Geçtiğimiz kasım ayının sonunda Berlin Eyaleti Uyum Bakanı olan Dilek Kolat, görevdeki 7 ayını SABAH’a değerlendirdi. Kolat, bakan olduktan sonra bakanlığının görev alanının arttığını ve daha da güçlendiğini ifade etti.\n\n
Bakan olmanız sizin için sürpriz oldu mu?\n\nBerlin Eyalet Meclisi’nde 10 yıldır görev yapıyordum grup başkanvekiliydim. Aslında bir anlamda beklenen bir pozisyona gelmiş sayılırım. Büyük bir sürpriz olmadı. Ama bakanlıktaki bürokratlar ben göreve başlayınca biraz şaşırdı. Çünkü yeni birini beklerlerken, konuları çok iyi bilen biri gelmişti.\n\n
S: Göreve gelince ‘test ediliyormuş’ gibi hissettiniz mi kendinizi?\n\nBakan oldum ve hemen mücadeleye başladım. İnanılmaz bir pazarlık ortamına girdik. Üstlendiğim bakanlık daha da güçlendi. İlk yaptığım çalışmam da bakanlığın sorumluluk alanını genişletmek oldu. ‘İş güvenliği’ bölümü CDU’lu bir bakanlığa aitti. Büyük mücadele verdim ve pazarlıklar bittiği halde almayı başardım. Bu da çalışan memurlar arasında, ‘Bakanımız tuttuğunu koparıyor’ imajı yarattı.\n\n
Bugün Alman siyasetinde Türk kadınlarının yıldızı parlıyor; ne dersiniz?\n\nAlmanya’da yabancı kökenli siyasetçilere baktığınızda, aktif mevkilerdeki kadınların sayısı yüksek. Bunun nedenini açıklamak zor. Kadınlar daha kararlı ve çalışkan olabiliyor. Tabii kadın kotasının da belki avantajları var bu konuda. Türkiye’de de dediğiniz gibi ilginç bir durum yaşanıyor. Almanya genelinde ise üst düzey kadın yöneticiler konusunda yüz karası bir durum sözkonusu. Almanya’da büyük şirketlerin yönetici pozisyonunda hiç denecek kadar kadın var, eşit ücret konusunda da; aynı işi yapan kadınlar Almanya’da yüzde 23 daha düşük ücret alıyor. Bu durumu değiştirmek için çalışacağız. Kota uygulamasına da kesinlikle ihtiyaç var.\n\n
Önümüzdeki on yıl için yeni hedefler belirlediniz mi?\n\nHayır. Ben şu an yaptığım görevi iyi yapmak istiyorum. Hep öyleydim, üstlendiğim görevi en iyi şekilde yaparsam sonrası zaten gelir. Federal görevler ilgimi çekmedi. Federal Meclis mesela... ‘Büyük denizde küçük balık olmaktansa, küçük denizde büyük balık olmak daha iyi’ diyorum. Ben Berlin’de kalmayı düşünüyorum.\n\n
İstihdam ne durumda?\n\nBerlin’de işsizliğe karşı her geçen gün olumlu ilerlemeler oluyor. Şu anda istihdam sorunundan bahsedebiliriz, gelecekte bu çok daha net ortaya çıkacak. Potansiyel belli. Bir; ‘evdeki kadınlar’, iki; göçmenler. Yaşlılar dahil, atıl nüfusun istihdama, kalifiye mesleklere kazanılması şart. Almanya’da nufüs yaşlanıyor ve azalıyor. Bir araştırmaya göre Berlin’de 2030 yılına kadar 460 bin elemana ihtiyaç olacak. Bir yandan da Berlin’de 200 binin üzerinde işsiz insan var. Biz de ‘Berlin-Arbeit’ isimli bir proje hazırladık.\n\n
Diplomaların tanınmasının faydası olacak mı?\n\n1 Nisan’dan itibaren yürülüğe giren yeni yasa ile Almanya dışında elde edilmiş diplomaların denkleştirilme başvurusu yapılabiliyor. Devlet üç ay içinde bu diplomaların derecesini belirleyip, denk olup olmadığını, değilse neler yaparak denkleştirilebileceğini başvuru sahibine söyleyecek. Bu amaçla Berlin’de üç danışma yeri açtık. Dördüncüyü de açacağız. Türkler Berlin’de Berlin Brandenburg Türkiye Toplumu’ndan (TBB) danışmanlık alabilir.\n\n
Uyumda öncelikli meseleler neler?\n\nBerlin’de Uyum ve Katılım Yasası gökten zembille düşmedi. Belli bir politikanın sonucu olarak ortaya çıktı. Berlin’de devlet işlerinde çalışan yabancı kökenlilerin sayısını yüzde 25 olarak hedef aldık. Bugün Berlin polisinde meseleğe başlayanların yüzde 22’si yabancı kökenli ve bu güzel bir oran. Genel idari birimlerde yüzde 8 olan oranı yüzde 17’ye çıkardık. Bunun anlamı; ‘Biz Berlin idaresini çokkültürlü yapmak istiyoruz. Okul birliği sağlatarak da gençlerin eşit ve daha adaletli okumalarını ve diploma almalarını sağladık. Kısa zamanda büyük işler başardık.\n\n
Kendi geçmişinizden eğitimle ilgili örnek bir anınız var mı?\n\nBen okula başladığımda tek kelime Almanca bilmiyordum. Okulun Almanca bilmeyen çocuklarla ilgili hiçbir konsepti yoktu. Ben Neukölln’de okula gittim. Almanca dersinde ana dili Almanca mı değil mi diye bakılmıyordu. Sanki hepimizin anadili Almanca olmak zorundaymış gibi bir okul tipi vardı. Bugün yuvada bile dil teşviği yapıyoruz. Okul sistemi Berlin’de değişti. Bir insanın bu toplumda uyumlu yaşayabilmesi için kendi kültüründen vazgeçmek zorunda değil. Tam tersine kendi kültürünü yaşama, yaşatma her insanın hakkı.\n\n
Sosyal etkinliklere, kişisel hayata yer bulabiliyor musunuz bu arada?\n\nYok. Daha önce de az vakit buluyordum, şimdi daha da az. Gelen davetiyeleri bir kenara koymak zorundayım. Zaten ilk yıl bu tür etkinliklere gitmemeyi göze aldım çoktan. ‘İlk yıl sadece çalışma yılım olacak’ dedim. Öyle başladım. Evi otel gibi kullanıyorum şu anda, komşularım beni görünce cennetlik oluyorlar. Ama yine de ben işimi çok seviyorum, ben severek milletvekilliği yaptım, isteyerek yaptım. Ayrıca bunun kutsal bir görev olduğuna inanıyorum.\n\n
Türk kültürü ile temasınız nasıl?\n\nTürk edebiyatına uzak kalıyorum. En son galiba Emre Kongar’ı okudum. Film olarak Ata Demirer’İn Berlin Kaplanı’nı izledim en son. Müzik olarak uzun süre özgün müzik dinledim, sonra halk müziği dinledim, klasik pop müziğine ilgim var, Sezen Aksu konserlerine giderim. Türk mutfağını iyi bilirim. Gençken yemek pişirmesini bilmezdim. Hatta annem anlatır... Okuldan eve gelmişim, annem beni mutfaktan çağırmış, ‘misafir gelecek yardım et’ diye. Ben de ‘beni ablamla karıştırıyorsun galiba’ demişim. Yıllar sonra evlendim, hâlâ hiçbir şey bilmiyorum. Annemle telefon trafiği yaparak sarma yapma dahil çok şeyi öğrendim ama çok iyi aşçı değilim.