Uzun
yıllar Paris'te yaşadıktan sonra şimdi İstanbul-Paris hattında gidip gelen çellist Sedef Erçetin Atala'yı ne yazık ki Türkiye'de çok fazla dinleme imkanımız olmuyor. Dünyanın her yerinde konserler veren, Pavarotti'ye bile çalan sanatçının, müzik camiamızın keşfedemediği isimlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Müzikal kariyerinde klasik müzik kadar cazın da ayrı bir yeri olan Atala, Kerem Görsev Trio ile Chamber Jazz projesi kapsamında Paris ve Dubrovnik'te (Hırvatistan) iki ayrı festivale katılıp, büyük ilgi gördü. Sanatçının Paris Konservatuarı'ndan arkadaşı olan Yunan piyanist Maria Papapetropoulou ile birlikte ilk kaydını 2008'de yaptıkları
Metamorphosis (
Dönüşüm) adlı ortak albümlerini bu yıl AK Müzik'ten çıkarttıklarından da böylece haberimiz oldu. Albümde Schumann, Faure, Rachmaninoff gibi klasik bestecilerin eserlerinin yanı sıra Astor Piazzolla, Charles Gounod, Nixos Xanthoulis gibi çağdaş bestecilerin eserlerinin yorumlarına da yer verilmiş. Albümle aynı adı taşıyan
Metamorphosis adlı eser de Sedef Erçetin Atala'ya ait. Sanatçı, bu besteyle Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan ortak tarihe, benzerlikler ve farklılıklara rağmen kurulan sağlam dostluklara dikkat çekmek istiyor. 1999'da Yunanistan'ın Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü verdiği Sedef Erçetin Atala, Yunanistan'ın hemen her şehri ve adasında, dünyanın pek çok ülkesinde konser verdiğini, ama maalesef Türkiye'de hiçbir festivalden davet almadığını söylüyor. Albüme adını veren
Metamorphosis adlı eseri Atina'da besteleyen sanatçı, "Bu CD benim ilk bebeğim gibi. Maria'yla dostluğumuzu, Yunanistan'a olan sevgimi anlatıyor. Albümde Türk besteci yok, çünkü bizim repertuarımıza uygun bir eser bulamadık. Romantik bir albüm bu. Dünyada birçok çello-piyano CD'si var. Ama biz farklı bir çalışma yapmak istedik. Çağdaş Yunan besteci Nikos Xanthoulis de bize
Rendez-vouz avec une inconnue (
Bir Yabancıyla Randevu) adlı bir eserini verdi. Biz Maria ile Paris'te öğrenciyken tanıştık. Bir daha da hiç ayrılmadık. Maria'nın babası, benim Yunan babam gibi. Bizi de birbirimize çok benzetirler. 10 yıl önce Çanakkale'de birlikte bir konser vermiştik. Xanthoulis, oraya geldi, bizi dinledikten sonra 'Sizin için bir beste yapmak istiyorum,' dedi. Bu albümü dinledikten sonra besteci Ali Darman bize bir beste verdi. Önümüzdeki ilk konserde onu da çalmak istiyoruz." Paris'teki öğrencilik yıllarında Roman Polanski'nin
Acı Ay adlı filminde de birlikte rol alan Atala ve Papapetropoulou, çok küçük bir rol için bir buçuk ay boyunca çekimler bitene kadar setten ayrılamamışlar.
ÇELLO, CAZA YAKIŞIYOR
Atala'nın müzikal yolculuğunda cazın yeri ayrı. Paris'in de ona ilham verdiğini söyleyen sanatçı, "İstanbul'da farklı bir heyecan var, Paris'te farklı. Paris, beni daha çok besliyor. İki şey görünce beste yapmak istiyorsun." Kerem Görsev Trio ile çok iyi anlaştıklarını söyleyen Atala, "Caz, çelloyla çok güzel tamamlanıyor. Kerem Görsev Trio ile hep Kerem'in bestelerini çalıyoruz. Müzisyenler de çok iyi. Fransa'da Marciac ve Dubrovnik'te yaz festivalinde grup çok büyük ilgi gördü. 20 yıldır Fransa'da yaşayan bir Türk olarak, ilk kez bir Türk grubuyla birlikte çaldım ve bundan çok mutlu oldum," diyor.
