantıma saygı duyan kişiler. Bunun haricinde bir durumla hiç karşılaşmadım. Karşılaşmak da istemem.
S.S.: Sadece kadınların değil genç, yaşlı herkesin ilgisi, sevgisi elbette var. Hem kendi takım taraftarımız hem de diğer takım taraftarları fotoğraf çektirmek isterler.
"Futbolcu eşi olmaktan öte gidemiyoruz"
● Futbolcu eşi olmayı nasıl anlatırsınız?
E.Y.: Ben eşimle yaşadığım her şeyden çok mutluyum. Her işin zor yanları elbette vardır. Hiçbir iş kusursuz olamaz. Uzun kamp dönemleri ve yaşanılan sakatlıklar tabii üzücü oluyor. Ancak bunlara karşın yaşadığımız gurur, insanların sevgisi ve desteği her şeye bedel!
Y.S.: İlk başlarda inanılmaz zorlandım. Herkesin tanıması, basının size sormadan fotoğrafınızı çekmesi vb. şeyler hiç alışık olmadığım beni rahatsız eden durumlardı. İnsanlar bizleri kendilerinin görmek istediği kalıplara koyup bizi sadece o çerçevede değerlendiriyorlar; kim, nasıl biri olursak olalım "futbolcu eşi" olmaktan öte gidemiyoruz bu insanların gözünde.
● İkinizin ve eşlerinizin dostluğu çok konuşuluyor. Bu dostluk nasıl oluştu?
S.S.: Ben Aydın'ı altyapıdan beri tanıyorum. O yüzden uzun süren bir arkadaşlığımız var. Ancak bu kadar sık görüşmelerimiz açıkçası evlendikten sonra başladı. Bunda eşlerimizin iyi anlaşmasının rolü büyük. Bebeklerimizin de yaşı birbirine yakın olduğundan ailece sık sık vakit geçiriyoruz.
A.Y.: Sabri ağabeyi dokuz yaşından beri (alt yapıya girdiğimden itibaren) tanıyorum. Kendisi hem iş hem özel yaşamıyla örnek bir insandır. Aynı zamanda çok da keyifli biridir. Eşlerimiz de bizim sayemizde tanıştılar ve birçok ortak yönleri olduğunu fark ettiler. Bazen öyle günler oluyor ki Ekin, benimle konuştuğundan daha çok Yağmur'la telefonda konuşuyor. Bunu kıskanmıyor değilim…
● Çocuklarınızı alıp maçlara gidiyorsunuz…
Y.S.: Az önce eşimle birbirimizi ilk gördüğümüz yerin maç olduğunu söylemiştik. Bu yüzden futbola merakım aşikâr. Ben sıkı bir Galatasaray taraftarıyım. Maçın olduğu tek bir hafta bile stadyuma gitmezsem asla kendimi rahat hissetmiyorum.
E.Y.: Futbola merakım pek fazla yoktu. Babam iyi bir futbol izleyicisidir. Ben de onunla birlikte Şampiyonlar Ligi ve derbi maçlarını izlerdim. Aydın'la tanıştıktan sonra futbola merakım ve sevgim muazzam şekilde arttı.
● Futbolcular hep güzel ve stil sahibi kadınlarla evleniyor. Evlilikleri de çoğunlukla uzun sürüyor…
A.Y.: Eşimi çok güzel ve stil sahibi buluyorum. Bütün bunların yanında onunla bir ömür geçirmek istememin en önemli nedeni, onun ruh ikizim olduğunu düşünmem. Biz çoğu zaman konuşmadan gözlerimizle birbirimize ne düşündüğümüzü anlatıyoruz.
S.S.: Güzellik göreceli bir kavram. Ben evlenirken daha çok iç güzelliğe baktım. Karşımdaki insanla beraber hayatımı sonuna kadar devam ettirebilir miyim, bu kişide benim aradığım vasıflar var mı, daha çok bunlara dikkat ettim. Yağmur'da bunları gördüm ve evlenmeye karar verdim. Planlı, karşıdaki insanı iyi tanıdıktan sonra bir evlilik yapılırsa zaten bu evliliğin uzun sürmesi kaçınılmaz.
