Tiyatromuza büyük katkısı olan Alabora ailesine, bir de oyuncu gelin katılınca, ailenin doğuştan oyuncu, klasik müzik hayranı üyesi Memet Ali Alabora ile konuşmak şart oldu. Bir yandan düğün telaşı, bir yandan Histanbul, Muhabir oyunlarının turneleri derken, ekim ayında başlayan yazışmalarımızdan sonra kısmet beş ay sonraya kaldı. Sohbetimizi aşağıda okuyacaksınız, sizde yaratacağı duygu ne olacak bilemiyorum, ama bana sorarsanız, Memet Ali Alabora'nın ilk aşkı tiyatroysa, ikinci aşkı da 'Karım,' demekten büyük zevk aldığı belli olan Pınar Öğün olmuş...
- Başbakan Erdoğan 'Demokratik açılım' hakkındaki fikirlerini almak için geçen hafta sonu 60 sanatçıyı kahvaltıya çağırdı. 'Bu grupta neden ben yoktum?' diye düşündünüz mü?
- Başbakanın çeşitli sanat meslek gruplarıyla çeşitli toplantılar yapacağını duydum. Bu toplantıyı daha yeni duyduğum için de davet beklemedim.
- Diyelim ki tiyatro sanatçıları davet edildiğinde siz de katıldınız, neler önerirdiniz?
- Sanatçılara fikirlerinin sorulması önemli. Bu bir fikir toplantısı. Ama burada muhatap alınacak olan aslında örgütlenmelerdir. Bu anlamda zayıf bir ülkeyiz. Sanatçıların örgütlenme temsilcileri orada sorunları aktarır. Çünkü temsilciler, bütün sanatçılar adına, daha önce yapılmış istişareler ışığında konuşur. Oraya hazırlıkla, önerilerle gidilmesi daha yapıcı olur. Sanatçıların kişisel olarak fikirlerinin alınması zevkli bir şey, ama kısa vadeli ve kişisel kalır. Kültür aktörleri bir başbakanla sürekli buluşamaz. Bu buluşmadan somut ve yapıcı sonuçlar çıkmalı.
- Sık sık turnelere gittiğiniz için merak ediyorum, Güneydoğu'ya sanat açısından yapılan yatırımlar, faaliyetler yeterli mi?
- Buna bir tek Güneydoğu olarak bakmanın geçerli olabileceğini zannetmiyorum. Biz Muhabir oyunuyla Karadeniz, Doğu ve Ege'de beşer kente bir turne yaptık. Türkiye'deki sanat mevzuatlarının, destek modellerinin baştan düzenlenmesi, yenilenmesi gerekiyor.
- Garajistanbul'un yönetim kurulu üyesisiniz. Bir sivil toplum örgütü gibi faaliyet gösteriyorsunuz. Muhatap alınmak için hazır bir oluşum modeli sayılmaz mısınız?
- Evet, bir kooperatifiz. Bu anlamda Garajistanbul, tabii ki bir muhatap, tıpkı bu alanda faaliyet gösteren diğer oluşumlar gibi. Türkiye'de örgütlenme denilince, olumsuz, çok ideolojik bir çağrışım yapıyor. Tabii ki ideolojik olacak ama meslek örgütlenmeleri, kendi mesleğinin sorunlarını dile getirmek için vardır.
- Sanatçıların bir amaç için bir araya gelmesi kolay mı?
- Garajistanbul önce Mustafa ve Övül Avkıran'ın hayaliydi. Ben ve diğer iki kurucu üye, onların hayalini kendi hayalimiz kıldık. Bu vücuda geliş içinde 100 gönüllü destekçisi, stajerleri, sanatçılarıyla varlığını sürdürebildi. Evet birlikte bir şey yapabilmenin önemli noktalarından biri Garajistanbul. Ama kolay noktalarından biri değil, çünkü gerçekten zaman ve mesai istiyor. Ayakta durmak çok zor.
EVLİLİK ÇOK KEYİFLİ, ÇOCUK İÇİN BAKALIM...
- Hayırlı olsun, bekârlığa da veda ettiniz. Aslında hâlâ duymayanlar var ama hayranlarınızın ilk tepkileri ne oldu?
- Sokakta bile çevirip 'Tebrik ederiz,' diyenler oluyor. Çeşitli zamanlarda bizi görenler de olmuştu.
- Tiyatro sanatçısı bol aileye bir oyuncu daha katıldı anlaşılan...
- Evet, Pınar da oyuncu. Eğreti Gelin'de de oynamıştı.
- Konservatuvardan mı arkadaşsınız?
- Hayır, Pınar'la aramızda konservatuvardan olabilecek yaş sınırı yok. Bizim aramızda yedi yaş var.
- Siz de gençsiniz ama o bayağı genç evlenmiş...
