HABİB-İ NECCAR CAMİİ
Kentin Hıristiyanlık tarihi açısından önemi bir başka. Çünkü Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonra havarilerinden Sen Piyer'in ilk konakladığı yer Antakya. Zaten Hıristiyanlık dininin ilk kilisesi de bu şehirdeki mağara kilise olan Saint Pierre Kilisesi. Kiliseyi her yıl onbinlerce kişi ziyaret ediyor. Hemen yakınında, Cehennem Kayıkçısı Heron'un bir kayaya oyulmuş dev büstü var. Bu heykelin yanında ise, Hz. Meryem'in bir kayaya oyulmuş silueti yer alıyor. İlk Hıristiyanlar inançlarını burada gizlice icra etmişler. Bu dine inananlara da ilk kez, 'Hıristiyan' adının verilmesi de yine bu yıllarda ve Antakya orijinli. Şehrin Müslümanlar açısından en önemli ibadet yeri Habib-i Neccar Camii. Bir Roma tapınağından kiliseye, sonra da Müslümanların Antakya'yı almasından sonra camiye dönüştürülmüş. Antakya'nın etrafını çeviren dağlara da ismini vermiş olan ve Yasin Suresi'nin ismi zikredilmeden bahsi geçen Habib-i Neccar, çok tanrılı dinler döneminde İsa Peygamber'in havarilerine ilk inanan ve Hıristiyanlığı gizli gizli yaşamaya ve yaymaya çalışan bir çobandır. Habibi Neccar'ın Romalılar tarafından yakalanması ve öldürülmesi sonucu, Roma halkının Allah'ın gazabına uğradığına inanılır. Caminin iki kat altında Habib-i Neccar'ın türbesi yer alıyor. Onun mezarı ile birlikte, Hıristiyanlığın ilk tebliğcileri arasında bulunduğu kabul edilen Yuhanna, Pavlus ve Şemul'un da mezarları da burada.
2500 YILLIK TÜNELLER
Antakya'nın belki de en dikkat çekici yeri Titus tünelleri ve kaya mezarları. Titus Tüneli, zamanında İmparator Vespasianus tarafından kenti sel sularından korumak amacıyla yapılmış bir tünel. Tünel, oğlu Titus tarafından tamamlanmış. Giriş ve çıkış kapılarının yekpare taştan oyulmuş olması, o zamanın imkanları düşünüldüğünde inanılmaz geliyor insana. Tünelin yaklaşık 30-35 metrelik bir kısmı tamamen karanlık olduğundan gezerken yanınızda ya ufak bir fener ya da bir çakmak taşımanızda fayda var. Ayrıca, tünelin duvar kenarlarında bulunan su kanallarına ve kaygan kayalara da dikkat etmeniz gerekiyor. Tünel çıkışında sol tarafta, kaya üzerine oyulmuş şekilde, bu tünelin yapılışına ilişkin İmparator Vespasianus'un imzasını taşıyan bir tablet var. Anlatıldığına göre İmparator tünelin ağzına kadar kayıkla geliyor, buradan da hâlâ ayakta duran merdivenleri kullanarak sarayına ulaşıyormuş. Titus tünellerinin hemen yakınında yer alan kaya mezarları da gezilmesi gereken yerler arasında. Bunların arasında, Beşikli Mağara özellikle görülmeye değer. Mağaranın içi büyüklü küçüklü mezarlarla dolu. Titus Tüneli, Asi Nehri'nin denizle buluştuğu Çevlik sahilinin hemen üst tarafında yer aldığı için, buradan sahilin doğal ve büyüleyici görüntüsünü seyretme imkanınız var.
UZUN ÇARŞI'NIN HAVASI
Antakya'ya gidip Uzun Çarşı'da gezmemek olmaz. Geleneksel el sanatlarından lokantalara kadar her türlü mesleği icra eden esnaf Uzun Çarşı'da toplanmış. Çarşının her ara sokağı ve caddesi farklı meslek gruplarına ayrılmış. Buradan mutlaka nar ekşisi alın, en lezzetlisini Uzun Çarşı'da bulabileceğiniz kesin. Ayrıca keçi peyniri, çara peyniri, küflü peynir satın alabilirsiniz. Bunların yanında bölgeye özgü pul biber, biber salçası ve şalgam suyu da dikkate değer.
