Gripin üyeleri, yeni albümlerinin çıkış arifesinde neşeli ve heyecanlı gözüküyor. Ama geçirdikleri son üç yıl için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Çünkü iki albüm arasında Birol Namoğlu (vokal), Murat Başdoğan (gitar) ve İlker Baliç (davul) askere gitti. Döndükten sonra bas gitaristleri Evren Gülçığ gruptan ayrılma kararı aldı. Yerine grupta aynı zamanda klavye çalan Arda İnceoğlu geçti. Plak şirketleriyle yollarını ayırıp Avrupa Müzik'e geçtiler. Kendi içlerinde inişçıkışlar yaşadılar. Dün yayınlanan 10 şarkılık albümleri, yaşadıkları dönemi, albümün ismi ise bundan sonrasını anlatıyor aslında. Buzuki, kemança, bendir ve asma davul da kullandıkları şarkıların hepsi birbirinden 'damar'. Sözlerde de 'gitmek', 'ayrılmak' kelimeleri sıkça göze çarpıyor. Albümün adı ise
M.S. 05 03 2010. Bu tarih onlar için bir milat. Çünkü artık yeni bir dönem onları bekliyor.
- Damardan bir albüm yapmışsınız. Gripin'de efkâr durumu hep vardır ama sanki burada dibine vurmuşsunuz. N'oldu size böyle?
- Birol: Üç sene içerisinde pek çok şey üst üste gelince böyle bir albüm çıktı ortaya. Askerlikten sonra Gripin dört kişiye düştü. Plak şirketimizden ayrılmak evliliği bitirmek gibi bir şeydi. Kolay olmadı ama bunu karşı tarafı kırmadan yapmaya çalıştık. Evet, her zaman bir efkâr vardı Gripin'de ama bu sefer ağır oldu galiba.
- Aslında bana esprili bir taraf da var gibi geldi. Bazı sözlerde güldüm bile. Hafiften 'kendiyle dalga geçme' durumu var mı?
- Birol: Sempatik sempatik efkârlandırıyor. Güldürürken bir süre sonra, "Evet ya," deyip efkâra devam ettiriyor. (Bu esnada, eliyle 'içme' hareketi yapıyor.)
- Zaten albümden bir rakı kokusu geliyor. Rakı sofrası kültürünüz var mıdır?
- Birol: Gece çıkmayı bıraktık, sadece rakı masaları var artık.
- Bu, yıllar içinde değişen bir şey mi? Eskiden daha mı biracıydınız mesela?
- Murat: E tabii, ben ilk birayla başladım. (İlker'e dönüyor) Bilmiyorum sen tekilayla mı başladın?
- Birol: Ben hiç biracı olmadım, hep votkacıydım.
- Arda: Ben de.
- Birol: Son bir-bir buçuk senedir, rakı sofrası ve erken biten geceler var. Küçükken ailelerimizle gittiğimizde görüp, 'Bunlar bundan ne zevk alıyor?' dediğimiz masaların kahramanları biz olduk galiba.
- Bunu içki konusunu açmak için sormadım aslında. İlk albümünüzle daha bira-rock kültürü içinde yer aldığınızı, yıllar içinde öze döndüğünüzü düşündüm. Küçükken insanın kalıpları oluyor da zamanla mı açılıyor?
- İlker: Bu dediğin doğru. Gün geçtikçe insan bazı kalıpları kırıyor. Bizde çok fazla olmadı o kalıplar aslında.
- Birol: Ya da oldu da farkında değildik. Şimdi bayağı bayağı Ege'ye yaklaştık.
- Belki de şimdi grupların kendi kültürünü rock müziğin içine sokması normal kabul ediliyor.
- Arda: Olması gereken de o. Hatta Türk grupları Avrupa'ya açılacaksa bu böyle olacak. Onların müziğini burada yapmaya çalışarak değil.
- Birol: Özellikle son iki-üç senedir gruba rebetiko, zeybek aşılama çalışmalarım İngiliz gruplarının önünü kesti.
ASKERDE OYUN HAVASI
- Senin bu merakın nereden geliyor?
- Birol: İşten. Milattan önce (albümün adı 'milattan sonra' olduğuna göre böyle diyebiliriz herhalde, yani kendi miladımızdan önce) kendi işlerimizde çalışıyorduk. Ben de sürekli Yunanistan'a gidip geliyordum. Orada çok sevgili bir dostumuz beni bu müzikle tanıştırdı. Aslında benim anne tarafım da Dramalı.
- Murat: Şarkı sözleri de ondan böyle; drama!
- Artık dört kişisiniz. Bas gitaristiniz Evren niye ayrıldı?
- Murat: Askerden döndük. Dört kişi kalacağımız belliydi çünkü işini bırakamayacak tek kişi Evren'di. Bırakması, onca yılını çöpe atması demekti. Konuştuk, anlaştık, dört kişi devam etmeye karar verdik.
- Askerlik zor geçti mi?
- İlker: Biz sanatçı olduğumuz için...
- Birol: Sanatçı mı dedin?!?
- Murat: Sanat güneşi!
- Birol: Nasıl bir sanatçılık bu, anlatsana İlker.
- İlker: Zaten askerlik başlı başına...
- Murat: Sanat için soyunur musun?
- İlker: Ben pas geçiyorum bu soruyu (gülüyorlar).
- Ne olarak yaptınız askerliğinizi?
- İlker: Ben jandarmaydım.
- Birol: Ben ulaştırmacıydım Ankara'da.
- Murat: Bando.
- Arda: Murat sanatçı olarak yaptı (gülüyorlar).
- Murat: Çay saatlerinde hanımlara gitarımla eşlik ettim.
- Neler çalıyordun?
- Murat: Osman Aga, Ormancı, Ankaralı Turgut'un repertuarı, oyun havaları... Şarkı da söylettiler. Üstelik Fransızca. Bilmiyorum da Fransızca. Okunuşlarını kâğıda yazıp söyledim.
- Başarılı mıydın?
- Murat: Gayet iyiydim yani (gülüyorlar). Herkes 'Ne kadar kültürlü çocuk,' diye bakıyor, benim önümde Türkçe okunuşları yazıyor. Grubun adı da Beyaz Kelebekler'di.
Nilüfer'le sahnede
- Albüme Nilüfer'in Yolcu Yolunda Gerek şarkısını koymuşsunuz. Neden bu şarkı?
- Murat: Ocak ayında Beyaz'ın bir programı tamamıyla Nilüfer üzerineydi. Nilüfer'in 60'larda verdiği bir röportaj varmış, 'Türkiye'de rock müzik olmaz kardeşim,' diye.
- İlker: 'Kardeşim!'
- Murat: 'Kardeşim'i de ben eklemiş olayım. Bizi arayıp, 'Nilüfer böyle bir şey demiş, siz şarkısını yorumlar mısınız?' dediler. Biz de, 'Tabii ki,' dedik. Çıkıp çaldık, Nilüfer de bize katıldı. Beyaz Show'dan sonra bu şarkıyı albüme koymaya karar verdik.