Türkiye'deki pek çok şehrin tarihini Selçuklulara, Perslere ya da Hititlere kadar götürmek mümkün. Ama bu hafta size anlatacağımız şehrin tarihi Cilalı Taş Devri olarak da adlandırılan MÖ 9500 yılına kadar gidiyor. Pek çok şehirde kralların, sahabelerin ya da evliyaların mezarlarına ya da makamlarına rastlamak mümkün. Ama bu şehirde tam sekiz peygamberin hatırası var. Urfa'dan söz ediyoruz.
Urfa tarih boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği, hatta başkentlik yapmış. Bu özelliğini biraz da 'altın hilal' olarak adlandırılan Mezopotomya Havzası'nın en tepesinde olmasına borçlu. İki nehir el ele vererek, şehre ruhunu kazandıran Harran Ovası'nı bölgenin en verimli arazisi haline getirmiş. Bu yüzden Urfa'dan söz edilirken 'altın hilalin kilit taşı' denmesi boşuna değil. Şu anki bulgulara göre Urfa tarımın ilk kez yapıldığı ve buğdayın ilk kez kültüre kazandırıldığı şehir. Urfa'da bugün Araplar, Kürtler, Türkmenler başta olmak üzere pek çok etnik grup bir arada yaşıyor. Buna rağmen şehir hiçbir zaman terör olaylarının merkezi haline gelmemiş. Hatta bu etnik çeşitliliğe rağmen çevresindeki çatışmalardan fazla etkilenmemiş ve bölgenin en güvenli şehri olmayı sürdürüyor. Bunda şehrin sahip olduğu tarihi ve kültürel altyapının etkisi büyük. Urfalılar kendilerini etnik kimliklere göre tanımlamak ve ayrışmak yerine, o derin ve zengin kültürün içerisinde farklı renkler olarak kaynaşmayı ve birleşmeyi seçiyor. Ne de olsa 'tevhid', yani birliğin temsilcisi olan İbrahim Peygamber'in mekanı bu şehir. Urfa Valisi Nuri Okutan, "Hesaplaşmayı değil, helalleşmeyi seçmiş bir şehir Urfa," diyor. Bu ifade zaman zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından da kullanılıyor. Vali yardımcısı Bahri Tiryaki ise Finlandiya Cumhurbaşkanı'nın Urfa ziyaretine atıfta bulunarak, "Artık AB'nin yolu Urfa'dan geçiyor," diyor. Çoğulcu ve hoşgörülü yapısıyla Urfa bölge için model bir şehir olmaya aday.
Urfa gündüz saatlerinde taş ocağının kapakları açık unutulmuş bir taş fırını andırıyor. Sokağa adımınızı attığınızda sıcak bir alev yüzünüzü yakıp bütün vücudunuzu sarıyor. Zamanla alışıyorsunuz. Urfalılar çoktan alışık bu sıcağa. Çünkü onlara göre burası 'ateşin suya dönüştüğü, insanı yakmadığı yer'. Urfalılar buna 'ateşin serinliği' adını vermiş. Yine de dikkatli olmakta yarar var. Hava nispeten de olsa serinleyip iftar saati yaklaşınca Urfa sokaklarında keyifli bir koşuşturmaca başlıyor. Öncelikle kebapçıların önlerinde hissediliyor bu tatlı telaş. Mekanlar masalarını ve iskemlelerini kapı önlerine çıkarıyor. Üzerlerini mevsimlik sebzelerle donatıyor. Ve varsa yoksa Urfa'nın meşhur acı biberleri.
BALIKLI GÖL'DE İFTAR VE SONRASI
Telaşın en büyüğü Balıklı Göl çevresinde yaşanıyor. Ramazan'ın kültürel zenginliğinin en çok hissedildiği yer de burası. İftardan önce gittiğinizde cami önlerindeki su oluklarına ayaklarını sokup serinlemeye çalışan insanlarla karşılaşıyorsunuz. En çok da çocuklar. Birbirlerini itip kakarak doluşuyorlar küçük havuzların içine. Balıklı Göl'deki Ramazan sevinci adeta bir karnavala dönüşmüş. İnsanlar nevalelerini toplayıp parkın çimenlerine yayılıyor ve iftarlarını piknikle açıyor. İftardan sonra bir eğlencedir başlıyor. Göl çevresindeki kafeler hınca hınç doluyor. Yürüme yollarında küçük çocuklar ve peşleri sıra anneleri koşuşturuyor. Gölün Venedik'i andıran kanallarında sandal sefası yapılıyor. Yardım kuruluşları parkın çeşitli yerlerine standlar açmış. Zor durumda olan Afrika için yardım toplanıyor. Durumu fırsat bilen Türk Kızılayı da buraya bir çadır kurmuş. Yetkililerden, Ramazan boyunca kan toplandığını ve Urfa'nın kan bağışlama oranı en yüksek şehirlerden biri olduğunu öğreniyoruz. Ramazan coşkusu güneşin ilk ışıklarına kadar sürüyor. Sokak kahvelerinin önündeki keyifli sohbetler de. Büfelerin önü dolup dolup boşalıyor. Ve kimi yerlerde sahur bile sokakta yapılıyor. Urfalılar kebap, biber ve hatta fıstık yiyerek sahur yapmaya alışmış çünkü. Unutmadan, adının Antep fıstığı olduğuna bakmayın; en çok Urfa'da yetişiyor.
