İstanbul'un Anadolu yakasını, özellikle Bağdat Caddesi ve civarını bilenler büyük olasılıkla Suadiye'den sahil yoluna inen caddenin en altındaki kafe ve restoranlar kompleksine de uğramışlardır. Burada iki büyük bina içinde birbirinden hoş yeme içme mekânlarının yanı sıra spor stüdyosu, kuaför gibi farklı alanlarda hizmet sunan mağazalar da bulunur. Suadiye Park Eğlence Merkezi adını taşıyan bu kompleksteki gastronomi mekânlarının aralarındaki konsept farkları, onların birbirlerinden müşteri çalmalarını büyük ölçüde önlediği gibi, bu restoran, bar ve kafelerin hepsinin kalitesi belli bir düzeyin üzerindedir. Dolayısıyla onlar gibi iyi olmayan yerler burada kolay barınamaz. Suadiye Park'ın başarısı, caddenin karşı tarafındaki dükkânların da birer ikişer restoranlara dönüşmesine yol açtı ve sonuçta bu bölge, sadece Kadıköy yakasında oturanlar için değil, Boğaz'ın öteki tarafında oturanlar açısından da bir çekim merkezi haline geldi. Takip edebildiğim kadarıyla Suadiye Park'ta açılan mekânlardan sadece biri, burada tutunamayıp kapandı ve yerine başka bir işletme açıldı. Ancak ben daha önce burada mevcut balık lokantasına gittiğim ve pek de mutlu kalmadığım için olsa gerek, bugüne dek onun yerini alan yeni balık restoranına uğramak içimden gelmemişti. Geçen hafta, bu yıl oldukça geciken yazın ilk günü olan cuma akşamı, Suadiye Park'ın en üst katında iki yıl önce hizmete giren Park Balık'ta yer ayırttım. Park Balık, iki kata yayılmış. Asansörle çıkılan üçüncü kat, teras. Bir kat altta ise restoranın kapalı kısmı var. Restoranın üstündeki teras o akşam ilk kez servise açılmıştı; aslında bir alt kattaki kapalı mekân da üşüyen müşteriler için hazır tutulduğu halde, açık havada yemek yemeyi herkes özlemiş olsa gerek, kimse içeride oturmamış, herkes terası tercih etmişti. Bunda o akşam bulutsuz gökyüzünde kayısı rengi doğan dolunayın da etkisi vardı kuşkusuz. Biz de terasta masamıza yerleştik. Suadiye Park'ın terasından Marmara ve Adalar ayaklar altında. Yani biraz yukarıda, Bağdat Caddesi'nde kaldırımlar iğne atsanız yere düşmez, trafiğin yoğunluğundan araçlar iki kilometrelik yolu yarım saatte kat ederlerken, Park Balık'ın terasında yemek yerken insan sadece martı seslerini işitiyor, huzur içinde manzaranın ve mehtabın tadını çıkarıyor.
KALİTESİ SALATASINDAN BELLİ
Terasa çıktığınızda, kapının hemen yanı başında büyük bir dolap içinde balık mostrası göze çarpıyor. Biz gittiğimizde mostrada fazla balık çeşidi bulunmamakla birlikte, başta çok büyük bir sinarit ve irili ufaklı kalkanlar olmak üzere mevcut balıkların tazeliği hemen göze çarpıyordu. Masamıza yerleştikten sonra mönüyü istedik. Garson restorandaki tek göstermelik yemek listesini masaya bıraktı. Mevcut mezeler değil, herhangi bir zamanda sunulması düşünülen mezeler sıralanmıştı listede. Çaresiz kalkıp meze dolabına kadar gitmek, bizzat görerek yiyeceklerimizi seçmek gerekti. Doğrusunu isterseniz, mezeleri seçmek için terasın mutfak kısmına kadar gitmek iyi oldu. Çünkü bir aşçının salata yapışını gördüm. Aşçı, malzemeyi bıçakla doğramak yerine, iyi bir salatanın önemli şartı sayılan, yaprakları kopardıktan sonra tüm malzemeyi iyice karıştırarak yapıyordu. Nitekim biraz sonra sofraya getirttiğimiz salata gerek malzemesinin tazeliği, gerekse karışımının kıvamı açısından birçok balık lokantasına fark atacak kalitedeydi. Grubumuzun bir bölümü içki tercihini rakıdan yana kullanırken, bir bölümümüz beyaz şarap ısmarladı. Restoranda bütün rakı çeşitleri bulunduruluyordu. Şaraplarda ise Doluca ve Kavaklıdere'nin ürünleri vardı ve fiyatlar makul düzeyde tutulmuştu. Rakıcıları düşünerek beyaz peynir ve kavun ile meze seçimine başladık. Bunların dışında sıradan mezeleri olabildiğince pas geçtik. Zira tümüyle mezeyle karın doyurmayıp, doğru dürüst balık yemek niyetindeydik. Mezeler içinde özellikle deniz mahsullerine sarılı patlıcan ve içine pazı doldurulmuş levrek sarma dikkati çekiyordu. Bu iki mezeyi bugüne dek tatmamıştım. Her ikisi de son derece lezzetliydi. Birincisi imambayıldıyı andıran ama içinde aşırıya kaçmadan beyaz etli balık parçaları bulunan zeytinyağlı bir balık mezesiydi. Diğeri ise levrek filetoları haşlandıktan sonra içine pazı yaprakları konup sıkı bir rulo haline getirilmiş, susam serpilip buzdolabında katılaşmaya bırakılmış, servis öncesinde kalın dilimler halinde kesilip üzerine zeytinyağı limon gezdirilmişti. Ayrıca Bombay fasulyesinden pilaki, tulum peyniri rendelenmiş karışık salata, ahtapot salatası, kalamar tava ve fener kavurma ile sofradaki tüm soğuk ve sıcak mezelerimiz tamamlandı. Balık olarak dev sinaritten büyücek bir parçanın ızgarada pişirilip paylaştırılmasını istemiştik. Balıklarımız, suyu içinde bırakılarak başarılı biçimde pişirildi, yanında, kabuğuyla fırınlanmış patates ile servis edildi. Bu güzel akşam yemeğini meyve ve okkalı kahve ile tamamladık ve kişi başına 80 TL hesap bırakarak ayrıldık. Suadiye'deki Park Balık çok ucuz olmamakla birlikte iyi bir balık lokantası.
Beğendiklerim
Suadiye'de denize bakan terasıyla Park Balık, Boğaz tipi mezeleri ve başarılı balık pişiricisiyle Boğaz balıkçılarına iyi bir alternatif.
Mutfak * * * *
Servis * * *
Ambians * * * *
Beğenmediklerim
Balık lokantalarının en büyük handikabı, fiyatları da gösterilmiş bir yemek listesinin mevcut olmayışı. Dolayısıyla insan hesap gelinceye kadar kaça çıkacağını fark edemiyor.
Park Balık Suadiye Plaj Yolu No: 18 A- Blok, Suadiye-Kadıköy/İstanbul Tel: (0216) 410 39 59