- Çok da genç sayılmaz, 25 yaşında evlendi. Annem beni 23 yaşında doğurmuş, o da oyuncu olduğu için ben oralardan hesaplamaya çalışıyorum.
- Evlenmeyi hep ister miydiniz yoksa ani bir karar mı oldu?
- Ben karımla evlenmeyi istedim. Biz birlikte yaşamak istedik ve onun için evlendik. Aynı hayatı paylaşmak istedik.
- Pınar Öğün bir dönem Londra'da da yaşadı. Londraİstanbul hattında bir ilişkiyi yürütmek zor olmadı mı?
- Önce Ankara'da Bilkent'te okuyordu, sonra Londra'ya gitti, orada okumaya devam etti. Evet, bayağı zorlandık.
- Nasıl tanıştınız?
- 2004'ün başında Hayalet adlı bir dizide tanıştık. Ama iki yıl sonra beraber olmaya başladık ve dört yıl sonra da evlendik.
- Birlikte proje de üretiyor musunuz?
- İnsan aynı işten olunca, kafası da kimi zaman birlikte çalışıyor. Beraber oynayabiliriz de. Onun çok farklı, bende olmayan bir tecrübesi var. Londra'da filmler yaptı, oyunlar oynadı. LAMDA (London Academy of Music and Dramatic Art), Londra'nın en iyi üç okulundan birisi.
- 'Annem 23 yaşında beni doğurduğuna göre, eşim de hemen anne olmalı,' mı diyorsunuz?
- Bakalım, her şey sırayla. Evliliği, birlikte yaşamanın ne olduğunu bir anlayalım, sonra onu da düşünürüz. Biz evlenmiş olmaktan çok mutluyuz. Çok eğleniyoruz, birlikte keyifliyiz.
SİBEL TÜZÜN, HİSTANBUL'A RENK KATTI
- İki kişilik Histanbul oyununa Roza Erdem'le başladınız, şimdi şarkıcı Sibel Tüzün'le devam ediyorsunuz. Neden böyle bir değişikliğe gerek görüldü?
- Bazen kastta değişiklikler olur. Oyunun yaratıcıları Övül ve Mustafa Avkıran da Sibel Tüzün'ü uygun gördüler ve davet ettiler. O da kırmadı, çok heyecanlandı geldi ve çok çalıştı.
- Yeni bir enerji mi katıldı oyuna?
- Bir karşılaştırma yapmak doğru değil, Roza da çok güzel bir performans çıkarmıştı. Tiyatro Tiyatro dergisinin ödüllerinde, en iyi kadın oyuncu dalında aday gösterildi. Bütün oyunda çok az konuşup, sadece şarkı söyleyen bir karakterin böyle bir ödül için aday gösterilmesi çok önemli. Sibel, şarkıcı olarak bambaşka bir renk getirdi.
- İkinci kez izlemeye değer o halde oyun...
- Seyirciler içinde de iki üç kez izleyen var. Çünkü çok katmanlı bir iş; bir ses evreni, hareket dünyası, bunların üstünde akan metin ve altta giden bambaşka bir müzik var.
- Tam da İstanbul gibi...
- Evet. Her yerden ses geliyor, kilisenin çanı çalar, ezan okunur, bir satıcı sesini duyarsınız.
LISZT DE ÜÇ BUÇUK AY İSTANBUL'DA YAŞADI
- Chopin'in 200. doğum günü nedeniyle piyanist Emir Gamsızoğlu ile hazırladığınız gecede Chopin'e ilham veren Polonyalı şair Adam Mickiewicz'in İstanbul'da yaşayıp, burada öldüğünü de anlattınız. Onun müze gibi korunan Dolapdere'deki evi ne yazık ki bilinmiyor ve şiirleri hâlâ Türkçeye çevrilmedi.
- Mickiewicz , Polonya'nın en büyük şairi. 1855'te geliyor ve bir ay sonra ölüyor. Yaşadığı ev yanıyor ama bu evi bir Polonyalı satın alıyor. Onun adına yaptırıyor, plaket çakılıyor. 1955'te ölümünün 100. yılında Kültür Bakanlığı oraya sembolik bir mezar yapıyor. Sonra da müze ev olarak hizmete geçiyor.
- Liszt de İstanbul'a uğramış değil mi?
- Liszt, Beyoğlu'nda Nuri Ziya Sokak'ta üç buçuk ay yaşamış. Hem de 1847'de, Chopin ölmeden iki yıl önce. Abdülaziz'in davetiyle geliyor. Müzikal Hümayun'un başındaki Donizetti Paşa'nın yaptığı bir marşa paragraf yazıyor.
- Chopin'den sonra başka bestecilerin hayatıyla ilgili çalışma yapacak mısınız?
- Emir Gamsızoğlu ile karısı Schumann'ın karnavalından müzikli, yarı oyun yapacaklar. Biz de belki karımla onun içinde olacağız.