Büyük ailelerin yaşamları üzerine birçok film çekilmiştir. Bu yenisi Milanolu, tekstil zengini bir büyük aile üzerine. Aile büyükbabanın yaş gününde bir araya gelmiştir: görkemli bir malikane, sayısız hizmetçi-uşak... Ve de farklı sorunlar yaşayan değişik kuşaklardan bireyler. Sonrasında, büyükbaba ölmüş, mirasçılar fabrikaları devralmıştır. Bir yandan Hint kökenli bir Amerikan milyarderin temsil ettiği yeni ekonomik düzene uymaya çalışırlarken, öte yandan çeşitli tutkular, sapık eğilimler ve şüpheli arayışlar, ilişkileri gerecektir. Film, kısaca sanat filmi (veya sanatsal film) denen türden. Aslında pek sevip kullandığım deyimler değil, ama galiba burada başvurmak gerekiyor. Çünkü aslında klasik bir öykü, oldukça çapraşık, giderek deneysel biçimde anlatılmış. Film, öncelikle diğer sanatlardan yararlanıyor: Milano (ve sonra başka kentler) tam bir mimar gözüyle, bir belgesel gibi anlatılıyor. Birçok görüntü resim sanatını akla getiriyor. Birçok sahnede ise belli bir şiirsellik var. Tüm bunların özgünlüğünü kabul ediyorum. Ayrıca bir sahne beni çarptı: Antonio'nun o çok özel karidesli yemeği hazırlayarak Emma'ya adeta tabağın içinde ilân-ı aşk ettiği sahne. Mutfak meraklıları eminim bayılacak. Yine de tüm bu çabalar, sonuç olarak anlatılmaya çalışılan drama ve de sinemaya hizmet ediyor mu, kuşkuluyum. Demek ki özgün, araştırmacı, kişiselliği olan bir film. Ama tüm sanatsal arayışları içinde biraz dağınık ve denetimsiz duruyor. Özellikle yenilikçiler için...
BENİM ADIM AŞK **
(Io Sono l'Amore) Yönetmen: Luca Guadagnino Senaryo: L. Guadagnino, Barbara Alberti, Ivan Cotroneo, Waltar Fasano Görüntü: Yorick Le Saux Müzik: John Adams Oyuncular: Tilda Swinton, Flavio Parenti, Edoardo Gabbriellini, Alba Rohrwacher, Pippo Delbone, Marisa Berenson, Gabriele Ferzetti, Diane Fleri İtalyan filmi.