Türkiye'de konservatuvar sıralarında başlayıp Avrupa klasik müzik dünyasının merkezlerinden İsviçre'ye uzanan bir yolculuk onunki...
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ile sahneye çıktığında henüz 16 yaşındaydı. Zeynep Canay kariyerinin yönünü İsviçre'ye çevirerek Conservatorio della Svizzera Italiana'da eğitim aldı.
Asıl dikkat çekici çıkışını ise flüt dünyasının yaşayan efsanelerinden Sir James Galway'in çevresinde yaptı. Galway Flute Academy'nin burslu öğrencileri arasına girdi, 2022'de "Rising Star" ödülünü kazandı.
Ardından Avrupa'nın önemli klasik müzik sahnelerinden KKL Luzern'e uzanan kariyeri, onu yalnızca eğitim için yurt dışına giden genç bir müzisyen olmaktan çıkarıp uluslararası sahnede adı duyulan tecrübeli bir isme dönüştürdü. Türkiye'den çıkıp klasik müziğin rekabetçi Avrupa sahnesinde kendine yer açan Zeynep Canay ile, İstanbul Boğazı'nda buluşup hikayesini dinledik.

- Hikayeniz nasıl başladı?
- Annem heykeltraş. O da Mimar Sinan'a gitti, onun ayak izlerine bastım. Çok mutluyum çünkü çok köklü bir üniversite. Hatırlıyorum ilk girdiğim günü.
Mersin'den gelmiştim zaten. Flüte aslında öylesine başlamıştım. Aslında balerin olmak istiyordum. Baleye dört yaşında başladım, 15 sene devam ettim. Mersin Üniversitesi Konservatuvarı'nda bale okuyordum.
- Neden bıraktınız?
- Mersin'den Mimar Sinan'a geçmek istediğimde baleye geçmeyi arzuladım aslında fakat bale sınavını kazanamadım. Sonra Mersin'de de bir sene flüt okumuştum tam zamanlı olarak, yarı zamanlı bale yapıyordum. Bunu yapan ilk öğrenciydim orada.
Hatta benden sonra diğer insanlara da ilham oldu.

- Mimar Sinan'daki ilk gününe dönebilir miyiz?
- Benimle birlikte iki ayrı öğrenci gelmişti o sene. O yüzden kendimi çok da yalnız hissetmedim. Ne giydiğimi ve ilk derslerimi hatırlıyorum.
- Flütünüz peki...
- Tabii ki, her zaman.
Flüt benim için zor zamanlarımda yardımı olan bir arkadaş gibi. Ona sarılırım, bu beni iyi hissettiriyor. Bazen de aramız soğuklaşabiliyor, herkese olduğu gibi. Sonra diyorum ki "Sen benimleydin hep. Ben seni bırakamam ki..." Şuanda başka bir işe başlamak istesem bile flütümü hiçbir zaman bırakmayacağım. O her zaman benim yanımda olacak, bana çok şey öğretti. Benim bugün burada bu Zeynep olmamın sebebi flüttür.

- Bir de yükselen yıldız olma unvanı var. Rising Star seçilmenizi anlatır mısınız?
- Galway Akademi'nin kendi web sayfasından başvurumu yaptım. Kimseyi tanımıyorum. Bülent Evcil'in, Sir James Galway'in öğrencisi olduğunu biliyordum. Hep benim bir hayalimdi, videolarını izliyordum. "Bir gün ben de gideceğim ve Sir James ile çalacağım" diyordum. Sonra kendi kendime bir video kaydımı gönderdim ve bir baktım kabul edilmişim. (Yüzünde muhteşem bir tebessüm beliriyor) Sir James'in sınıfına girmek, master class olarak çok zordu. Çünkü kendisi her sene 10 öğrenci falan kabul ediyordu. Genelde giriş yapıldığı zaman hep Lady Jeanne ile başlayıp sonra Sir James'e geçiş diye bir şey vardı. Benim de ilk başvurumda direkt onun sınıfına kabul edilmem çok mutlu etmişti beni.
BÜYÜK BİR GURUR YAŞADIM
İsviçre'de Weggis'de yapılıyordu o zaman.
Orada hayatımın en güzel 10 gününü geçirdim. Karlheinz Schutz'den Andrea Oliva'ya kadar dünyaca ünlü flütçülerle tanıştım. Aynı masada oturup, konuştuğumuz oldu. Çünkü öğrenci-öğretmen ilişkisi çok daha anlayışlıydı orda. Hiyerarşi yok, herkes olduğu gibi. O yüzden göz açıcı bir durumdu benim için. 2022 yılında da Rising Star olarak seçildim. Bu da Sir James Galway'in gelecek gördüğü ve inandığı insanlara verdiği bir ödül. Her sene birkaç insan bunu alır ya da almaz çünkü bizden sonra boş da geçtikleri oldu. O yüzden bunu almanın verdiği gurur da çok ayrı gerçekten.

