Giriş Tarihi: 5.12.2010 13:06Son Güncelleme: 6.12.2010 00:02
"İki dil bir bavul" Amerika'da!
İki Dil Bir Bavul'un yönetmenleri Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan filmleri hakkında USASABAH'a konuştu.
ABONE OL
(USASABAH)
Fotoğraf ve röportaj; Enes Özdil / New York
Bu yıl 12.'si düzenlenen New York Film Festivali'nde gösterilecek olan İki dil bir bavul'un yönetmenleri Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan filmleri hakkında USASABAH'a konuştu.
Keyifli görünen ikili, sorularımıza neşeyle cevap verdi.
***
Bu fikir nasıl çıktı? Nasıl karar verdiniz bu hikayeyi çekmeye ?
2003 yılında iletişim fakültesinde okurken bir öğretmen arkadaşımız başından geçen küçük bir hikaye anlatmıştı. Kışın sobayı yakmak icin öğrencilerden gaz yağı istiyor. Ertesi gün çocuklar ellerinde kerpetenlerle okula geliyor. Çünkü kürtçede gaz kerpeten demek. O küçük hikayeden bu film doğdu. O anda iletişimsizlik, öğrenci öğretmen arasındaki kopukluk, dilin önemi, dilin bir toplumda ne demek olduğu, nelere değindiği gibi sorular sorup bu filmi yapmaya karar verdik.
Projeye ne zaman başladınız ve çekimler ne kadar sürdü?
2007 yılında projeye başladık. Bir sene çekimler sürdü. 2008 yılında filmi tamamladık ve 2009 yılında da film vizyona girdi.
Projenin çekim sürecinden biraz bahseder misiniz? Çekimler nasıl yapıldı kaç kişilik bir ekiple çalıştınız.
Bir yıl boyunca, okulun ilk gününden son gününe kadar üniversiteden yeni mezun olmuş bir Türk öğretmen ve hiç Türkçe bilmeyen Kürt öğrencileri takip ettik. Ekip olarak sadece ikimiz vardık, yönetmen, kamereman, sesçi, şoför hep bizdik. Çekimleri yarı HD dediğimiz tarzda bir kamerayla yaptık. Daha sonra 35mm filme aktarıp vizyona soktuk.
Film vizyona girdikten sonra tepkiler nasıl oldu?
Önemli sayılabilecek başarılar elde etti Türkiye'de. Bizim amaçladığımız tepkiler aldı. Türkiye'de "Kürt sorunu ne?", "Kürt sorunu nerede başlıyor?", "Niye var?" gibi yıllardır tartışılan ve cevabının muğlak olduğu soruların referans noktası haline geldi. Aslında hayal ettiğimiz sonuca ulaştık.
İki dil bir bavul bir belgesel ama aynı zamanda bir sinema filmi. Filmi çekerken kurgu olarak filmde sizin eklediğiniz yorumlarınız oldu mu?
Senaryo anlamında diyebileceğimiz bir şey olmadı. Ama tabi ki görsel olarak yönlendirdiğimiz, görsel anlatımı güçlendirecek müdehalelerimiz oldu. Mesela kerkesin çok beğendiği filmin başlangıç sahnesinde belki de öğretmen o bavulu oraya koymayacaktı. Ama biz o bavulun orada durmasını istedik. Çünkü bavul filmin isminden dolayı simgesel olarak orada çok şey anlatıyordu. Ve bizde filmin açılış planının bu şekilde olmasını istedik. Film gerçek bir mekanda, gerçek insanlarla ve gerçek bir hikaye anlatıyor. Tabi hikayenin nasıl anlatılacağına dair bir kurgu oldu ama bu müdehale denilecek bir düzeyde değildi.
Filmi çekerken gerçek insanlarla doğal bir ortamda bir film çekiyordunuz. Çekimler esnasında sizi teknik olarak veya fiziksel olarak zorlayan şeyler oldu mu?
Aslında en çok bizi zorlayan kar kısmı oldu. Biz çok karlı sahne düşünüyorduk ama o sene orada kar yağmadı. Bütün kar sahnelerini bir günde çekmek zorunda kaldık. Tabi filmin bir senaryosu var ve senaryoda beklediğimiz bir çok şey olmadı ama beklemediğimiz de bir çok şey oldu.
Dolayısıyla gerçeklikle bizim beklentilerimiz arasında bir denge oluştu. Montajda da teknik olarak en büyük mesele çekim saatinin çok uzun olmasıydı. 70 saatlik görüntü vardı ama 80 dakikalık bir film yapıyorduk. Bir belgesel olarak bakarsanız çok değil ama böyle bir sinema filmi için montajda bizi en çok uğraştıran şey oldu. Montajı biz yaparken en son editing kısmında profesyönel bir yardım almamız gerekti. Türkiye'de yaşayan Alman asıllı editor Thomas Balkenhol ile çalıştık.
Şu an üzerinde çalıştığınız başka bir proje var mı? Bize biraz bahsedebilir misiniz?
Bir sonraki proje "İki Dil Bir Bavul"u tamamlayacak bir poje. Bir aile hikayesi. İsmi "Babamın Sesi". Bu çoçukların büyümüş hallerini çekiyoruz. Çocuklardan biri var biri yok, anne var baba yok. Bu çocuklar büyüdüklerinde ne oluyorları anlatan bir hikaye. Hikaye yine Elbistan'da ve Diyarbakır'da geçiyor. Çokta fazla şey anlatıp süprizin tadını kaçırmayalım.