- Bir gözlemim var: Kocasına âşık olan kadınların kızları oluyor...
- G. D: Doğru olabilir. Ben Adnan'a çok âşığım. (Gülüyor.)
- Karınızı, sizin Güzide'nizi nasıl anlatırsınız?
-A. A: Güzide, çok fazla kullanılan bir isim değil. Bazen 'Birinin ismi bu kadar mı kendini yansıtır?' diyesim geliyor. Güzide gerçekten güzide biri. Onu her şeyden sakınırım. Mesela restoranda lavaboya gidecekse, önüne çıkabilecek bütün rahatsız edici unsurları ortadan kaldırmak isterim. Bir kere Güzide, inanılmaz dürüst, inanılmaz güçlü kişilik özellikleri olan çok özel bir insan. Güzide'ye her hal ve şartta, kendimi, her şeyimi teslim ederim.
- Sizin Adnan'ınız nasıl biri?
- G. D: Adnan hayatta tek güvendiğim insan. Öncelik Adnan'dır benim için. Ona 'Numune,' derim. Güler bana. Dünyada sanki bir tane, bir tek o var gibi geliyor bana. Birçok erkekten çok farklı. Ailesine çok düşkün. Onun için önemliyiz ve bunun farkındayız. Çok şanslı hissediyoruz kendimizi. Ben çok şanslı bir kadınım...
- İkinci evlilikleri bazen çocukların kabullenmesi zaman alabiliyor. Adnan Aksoy'un 13 yaşındaki oğlu bu zorluğu yaşadı mı?
- G. D: Kaan'ı tanıdığımda dokuz yaşındaydı. O konuda da şanslıyım, çünkü Kaan çok iyi niyetli, kalbi çok temiz bir çocuk. Çok iyi yetiştirilmiş. Annesinin çok katkısı var, annesi de benim çok saygı duyduğum biri ve çok iyi bir anne. Selin ve Kaan'ın arası da çok iyi. Böyle olmasını çok istemiştim. Selin ile çok yakın olsun, birlikte vakit geçirsinler, kocaman bir aile olalım. Tatile çocuklarla birlikte gitmeyi çok seviyoruz. Baş başa tatile gidemiyoruz, sanki bir tarafımızı arkamızda bırakmışız gibi geliyor.
- Birbirinize nasıl hitap edersiniz?
- G. D: Adnan genelde bana 'Aşkım,' der.
- A. A: 'Karım,' da derim.
- G. D: İsmimi çok az kullanır. Telefon açar mesela, 'Güzel karım nasılsın?' der.
- Güzel karınız ne zaman podyuma çıkacak?
- A. A: Canı ne zaman isterse. Nedense bu soru hep bana soruluyor. Mühendis bir kadına şu sorulmuyor mesela: 'Ne zaman mühendisliğe döneceksin?' Bu sorunun bana değil, Güzide'ye sorulması lazım.
ANNELİK, DÜNYANIN EN ZOR MESLEĞİ
- Artık podyuma dönmeyecek misiniz?
- G. D: Ben mankenliği çok yoğun bir şekilde yaptım. Gerçekten çok yoruldum ve çok da emek verdim. Bu işi Amerika'da yapıyor olsaydım, farklı olabilirdi. Cafem'oShop isimli ilk bistro mağazamızı İstinyePark'ta açtık. Adnan'a elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Sık sık kızım Selin'le de gelip, keyifli vakit geçiriyoruz.
- Yurtdışında başarı kazanan az sayıdaki mankenden biriydiniz...
- G. D: Ama kolay değil, insan kendini yalnız hissediyor. Mutlaka yanında aileden biri olsun istiyor. Mesela yanımda annem olsaydı ya da çok güvendiğim biri olsaydı, oradaki şartları kaldırabilirdim. Hiçbir pişmanlığım yok. Annelik dünyanın en zor mesleği ve çok vaktimi alıyor. Şu an iş olarak zaten kafeyle ilgileniyorum. Modellik yapmak istemiyorum artık. Geçmişimde mesleğimi çok değer vererek yaptım, para kazandım ama bu mesleği devam ettiren bir anne olmak istemiyorum.
ÇOCUK, TAŞERONA DEVREDİLECEK KONU DEĞİL!
- Evlendiğinizde sözleşme yaptınız mı?
- G.D : Yok.
- A. A: Yok öyle bir şey. Ben, bunların çok zengin insanların derdi olduğunu düşünüyorum. Bizim öyle bir derdimiz yok. Her şeyin paylaşılması en güzeli.
- Ciddi bir kaza atlatmışsınız. O kazadan sonra hayatınıza bakışınız değişti mi?
- G. D: Geçen yıl, 21 Temmuz günüydü. Şu an bile otomobil kullanırken, kazanın etkisini üzerimden atmakta zorlanıyorum. Eskisi gibi rahat değilim. Büyük bir kaza geçirdik. Kullandığım otomobil üç takla attı, içinde çocuklar da vardı. Çok inançlı biriyim. Çok dua ederim, şükrederim. O sırada korunduğumuzu hissettim. Yaptığım güzel şeylerin karşılığını aldığımı hissettim. Allah'a şükür, yaşayacağımız daha çok şey varmış.
- A. A: Allah'ın büyük bir lütfu; bize hepsini bağışladı. Ama hepsinin emniyet kemerinin bağlı olması, arkadakiler dahil, yara almadan kurtulmalarını sağladı. Allah bize acıdı.
- Bir çocuk daha düşünüyor musunuz?
- G. D: Şu an iki buçuk aylık hamileyim.