DEDEM VE ANNEANNEMİN BENDE EMEĞİ ÇOK BÜYÜK
- Türkiye ile bağ kurmanızı sağlayan bir şey var mıydı?
- Annemi arıyorum, babamı arıyorum. Anneannemleri çok ararım çünkü onlar da beni büyüttüler. Türk arkadaşlarım zaten Avrupa'da, yakın olduklarım. Bazen de çorba özlüyorum sadece.
- Hangisini?
- Beyran... Mercimek de güzel. Ve anneannemin süt çorbası... Kültürümüzü seviyorum. Yemek kültürü çok fazla, çok renkli. Ağır ama renkli ve güzel. Çok lezzetli.
- Anneanneniz ve dedeninizin sizdeki etkileri nasıl oldu?
- Bana çok katkıları oldu. Çünkü onlar da çok sanatsever insanlar. Beni ilk baleye götüren onlar, sanatla tanıştıran onlar. Dedem ben daha bebekken beni kucağına alıp dans ediyormuş. Dedem ilk aşkım gibi. Adı da Dedencin, benim koyduğum bir ad. Anneanneme de püsim derim hep. Dedemin gerçek adı Hasan. Anneannemin de adı Behice. Tabii ki anne ve babam da her zaman destekleriyle yanımdalar.

DEĞER GÖRDÜĞÜMÜ ANLADIĞIM AN...
-Bir hatıranız anlatmanızı istesem?
- Lucerne FesHval Strings diye bir orkestra var, Lucerne'de... Onlarla solist olarak çalmıştım ve Galway'lerin açtığı bir yarışmayı kazandığım için oldu. O gece de sold out yapmıştık. Her yer satılmış;. O gururla sahneye çıkmak... Sahneye çıkmadan önce çok yol kat ettiğimi ve aslında ne kadar değer gördüğümü bir kez daha anladım.
- İdolünüz kim? - Sir James Galway, her zaman ve sonsuza kadar. Andre Oliva. Jasmine Choi'yu da çok seviyorum. Hatta geçen gün Zürih Havaalanında karşılaşmıştık, dünya küçük... - Yurt dışında kültür konusunda zorlandınız mı? - Babam asker olduğu için çocukluğumdan beri çok şehir değiştirdim. Her zaman yeni arkadaş çevresi yapmak zorunda kalmanın bana büyük artısı oldu.
DIŞARIDA SİZİ İLK BEKLEYEN YALNIZLIK
- Yurt dışında eğitim görecek gençleri neler bekliyor?
- İlk bir başta yalnızlık onları bekliyor. Tabii çevre değişikliği olacak, onu beklemeleri lazım. Kültür değişikliği olacak, bunları bilerek gitmeleri gerekiyor ama ne kadar açık giderlerse, onlar için o kadar rahat bir geçiş olacak. Yeniliklere açık olduklarında bu süreç onlar için pozitif bir şekilde ilerleyebilir, ki ilerlemeli zaten. Şunu hatırlamaları güzel olur, "Ben bunu kendim için yapıyorum ve geleceğim için buradayım."