Göbeklitepe, Almanya'daki web arama motorlarına en çok girilen adlar arasında yer alıyor. Nedeni şu: Göbeklitepe'de yapılan kazılarda bilinen en eski mabed ve yerleşim yeri bulundu. Bulguların tarihi 11 bin 500 yıl öncesine, yani Neolitik çağa kadar gidiyor. Meşhur Stonehenge'den bile eski. Bunun anlamı şu: Medeniyet tarihinde göçebelikle tanımlanan bir devirde Urfa'da yerleşik hayat vardı. Göbeklitepe, Urfa'ya sadece 17 kilometre uzaklıkta. Gittiğimizde ünlü Alman arkeolog Klaus Schmidt'le karşılaşıyoruz. Schmidt buradaki kazıları yürüten ekibin başında ve kendisi de yılda bir ay gelerek kazılara katılıyor. Schmidt burada yaptıkları çalışmalar hakkında çok kesin konuşuyor: "Bulgularımız, dünya tarihinin farklı bir bakış açısıyla yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor."
HIZMALI KÖPRÜ'DEN HALEPLİ BAHÇE'YE
Halepli Bahçe: Tarihi mozaikleriyle ünlü. Zeugma'dan farklı ve ileri olarak metrekaresinde 5 bin taş var bu mozaiklerin bazılarında. Yani fotoğrafçılık tabiriyle, dünyanın 'pixel'i en yüksek mozaikleri burada. Mozaikler arasında Achilleus'un hayat hikayesini anlatan ve dört Amazon kraliçesinin isimlerinin yazılı olduğu nadide parçalar var.
Harran Üniversitesi: Tarihteki ilk İslam üniversitesi burada. İbn-i Teymiyye gibi filozoflar, El Cabir gibi matematikçiler buradan çıkmış. İslam bilim ve felsefesinde Harran ekolü yüzyıllarca etkisini hissettirmiş. Urfa'nın ilçelerinden biri olan Harran'da.
Halfeti: Urfa'nın bu şirin ilçesi adeta Güneydoğu'nun Marmaris'i. Tam anlamıyla bir su şehri ve farklı su sporlarına ev sahipliği yapıyor. Geçen yıl Halfeti'de bir su kayağı yarışması düzenlenmiş mesela. Bu yıl ise bir yüzen havuz yapılmış.
Hızmalı Köprü: Roma İmparatoru Jüstinyen tarafından yaptırılması nedeniyle bu köprü tarihi ve mimari özellikleri bakımından bölgedeki tek örnek.
Mutfak ve mağara malum. Müzik deyince: Kazancı Bedih, Mehmet Özbek, Nuri Sesigüzel, İbrahim Tatlıses gibi pek çok ses sanatçısı yetiştirmiş Urfa. İşin güzel yanı Urfa'da müzik hayatın içinde. Nerede olursanız olun bir kahvehanenin alçak iskemlelerine çöküp de yanıbaşınızda oturan yaşlı bir amcayla sohbete daldığınızda beş dakika içerisinde ondan bir gazel dinlemeniz işten değil. Bir diğer üçleme: Susur-sokak. Daha önce de söyledik: Urfa bir su şehri. Tarihi bınaların çokluğu nedeniyle her köşe başında bir sur çıkıyor karşınıza. Ve eski şehrin merkezi eski mimarinin sıkışık ama huzurlu sokak yapılarıyla dolu.
YAŞAYAN KÜLTÜRLER
Kaybolmuş gibi görünen birçok altkültür Urfa'da canlılığını sürdürüyor. İşte bunlara birkaç örnek...
Kuş kültürü: Kuşçuluk çok önemli bir uğraş. Hatta Haşimiye Çarşısı'nın arka taraflarında kuş mezatları yapılıyor ve kuş yetiştiricileri arasında müsabakalar düzenleniyor.