● Kıskançlık oluyor mu?
Y.S.: Her insan partnerini kıskanır diye düşünüyorum. Tabii ki bunun dozu önemli. Ben eşimi çok bunaltmadığıma inanıyorum. Olabildiğince, arkadaşlarıyla vakit geçirmesine müsaade ediyorum. Hatta oğlumu da alıp sıkça yurt dışı seyahatlerine çıkıyorum.
E.Y.: Evlenmeden önceki dönemlerde kıskançlık yapmış olabilirim. Çünkü ben Bursa'daydım, farklı şehirlerde olunca araya kıskançlık girebiliyor. Evlendikten sonra kıskançlık sorunumuz olmadı. Aksine beğenilmesi hoşuma gidiyor. Aydın ise evlenmeden önce de şimdi de kıskanç.
● İki çift buluştuğunuzda nasıl zaman geçiriyorsunuz?
A.Y.: Gündüzleri çocukların mutlu olacağı aktiviteler yapıyoruz. Akvaryuma ya da çocuklara uygun mekanlara gidiyoruz. Akşamları ise birlikte yemek yiyip, sohbetten keyif alıyoruz.
E.Y.: Çok sevdiğimiz ortak bir arkadaşımız var, genellikle onlarla ev sohbeti yaptığımızda zaman nasıl akıp geçiyor anlamıyoruz.
S.S.: Genelde yemek yeriz. Ev oturması da çok olur. Böylece hem çocuklarımız da görüşmüş oluyorlar.
Y.S.: Ev oturmasında erkekler playstation oynarlar. Biz bayanlara da izlemek ve yorumlamak düşer. Bunların haricinde arada bir sinemaya da gittiğimiz olur.
● Futbolcu olmasanız hangi mesleği seçerdiniz?
S.S.: Polis olmak isterdim.
A.Y.: Futbolcu olmasaydım büyük ihtimalle mühendis olurdum.
"Baba olmanın tarifi zor"
>> Baba olmakla ilgili neler söylersiniz?
S.S.: Baba olmak insanı duygusal olarak olgunlaştırıyor. Önceden göremediğim, farkına varamadığım birçok şeyi baba olduktan sonra anlamaya başladım. Kendi parçanızdan biri nefes alıp veriyor ve onu sanki her hareketiyle, oynaması, gülmesi, ağlamasıyla eksik kalan bir yanınızı tamamlayan şey olarak görüyorsunuz. Kısacası tarifi zor, insanın yaşaması gerekiyor.
A.Y.: Baba olmak tarif edilemez. Anne karnından çıktığı, onu ilk gördüğüm andan itibaren o benim her şeyim. Allah herkesin evladını kendine bağışlasın. Bunları söylerken bile duygulanıyorum. Kısacası Ekin benim aşkım, Mila ise canım.
"Aydın'ın kaybetmeye tahammülü yok"
>> Peki, Aydın ve Sabri evde nasıllar?
E.Y.: Aydın'ın mesleğinden gelen hırsı her şeyde var. En basiti evde oynadığı play-station. Arkadaşlarımızla rakipli oynadığımız oyunlara kadar hiçbirinde kaybetmeyi sevmez. Kaybedince sinirlenir ve kazanana kadar da siniri geçmez. İçinde rekabet ve yarış olmayan her konuda ise oldukça uyumludur.
Y.S.: Futboldaki duruşu ev hayatının da bir yansıması gibi. Evde de son derece hareketlidir. Bir yerde sabit şekilde bir saatten fazla kalamaz, mutlaka mekan değiştirmesi gerekir. Beklemeyi de sevmez, işini çabuk halletmek ister. Çocukla da bolca hareketli oyunlar oynar. Benim için bir avantaj bu açıkçası. Oğlum tüm enerjisini babasıyla atmış oluyor.