BİNLERCE YILLIK MOZAİKLER
Şehrin mutlaka gezilmesi yerlerinden biri de Arkeoloji Müzesi. Burası dünyanın Tunus'taki müzeden sonra ikinci büyük mozaik müzesi. Gerçekten de müze içinde yer alan mozaikten yapılmış resimler dikkat çekici ve etkileyici. 1993'te bir evin inşaat çalışması sırasında bulunan MÖ. 3. yüzyıla ait Antakya lahdi, Hitit döneminden kalma aslan heykelleri ve sütun başları da müzede sergileniyor. Arkeoloji Müzesi'nin hemen arka tarafında Fransızlar tarafından yapılmış, içinde havuz ve fıskiyelerin bulunduğu büyük ve geniş bir alana yayılmış gezi parkı var.
ANTAKYA KİLO YAPIYOR
Antakya'ya tatil planlıyorsanız, orada birkaç kilo almanın işten olmadığını bilmenizde fayda var. Genel olarak Arap mutfağı hakim olsa da yemekler sanıldığı kadar ağır değil ama kesinlikle çok lezzetli. Üstelik yemek konusunda, nerede yenirse yensin hayal kırıklığına uğramayacaksınız. Öncelikle bir kasaba uğrayıp tepsi kebap ısmarlayın. Antakya'da kasaplar aynı zamanda fırın ve ayaküstü lokanta hizmeti veriyor. Üstelik yalnızca sebze, pide ve fırın ücreti dışında verdiği hizmetten ücret de talep etmiyor. Elbette Antakya'ya gidip peynirli künefe tatlısını tatmadan dönerseniz olmaz. Şalgam suyu da için. Ve yolunuzu kentin en seçkin mekanı olan Anadolu Restoran'a düşürüp mutlaka aşur, yoğurt aşı, kabak borani, mumbar, humus, zahter salatası, abugannuş, taratur, zengin salatası, Şam oruğu ve sarmaiç yiyin. Biberli ekmeği, Arap kebabını, etli lahana sarmasını, maklubeyi ve tavuklu firik kebabını da sonraki güne saklayın. Anadolu Restoran'da iftar yemeği yediğimiz saatlerde, Antakyalı Hıristiyanların Müslümanlara iftar yemeği verdiğine şahit olduk! Sultan Sofrası, Antakya Evi ve Antik Han Restoran da es geçmemeniz gereken lezzet duraklarından. Antakya'da, kaldığımız Büyük Antakya Oteli dışında konaklayabileceğiniz başka güzel oteller de var. Savon Oteli, Antik Beyazıt Hotel, Hotel Orontes bunlardan sadece birkaçı. Özellikle Kurtuluş Caddesi üzerinde bulunan, sabunhaneden otele dönüştürülmüş, bir zamanlar kervansaray olarak kullanılmış Savon Otel görülmeye değer. Ancak diğerleriyle karşılaştırıldığında biraz pahalı.
HARBİYE, CENNETTEN BİR KÖŞE
Ve Daphne'nin yurdu, Harbiye sizi birbirine karışan et, balık, mangal kokuları, müzik sesleri, su sesleriyle karşılar. Gürül gürül akan suyun muhtelif yerlerine gazinolar, restoranlar yapılmış. Masaların ayakları suyun içinde. Ramazan'a rağmen kalabalık ve hoşgörü burada da egemen. Oturup sohbet edenler de var, içkilerini yudumlayıp yemek yiyenler de. Harbiye eskiden şehir içinde yaşayan zengin ve yöneticilerin saraylarının yer aldığı bir eğlence mekanıymış. İçinde akan şelaleleri ve mitolojiye ilham kaynağı olan defne ağaçları ile yorgunluk atmaya ve gezilmeye değer. Mesire yerlerinin hemen üst tarafında, tüm şehri ve bölgeyi tepeden görebileceğiniz bir seyir alanı bulunuyor. Harbiye'ye şehir içinden her 5-10 dakikada bir dolmuş bulmanız mümkün. El dokuması ve ipek işçiliği ürünleri satan dükkanları gezmenizi tavsiye ederiz.
CUMBALI, NARLI SOKAKLAR
Eski Antakya evlerinin çoğu, iç avlusu olan mekanlar. Yaşam büyük ölçüde bu avlunun içinde geçiyor. Avlunun içinde, evin büyüklerinin oturduğu seki kısmı yer alıyor. Birçok evin avlusunu nar, portakal ve mandalina ağaçları süslüyor. Evlerin, dar ve birbirine geçmeli sokak aralarında yer almasının en önemli nedeni, kışın soğuktan yazın sıcaktan korunmak. Evlerin hemen hemen hepsinin cumbalı olması da, mahremiyet duygusunun güçlü olmasıyla ilgili. Sokak aralarında gezerken, özellikle Katolik Kilisesi çevresindeki birçok eski evin Katolikler tarafından satın alındığını ve restore edildiğini öğreniyoruz.