At kültürü: Türkiye'nin en büyük altıncı hipodromu ve en büyük haraları burda. Urfa özellikle cins arap atı yetiştiriciliğinde başı çekiyor.
Kilim kültürü: Türkmen kültürüyle bezenmiş kilimlerin en özgün motiflerine Urfa'da rastlamak mümkün. Son yıllarda yapılan çalışmalarla bu kültür canlandırılmaya çalışılıyor.
Taziye kültürü: Diyarbakır'da da rastlanan bir gelenek. Buna göre şehirde 100 kadar taziye evi var. Biri vefat ettiğinde, aile fertleri bu evlerden birini kiralıyor ve takip eden üç gün boyunca taziyeleri burada kabul ediyor. Başsağlığı dilemek üzere gelen konuklara mırra ikram ediliyor.
Urfa'nın gözde kebapçılarından ikisi: Çulcuoğlu ve Cevahir. Çulcuoğlu daha modern, Cevahir daha geleneksel. Ama ciğer kebabı yemek istiyorsanız en uygun mekanlar Sevgi ve Sembol. Urfa'da sulu yemek bulmak zor. Bulabileceğiniz nadir restoranların başında ise Gülhan geliyor. Aslında Urfa mutfağını tadmanın en zevkli yollarından biri sokak arası lezzetleri denemek. Her köşe başındaki küçük kebapçılarda ve söz gelimi Haşimiye Meydanı'ndaki seyyar tezgahlarda aklınızı başınızdan alan bir tadla karşılaşabiliyorsunuz. Aradığınız şey çiğ köfte ise bu komuda şansınız daha yüksek. Urfa'ya gitmişken içmeden gelmemeniz gereken iki şey var. Birincisi her sokak satıcısında bulabileceğiniz meyan kökü şerbeti. Buna Urfa colası da deniyor. O kadar yaygın ki bazen ağzı kapatılmış naylon poşetlere doldurulmuş olarak bile rastlıyorsunuz. Bu içeceğin harareti yatıştırdığı söyleniyor. Ve tabi ki mırra... Kahvenin Urfa'yla özdeşleşmiş olanı. Mırra içmek için size Gümrük Han'ı öneriyoruz. Tarihi bir atmosferde kahvenizi yudumlarken avluda briç oynayan yaşlı insanları da seyredebilirsiniz.
Nerede kalınır?
Urfa'nın son 10 yılda gerçekleştirdiği turistik atılım otel sayılarının artmasını ve konaklama kalitesinin yükselmesini sağlamış. Hilton, Dedeman gibi otel zincirlerinin Urfa'da şubeleri var. Şehir merkezindeki Elruha Oteli'nin de bu lüks otelleri aratır yanı yok. Yakınlarda Sheraton'un da bir şube açması bekleniyor. Urfa'da, butik otel sevenler için de seçenek çok. Grand Otel ve Mahnici bu manada ilk aklımıza gelenler. Otantik atmosferi ve ulaşım bakımından avantajlı konumu ile Harran Oteli de çok tercih ediliyor.
GELECEĞİN YILDIZI
Son 10 yıl içerisinde gözle görülür bir gelişme kaydeden Urfa önümüzdeki 10 yıl içerisinde daha da çok gelişeceğe benziyor. Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yürütülen Cazibe Merkezleri Projesi için seçilmiş altı şehirden biri. Gerek Halfeti'de gerekse Balıklı Göl civarında bu amaçla tam 200 sokak elden geçirilmiş. Gelecekte Urfa'yı alanında ön plana çıkaracak bir başka proje mağaralarla ilgili. Urfa bazen 5 bin metrekareye ulaşan mağaralarıyla biliniyor. Şu anda bu mağaralar daha çok hayvancılık faaliyetleri için kullanılıyor. Proje tamamlandığında bunlardan bazıları kongre ve kültür merkezi, restoran ve kafe hatta otel olacak. Urfa'nın en önemli sorunlarından biri eğitim. Urfa okuma-yazma oranlarının en düşük olduğu şehirlerden biri. Temel eğitime katılım yetersiz olduğu gibi derslikler ve öğretmen sayıları yetersiz. Vali Nuri Okutan'ın ön ayak olduğu kampanyayla imece yöntemi kullanılarak tam 150 derslik kazandırılmış. Eğitim sorunlarını çözer ve restorasyon projelerini tamamlarsa Urfa çok kısa bir zaman zarfında turistik olarak bölgenin yıldızı haline gelmeye aday.