Ressam Veli Yazıcı'nınki bir nevi talihe kafa tutma, resmin rengarenk halatıyla yaşama "sol elle", sımsıkı tutunma hikayesi… Yazıcı bugün 39 yaşında, 20'li yaşların başında geçirdiği bir trafik kazası sonucu, vücudunun sağ tarafında ağır bir hasar oluşmuş… Hayatının bir senesi neredeyse hiç yok, kayıp, karanlık… Ona ailesinin, çevresinin anlattıklarından biliyor o günleri. Kaza anını bile hatırlamıyor…
Ağır bir beyin travması sonrasında 63 gün süren yoğun bakım ve hastanenin "Alın götürün, elimizden gelen bir şey yok" çıkışı, bir yıl süren fizik tedavi günleri, konuşmayı, yürümeyi, düşünmeyi yeniden öğrenme çabaları…
Bu çok büyük trajediyi hızlı geçiyoruz, fark etmişsinizdir. Çünkü Yazıcı da hızlı geçiyor, "hatırlamak istemiyor" desek yalan olur, çünkü zaten hatırlamıyor…
13 Nisan'da Caddebostan Düş Yolcusu Sanat Durağı Galerisi'nde yeni kişisel sergisi açılıyor Veli Yazıcı'nın… Onu hayata bağlayan "sol el" hikayeleri var resimlerde aslında… İsyan var, reddediş var, kendi talihini kendi yazması var, sol eliyle… "Hayat beni hiç rahat ettirmedi, bu belki onun isyanı. Ayrıca kimse rahat değilken ben rahat olsam ne çıkar" diyor …
Yazıcı er geç, yoğun çabalar sonucu konuşabilmeye, yürüyebilmeye başlasa da, sağ elini neredeyse kullanamıyor. Okulunu kazadan birkaç yıl sonra, sol eliyle yaptığı çalışmalarla bitirmiş. Ama onu asıl sol elle yeniden resim yapmaya, hayata tutunmaya iten durumu şöyle anlatıyor: "Kazadan sonraki yıllarda bir devlet dairesinde işim oldu ve bana parmak bastırdılar, bu bana öyle ağır geldi ki, kendi imzamı bile atamıyordum… Ondan sonra sol elimi geliştirmek için çabaladım…
" Bu çaba aslında, her ne kadar kendi tabiriyle "durmayan zihni resim yapmaya devam etse de" pratiğe dökemediği işleri kağıt, tuval üzerine yansıtmaya yeniden başlamasına da vesile olmuş.
Yazıcı, Tekirdağlı çiftçi bir ailenin çocuğu. Aslında yaşamla tek başına mücadele etmeyi erken yaşlarda öğrenmiş. Liseyi okumak için İstanbul'a gelip tek başına yaşamaya başlamış. Kazadan sonra da bir süre ailesiyle Tekirdağ'da kalıp, "Tamam artık, ben iyiyim dönüyorum" demiş: "Başka çarem yoktu" diyor Yazıcı, "Yıllarca ayaklarımın üzerinde durabilmek için mücadele ettikten sonra, geri dönemezdim.."
Teması hep el oldu
Yazıcı'nın resimden önce bir müzisyenlik geçmişi de var, gitar, basgitar, davul… Çalmadığı enstrüman yokmuş kazadan önce. Lise ve üniversite yıllarında müzik grupları olmuş. Şimdi ne yazık ki, müzik yok hayatında. "Zaten" diyor Yazıcı, "Yıllar önce müzik yerine resimde karar kılmıştım. Müzik evde tek başınıza yaptığınızda çok bir anlam ifade etmiyor. Birileriyle bir arada bir şeyler üretmeniz gerekiyor. Ama resim yalnız üretim imkanı olan bir alan…"
Resimle ilk teması ilkokuldayken olmuş Yazıcı'nın, kaderin cilvesi; yine bir el-kol resmiyle. Hem de okul birinciliği almış yaptığı resimle: "Uyuşturucuyla mücadele temalı bir yarışma vardı, ben kola saplanmış bir şırınga çizdim…" Yazıcı'nın el temasının ön planda olduğu resimlere tutkusu kazadan öncesine rastlıyor aslında. Ünlü Avusturyalı dışavurumcu ressamlardan Egon Schiele'in, yer yer "ellere" zoom yaptığı portreleri çok etkilemiş Yazıcı'yı: ""Schiele çizgiyi çok kullanıyordu. O da benim gibi kurşunkalemi kağıt üzerinde kullanıyordu. Ben akrilik çalışıyorum, o suluboyayla renklendiriyordu. Arka plan yoktur onda da. Kendi gerçekliği içinde bir gerçeklik yaratmıştı. O kol ona göre bir koldu, o bacak ona göre bir bacak… Eller hep ön plandaydı…"
Yazıcı'ya "neden genellikle el teması ve sol el" diye sormaya gerek yok aslında ama o yine de anlatıyor: "Birincisi seviyorum. El çok resimseldir. Düşünceyi elle gerçekleştiriyorsun. Düşüne elle başlıyor. Yani insan düşündüğünü ele döküyor. İnsan evrimi böyle başlıyor. Ben aslında buradan yola çıktım. İkincisi, evet resimlerimde hep sol el görünür. Özellikle düşündüm bunu; sağ eli kullanmamalıyım. Çünkü benim hayatımda sağ el bana kelek yaptı. Onu çizemeyeceğim, üzgünüm…"
GÖKSAN GÖKTAŞ / goksan.goktas@aktuel.com.tr
Fotoğraflar: ERGUN CANDEMİR