- Planlamış mıydınız?
- A. A: Planlamadık ama olmasını istiyorduk.
- G. D: Kalabalık aile olmayı seviyoruz. Çocukları çok seviyorum. Bir kardeşleri daha olsun istedik. Zaten bütün günüm Selin'le geçiyor.
- A. A: Bizdeki yardımcılar şöyle şanslı yardımcılar ki, gelen kişi daha Selin'i yıkamamıştır, banyo yaptırmamıştır. Çünkü annesi o kadar onun üstünde ve özeniyor ki. İnsanların yaşamları boyunca yaptıkları ahrette devam etmez. Öldüğünüz gün, ne yaptınızsa yapmışsınızdır. O güne kadar hayırlı uğurlu neyse o çıkar. Bir konu hariç, o da evlatlarınız. Yani siz çocuklarınızı iyi yetiştirmiş, onların da hayırlı uğurlu işler yapması için emek vermişseniz ve onlar da bunu tekrarlıyorsa, onların sevapları da size gelir. Allah bize lütfedip bir çocuk verdiyse, onu bize vermiyor, emanet ediyor. Biz sadece anne baba olarak, onu olabildiğince iyi yetiştirmeye emek vermeye özen göstermeye çalışmakla sorumluyuz. Ama bize emanet edilmiş birisini, biz alıp başkasına emanet etmekte güçlük çekiyoruz. Aslında temeldeki mesele bu. Yani Güzide için de benim için de çocuğu bir dadıyla büyütmenin çizgisi burada kopuyor. Çocuk, taşerona devredilecek bir konu değil.
- Bebeğin adı şimdiden belli mi?
-G.D: Biz Selin'e adını doğduğu gün koyduk. O güne kadar bir ad düşünmemiştik. Adnan kucağına aldı, ona baktı ve 'Adı Selin olsun,' dedi.
HAKSIZLIĞA TAHAMMÜLÜM YOK
- Görünür olmayı seven bir çift değilsiniz. Güzide Duran'ın medyatik olması sinirinizi bozuyor mu bazen?
- A. A: Asla. Bu her şey gibi, artıları ve eksileri ile yaşadığımız şeylerden biri. Benden çok Güzide'nin sinirini bozuyor. Çünkü bizim insanımız tebrik etmez, eleştirir. Gıcık olduğum şeyi söyleyeyim. Futbolcular futbolcularla kavga halinde. Televizyon yorumcuları birbirleriyle itiş kakış halinde. Siyasetçiler, gazeteciler birbirinin, modacılar modacıların gözünü oyuyor. Türk milletinin en büyük defosu, birbirini tebrik etmeyen ve birbirinden selamı, merhabayı esirgeyen bir toplum olmasıdır. - G. D: Ünlü olmamın Adnan'a gerçekten rahatsızlık verdiği hiçbir şey yok. Tam tersi, ben bazen bundan rahatsız oluyorum. Şu an benden daha çok gündemde olan, hâlâ işiyle haşır neşir olanlar var. Medya onlarla ilgilensin.
- Hayatınızda en çok neyin olmasına dikkat edersiniz?
- A. A: Denge! İnsanlar büyük mücadelelerle bazı şeyler yapıyor. Oysa hayatta en önemli olan şey denge. Doğaya baktığınızda bunu çok net görüyorsunuz ama farkındalık denilen şey bu.
- Ortak bir hedefiniz var mı?
- A. A: Mutlu olmak, mutlu olmayı her zaman başarabilmek. Çocukları güzel yetiştirebilmek, iyi insanlar olmaları için çalışmak.
- Neye tahammülünüz yok?
- A. A: Haksızlığa tahammülüm yok. Bu her kategoride böyle.
- Siz mimar mısınız?
- A.A: Hayır girişimciyim. Biri mimar diye yazdı, o şekilde devam ediyor (gülüyor). Boyumu da 1.95 yazıyorlar. O kadar uzun değilim. Boğaziçi Makine Mühendisliği mezunuyum. İş hayatıma mühendis olarak başladım, yıllarca mühendislik yaptım, sonra da yöneticilik. Ama profesyonel hayatın içinde olmak istemediğimi anladım. Kendi gündemimi kendim oluşturmak istiyorum.
AŞIRI YAPILAN HER ŞEY İNSANI MUTSUZ EDER
- Kızınız Selin uzun boylu mu olacak sizin gibi?
- G.D: Benim boyum 1,83. Uzun boylu olacak, ama benim kadar uzun olmayacak. Doktorun söylediğine göre, baba faktörü çok önemliymiş boyda. Babası kadar olacak. Bu da Türkiye standartlarında uzun boy demek...
- Kızınızın başarılı bir model olmasını ister misiniz?
- A. A: Kızım için böyle bir öngörüde bulunmak istemem. Yani hayatta da, iş hayatında da, kendi hayatınızda da çocuklarınızla da esnek olmaya gayret etmek lazım. Çocuklarımızın önlerine çıkacak tercihleri doğru yapmaları için sadece onlara örnek olabilirim. İyi eğitim almalarını sağlayabilirim. Hayatta mutlu olacakları tercihleri yaparken, farkındalıkla hareket etmeleri için elimden geleni yaparım ama onları özgür bırakırım. Mühendis gözüyle söylüyorum: Ne zaman bir şeyi aşırı yapıyorsanız, o eninde sonunda sizi mutsuz eder. Çok fazla çalışmak, çok fazla yemek yemek, çok fazla spor yapmak gibi...
twitter.com/tuluhantekeli