EVLENİNCE TÜRKİYE'YE DÖNDÜ
Beyoğlu Tünel'deki ünlü Lale Plak'ın sahibi Hakan Atala ile üç yıl önce evlendikten sonra Paris'te yaşamaya devam eden Sedef Erçetin Atala, iki yaşındaki oğlu Cem'in doğumunu da Paris'te gerçekleştirmiş. Artık İstanbul'da yaşamaya karar veren sanatçı, "Evlenmesem ve oğlum olmasa Türkiye'ye dönmezdim. İnsan Fransa'da belli bir noktadan sonra yalnız kalıyor. Benim hayatım, evlenmeden önce hep seyahatle geçti. Bir orkestraya bağlı çalışmadığım için seyahat yoksa, iş de yok anlamına gelir. Ama en son Meksika'da üç hafta konser verdim ve 'Hayatım hep böyle mi geçecek?' diye düşündüm. Tabii yine uzun turneler, konserler olur ama evden çok uzak olmak da istemiyorum. Kariyer yapmak, mutsuz olmaksa yapmak istemem. Erkek müzisyenler için hayat çok daha kolay. İstediği zaman konsere gidebiliyor. Ama kadın sanatçılar öyle değil. Hamileliğimin yedinci ayına kadar konser verdim. Cem doğduktan iki ay sonra da Atina'da konser verdim. Oğluma annem baktı. " Erçetin Atala, 20 Ekim'de Kerem Görsev Trio ile Akbank Caz Festivali'nde, Papapetropoulou ile de 10 Aralık'ta Borusan'da çalacak.
SEDEF, BENİM İLK TÜRK ARKADAŞIM
Tatil için geçtiğimiz hafta eşi ve iki yaşındaki kızıyla İstanbul'a geldiği sırada konuştuğumuz Yunan piyanist Maria Papapetropoulou, "Hayattaki ilk Türk arkadaşım Sedef oldu. Tanıştıktan sonra da sanki ailemden biri gibiydi, o kadar yakınlaştık. Şimdi de kızkardeş gibiyiz," diyor. Piyano çalmaya altı yaşında başlayan Papapetropoulou, ilk piyano hocasının da İstanbul'dan Atina'ya gelen bir Rum olduğunu ve onunla hep Türkçe konuştuğunu söylüyor: "Piyano hocam Madam Popi, iyi çaldığım zaman bana 'Maşallah kızım,' derdi. Böylece ilk öğrendiğim Türkçe sözcük de 'maşallah' oldu. Türkiye'yi daha çocuk yaşta merak etmeye başladım. Şimdi de hem konserler hem de tatil için sık sık geliyorum." Papapetropoulou, dünyanın en güzel şehri olduğunu düşündüğü İstanbul'u da çok seviyor: "Dünyanın en güzel şehrine sahipsiniz." Yunanistan'da Kalamata Belediye Konservatuvarı'nda ders veren Papapetropoulou'nun dört çocuğu var. "Müzik yaşamıyla birlikte annelik yapmak hiç de kolay değil," diyen sanatçı, "Müzik, benim için her şey. Piyano da ilk çocuğum gibi. Ama bir de anneyim, kendi çocuklarımın varlığı da önemli. Bir kadın sanatçının eşinin çok sabırlı olması gerekiyor. Eşim, ben konsere hazırlanırken, 'Tamam, şimdi seni unutuyorum. Konsere kadar seni rahatsız etmeyeceğim,' der. Tabii çocuklarla ilgilenmemek mümkün değil. Büyük kızım henüz çocukken, ben piyano çalarken onunla ilgileneyim diye, kablolarını kesmek isterdi."