Genellikle başarılı sanatçıların ya da sporcuların kıymeti, vefat ettikten sonra bilinir ne yazık ki. Ancak bu hikayede durum farklı. 'İnsanlar yaşarken de anılmalı ve ödüllendirilmeli' düşüncesiyle, çok güzel bir vefa örneği sayılabilecek bir kitap hazırlandı yakın zamanda.
Altın Kalpli Eldiven, bir boksörün hayatını, başarılarını ve sporcu kimliğini anlatan bir eser... Şişli Belediyesi Spor Danışmanı Aram Kuran ve gazeteci Erden Aktoğu'nun belgesel niteliğinde olan ve geçen hafta imza günüyle tanıtılan eseri, bir efsaneyi anlatıyor yeni nesillere, özellikle de sporculara... Bu efsanenin ismi, Türkiye'nin ilk profesyonel ve milli boksörü Garbis Zakaryan. Sadece sporculara değil, tüm insanlara örnek olabilecek bir yaşamı ve hikayesi var onun. Boksun duayenleri, 81 yaşındaki İstanbul doğumlu Garbis Zakaryan'ın, bir zamanlar Spor ve Sergi Sarayı'nda 5 bin kişinin önünde nasıl dövüştüğünü anlatırlardı. Tabii biletlerinin her zaman karaborsaya düştüğünü de... Zakaryan, 1944 yılında; 14 yaşında Galatasaray Kulübü'nün bulunduğu Beyoğlu Hasnun Galip Sokak'taki bir lokalde cumartesi ve pazar günleri izlediği maçların ardından boks sporuna "Merhaba," dedi. Boksa başlamak için Beyoğlu Kulübü'ne gittiğinde karşılaştığı ilk soru, "Ne yapmaya geldin?" oldu. Henüz cılız bir çocuktu ve "Boks yapacağım," cevabını verdi. "Önce jimnastik yap ve vücudunu geliştir," sözleriyle reddedildi. Fakat bu olayın iki-üç defa başına gelmesi, onu yıldırmadı. Taksimspor ve Galatasaray formalarını giyen Zakaryan'ın, 1950 ve 1960'lı yıllarda ringlerde fırtına gibi estiğini ve boks sporundaki egemenliğini, o dönemlerin şahitleri arasında bilmeyen yok. Amatör ve profesyonel olarak 300'e yakın müsabakaya çıktı. İstanbul ve Türkiye Şampiyonu oldu.
ZAKARYAN'IN TÜRKİYE SEVDASI
Altın Kalpli Eldiven kitabı, insanları Zakaryan'ın başarı hikayesiyle buluşturuyor. Zakaryan, hayatı boyunca yaşadığı maddi ve manevi zorlukları; çorap mağazası ve oto tamirciliğiyle başlayan çalışma hayatını anlatıyor kitapta... Çaresizliğin nasıl umuda dönüştürülebileceğinin dersini veriyor. Düzenli bir aile yaşantısının ve aşkının, Zakaryan'ın kanı pahasına dövüşerek ulaştığı başarılardaki yeri, rakiplerini nasıl navakt ettiği, maçları nasıl kazandığı, askerlik hayatı ve Türkiye sevdası, ince ince işlenmiş kitapta. Boksta merdivenleri yavaş yavaş çıkan Zakaryan'ın Türkiye sevdası çok farklı... Bu sevda, aslında Taksim aşkıyla başlıyor. Garbis Zakaryan, vefat eden boksör arkadaşı Vedat Karakurum'un cenazesinin Türk bayrağına sarıldığını görünce çok duygulanıyor ve "Umarım beni de Türk bayrağına sarılı tabuta koyarlar," sözleri dudaklarından dökülüyor. Eserin belki de en ilginç bölümü ismi... Sporculuğu döneminde 'Demir yumruk' lakabıyla anılan bir boksöre neden 'Altın kalpli eldiven' denilir? Çünkü 22 yıl boks yapmış olan Zakaryan, kavgacı bir insan değil; hatta çok merhametli olması ile tanınıyor. Dışarıda karıncayı bile incitmeyen boksör, ringlerde başka bir kimliğe bürünüyor fakat orada da centilmenliğini asla bozmuyor.
Zakaryan olmasa Kamacı olmazdı!
Zakaryan, Avrupa Şampiyonu olan ilk Türk boksör Cemal Kamacı'yı da çalıştırdı. Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi Vakfı tarafından, Poseidon Yayıncılık'a hazırlatılan eserin sonunda, Garbis Zakaryan'ı tanıyanlar ve boks sporunun duayenlerinin kaleme aldıkları yazılara da yer verilmiş. Bu isimlerin başında elbette Cemal Kamacı geliyor. Kamacı, Zakaryan'ın hayatındaki önemini, "Avrupa'nın gelmiş geçmiş en kaliteli boksörlerinden birisiydi. Garbis Zakaryan olmasaydı, ben hiçbir zaman Cemal Kamacı olamazdım," sözleriyle ifade ediyor. Boks ve spor basınının duayenlerinin Zakaryan için kaleme aldıkları yazılardan bazı bölümler ise şöyle:
- Ahmet Berkman: "Her koşulda centilmen, beyefendi, mütevazı, hoşgörülü duruşuyla herkesin takdirini kazanmıştır. Büyük insan Garbis Zakaryan."
- Atilla Cömert: "Garbis Ağabey gibi insanlar ve spor adamları çok ender yetişiyor. Onu tanıma imkanım olduğu için kendimi şanslı kabul ediyorum."
- Hadi Türkmen: "Garbis, tipik bir İstanbul beyefendisiydi."
- Hayati Telgeren: "Devrinin boks maçlarında Sergi Sarayı tıklım tıklım dolar, seyirci salona sığmaz, kapılar-camlar kırılırdı. Alkışlamaktan ellerimiz şişerdi."
- Hüseyin Yıldırım: "Bir çocuk gibi saf ve temiz yüreği, insanları incitmekten sakınan yönü ile herkes tarafından çok sevilir; rakipleri tarafından bile..."
- Orhan Ayhan: "Çok teknik bir boksördü. Müsabakaların hemen hemen çoğunu sayı ile kazanırdı. Rakiplerini incitmek, onun sevdiği tarz değildi."
- Ömer Karadeniz: "Sadece bir efsane değil, yıldızlar gibi parlayan bir kişilik oldu. Sonraki jenerasyondan sporcular onu her zaman örnek aldı."