Hayatımdaki hemen her şey gibi doğumum da biraz olaylı oldu sevgili okur. Öyle güzel güzel planlayamadım doğumumu. Bir kere doktorum, tüp bebek yaptığım hastanedeydi ve o hastanede benim doğum sigortam geçmiyordu. Hastane de bayağı bir tuzluydu doğrusu. Doktorum "Olsun," dedi: "Ben gelirim hangi hastanede yapmak istiyorsan..." Ben de çok dert etmedim bu durumu. Bizim eve çok yakın, daha önce kulağımdan ameliyat olduğumda yemeklerine de bayıldığım A sınıfı başka bir hastaneyi düşündüm. Sigortam orada geçerliydi. Her şey çok güzel olacaktı... Fakaaat, hamileliğimin sonlarına doğru bir arkadaşımın uyarısıyla silkinip kendime geldim. Evet, o hastanede doğum sigortam geçiyordu, ama o sigorta sadece doğumu kapsıyordu, yenidoğan masraflarını değil. Aslında SGK anlaşması olan hastanelerde yenidoğan masraflarını da SGK karşılıyordu, ama A sınıfı hastanelerin çoğunun yenidoğan bölümlerinde SGK anlaşması yoktu. Ve eğer ikiz bebeklere hamileyseniz, o yenidoğan masraflarını ciddi ciddi düşünmeniz gerekiyor. Bir kere kafadan erken doğum yapma riski yüksek. Bu da bebeklerin, prematüre olacakları için yoğun bakımda kalmaları demek. Bu birkaç gün de olabilir, çok erken dönemde doğum olursa birkaç ay da... Biz, benim doğum yapmayı planladığım hastaneye sorduğumuzda, iki bebek için birkaç günlük yoğun bakım maliyetinin bile binlerce lira olduğunu öğrendik! Ayrıca diyelim ki erken doğum olmadı. İkizler için ideal süre olarak görülen 37. haftayı tamamladım. Bu kez de sarılık olup fototerapi görmeleri gerekebilirdi. Ve iki bebek söz konusu olduğunda bu bile ciddi bir maliyetti. Her bebeğe yapılan standart testlerin maliyetinden bahsetmiyorum bile...
GÜYA KOCAM DA DOĞUMA GİRECEKTİ
Kısacası, ihtimallerin biri bile gerçekleşse, bir servet ödeyerek hastaneden ayrılmak durumunda kalabilirdik. Bu nedenle doğumu, yenidoğan bölümünde SGK anlaşması olan B sınıfı bir hastanede yapmam gerektiğine karar verdik. Daha sonra istersem gider fine dining bir restoranda yemek yerdim ve kesinlikle daha ucuza gelirdi! Bu kez de, prematüre yoğun bakım bölümü iyi olan bir hastaneyi seçmek gerekiyordu. Çünkü prematüre bebeğin yaşaması için yoğun bakımda göreceği bakım ve oranın sağlık şartları çok önemliydi. Kendi doktoruma danışmaya karar verdik. Onun önerdiği bir hastanede karar kıldık. Doğum şekline de doktorumla birlikte karar verdik. Epidural sezaryenle doğum yapacaktım. Bu şekilde hem bebeklerimi doğar doğmaz görebilirdim hem de kocam yanımda olurdu. Fakaaat, işler yine tahmin ettiğim gibi gitmedi. Erken doğum korkusuyla çoğu yatarak geçen hamileliğimde 37. haftayı doldurmayı başardım. Doktorumun bizim için sezaryen randevusu aldığı hastaneye sabahın kör şafağında gittik. Karnım artık burnumdan da yukarıya çıkmış gibiydi. Bu noktada tekrar üçüz annelerini yad etmek isterim. Ben sadece sekiz kilo alarak, ikizleri zar zor taşımıştım. Üç bebeğe hamile bir kadın, kendini nasıl taşır gerçekten bilemiyorum. Velhasıl girdik hastaneye, yatış işlemleri yapıldı, damar yolum açıldı. Aldım kocamı da yanıma, çıktım sedyenin üstüne, tuttum ameliyathanenin yolunu... Tam ameliyathanenin kapısına geldik, oradaki görevli kocama "Siz burada bekleyeceksiniz beyefendi," dedi. Baktım beni apar topar götürüyorlar. "Kardeşim durun, benim kocam da girecek doğuma," filan diyorum; "Ameliyathaneye yabancı alamayız," diyorlar. "Yahu yabancı değil o, içimden çıkarılacak bebelerin babası..." Yok, nafile, kimse beni dinlemiyor. O sırada eşim de birileriyle görüşmeye çalışmış. Kocamın doğuma gireceği önceden bilinmediği ve bu yüzden sterilize edilmediği için ameliyathaneye giremezmiş. Yani biz iki akıllı, bu konuyu daha önceden hastane yetkilileriyle görüşmeyi akıl edememiştik, mesele buydu.
DEHŞET BİR MUTLULUK HALİ
Ben içeride doktorumu görünce bir- iki ağlandım, "Gelemez mi?" filan diye. Ne yazık ki bir şey yapamadı. O sırada anestezist geldi, belimden bir iğneyle omuriliğime girip belden aşağımı uyuşturdu. Önümde bir örtü, aşağıyı göremiyorum. Doktorlar sohbette. Birdenbire bir şey oldu ve tansiyonum düştü, bayıldım bayılacağım. Meğer o sırada doktorum kesmiş bile beni. Kısa sürede baygınlık hissi geçti ve hemen ardından bir ciyaklama duydum. Bir dakika içinde de kızım Deniz'in yüzünü gördüm. Hemen ardından bir ciyaklama daha. Ve karşımda Mehmet duruyor. İkisini iki yanıma getirip, yanaklarını yanaklarıma dayadılar. Şimdi siz "Peki ne hissettin?" diyeceksiniz. Bunu nasıl tanımlayacağımı inanın bilemiyorum. Engel olamadığım bir şekilde ağlıyordum. Hatta şu an bu cümleleri yazarken bile gözlerim doluyor. Dehşet bir mutluluk hali. Daha önce hiç yaşamadığım türde bir sevgi dolup taşıyordu içimden. Sonra bebeklerimi götürdüler. Bu sefer müthiş bir endişe kapladı içimi. Daha beş dakika önce içimdelerdi, kimse onları benden alamazdı. Ama şimdi... Nasıl koruyacaktım onları? Sakın bu işte mantık aramayın. Ben o andan beri çocuklarım için bitip tükenmez bir endişe duyuyorum. İlk başta yaşadığım sevgi ise giderek artıyor. Sonrası ise çok acılıydı. Özellikle de ilk gün verilen morfinin etkisi geçince... İkiz doğurduğum için sezaryende biraz daha geniş bir kesik atılmıştı. Ve ben 10 gün acılar içinde çocuk bakıp emzirdim. Yani gerekmediği sürece düşmanıma bile sezaryen önermem. Eminim normal doğum da çok acılıdır ama en azından o acı bittikten sonra çocuklarını keyifle kucaklama lüksüne sahip olursun diye düşünüyorum.