VAKIFLI'DAN GEÇMEK GEREK
Sonraki durağımız Türkiye'nin tek Ermeni köyü, Vakıflı. Vakıflı'da her yıl ağustos ayında üzüm bayramı kutlanıyor. Köyün içi temiz ve düzenli. Evlerin bahçelerini portakal, mandalina ve limon ağaçları süslüyor. Muhtar Berç Kartun, Vakıflı'da organik tarım yaptıklarını anlatıyor. İki pansiyonun olduğu köyde, üçüncü pansiyon yolda.
DÜNYA ÇAPINDA İKİ KİLİSE
Şehirdeki önemli kiliselerden biri Ortodoks Kilisesi. Katolik Kilisesi'ne göre daha gösterişli ve büyük olan bu kilisenin bahçesindeki sütunların birinin üzerinde, II. Abdülhamit'in Hıristiyanların ibadetlerini serbestçe yapabileceklerine ilişkin kaleme almış olduğu bir ferman yer alıyor. Antakya Ortodoks Kilisesi, aynı zamanda patrikhane merkezi ve Mersin'den Hindistan'a, bütün Ortodokslar bu kiliseye bağlı. Kilisenin rahibi Dimitri Doğum (45). Dicle Üniversitesi'nde kimya okumuş, altı yıldır peder ve aynı zamanda bir kuyumcu ustası. Antakya'nın meşhur Uzun Çarşısı'nda yetişmiş. Pek çok Arap aksanını rahatlıkla konuştuğu gibi, Diyarbakır Türkçesini de konuşabiliyor. Ortodoks Kilise'nin 1300 kişilik bir cemaati var, toplam 320 aile kilisenin cemaatini oluşturuyor. Kentte dinlerin kardeşliğini, babalarından aldıkları bir miras olarak tarif ediyor ve aynı mirası çocuklarına devrettiklerini söylüyor. Dimitri Doğum, Ramazan'da Musevi, Ortodoks, Katolik veya Alevi, tüm kadınların iftar ve sahurda Sünni kadınlara yardım ettiklerini söylüyor. Gezdiğimiz yerler arasında Katolik ve Ortodoks kiliseleri özellikle dikkatimizi çekiyor. Katolik Kilisesi ile Sarımiye Camii adeta sırt sırta vermiş. Katolik Kilisesi, 19. yüzyılda Osmanlı padişahından alınan özel izinle, eski bir Antakya evinden kiliseye dönüştürülmüş ve ibadete açılmış. Daha sonra buraya misafirlerin konaklaması için bir yatakhane ve çay ocağı ilave edilmiş. Kilisenin ikinci katına çıktığımızda, hem kilisenin çan kulesini hem de bitişiğinde yer alan caminin minaresini birlikte görüntüleme imkanını buluyoruz. Katolik Kilisesi'nin pederi bir İtalyan olan peder Dominico Bertogli. 45 senedir Türkiye'de yaşıyor. Antakya'nın bir hoşgörü kenti olmasını, fazla göçün olmamasına ve şehrin kendi kültürünü korumasına bağlıyor. Kilisenin Antakya'da 80 kişilik bir cemaati var. Her yıl dünyanın farklı yerlerinden Katolikler tarafından ziyaret ediliyor. Antakya Katolikleri, 1988'den beri Paskalya Bayramı'nı Ortodokslarla birlikte kutluyor.
MUSEVİLER 2 BİN YILDIR ANTAKYA'DA
Antakya Musevileri, Anadolu'ya yerleşen ilk Museviler. Geçmişleri 2 bin yıl öncesine dayanıyor. Antakya Sinagogu 200-250 yıl önce, Beyrut ve Halep'ten gelen yardımlar sayesinde inşa edilmiş. Antakyalı Musevi kadınlar Şabat için en güzel yemekleri pişiriyor. Kuru fasulye, taze fasulye, taze lubye (bir çeşit fasulye) ve hamıt (kukle köfteleri, pazı sapları, havuç, patates, kereviz ve limon suyu ile yapılan bir yemek), Şabat akşamı en çok yenen yemeklerden. Şabat günü, sinagog çıkışından sonra masalara konan rakılı ziyafet de kayda değer. Yemekler o kadar lezzetli ki, "Yahudi'de yemek ye, Hıristiyan'da yat," diye bir deyim yerleşmiş. Bugün, Antakya Musevilerinin büyük bir bölümü artık İstanbul'da yaşıyor.