Geçtiğimiz hafta başında İgiltere'nin başkenti Londra'daydım. Sebebi ziyaretimiz bir müze açılışıydı. Sonda söyleyeceğimi başta söylemek isterim ki, Türk olarak büyük gurur duyduğum bir deneyim yaşadım. Şöyle ki, malumunuz Londra oldukça kozmopolit, zor bir şehir. Hele konu kültür, sanat ve müzecilik olduğunda müthiş güçlü bir şehir Londra. British Museum'dan Victoria & Albert Museum'a, Tate Modern'den National Gallery'ye kadar dünyanın en güçlü kültür kurumlarının bulunduğu bir şehirden söz ediyoruz. Müzeciliğin başkenti sayılan bu kentte yeni bir iş yapmak hele de uluslararası arenada ses getirecek iddialı bir iş yapmak cesaret ister.

Üstelik bunu bir Türk şirketi olarak yapmak, sadece ticari bir yatırım değil; aynı zamanda kültürel bir özgüven meselesidir. İşte Londra'da bana bu hamasi duyguları yaşatan, gururlandıran bir müze açıldı Dem Müzecilik tarafından: Timewalk Exhibition. DEM Müzecilik'in adı aslında Türkiye'de deneyim müzeciliğini takip edenler için yabancı değil. Bugüne kadar dünyanın birçok yerinde hayata geçirdikleri 18 müze ve kültür kompleksinin yanı sıra, Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile Efes Deneyim Müzesi, gerek ziyaretçi sayılarıyla gerekse aldıkları uluslararası ödüllerle de dikkat çekmişti. Şimdi ise bu birikim Londra'ya taşınmış durumda. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin ile sohbet ederken anlattıkları bu hikâyenin ölçeğini daha iyi anlamamı sağladı. Zira buraya 22 milyon sterlinlik ciddi bir yatırım yapmışlar ve ilk sene hedefi olarak da en az 500 bin ziyaretçi hedefi koyulmuş.

Esin, görsel ve işitsel teknolojiler alanında 35 yılı aşkın deneyime sahip ekibiyle beraber, bugüne kadar ülkemizdeki bin 300 sinemanın yaklaşık bin 100'ünün teknolojik altyapısını kurmuş bir isim. Sinemadan gelen bu birikim, bugün müzecilikte yeni bir anlatım dili yaratmış durumda. Aslında Timewalk'ın ruhunu anlamak için bu geçişe dikkat etmek gerekiyor. Çünkü burada klasik anlamda bir müze gezmiyorsunuz; adeta büyük bütçeli bir filmin içine giriyorsunuz. Göbeklitepe'nin taş sütunları arasında başlayan yolculuk, Babil'in görkemli kapılarından geçiyor, Nil kıyısında gün batımına uğruyor, Maya uygarlığının gökyüzüne uzanan matematiksel evrenine giriyor ve Pasifik Okyanusu'nun ortasında Rapa Nui'nin gizemli Moai heykelleriyle son buluyor. Tapınaklar yükseliyor, denizler taşıyor, şehirler uyanıyor, gökyüzü değişiyor, sesler etrafınızı sarıyor. Tam anlamıyla baş döndürücü bir deneyim bu.

25 DİLDE SESLİ REHBERLİK VAR
İki yılı aşkın sürede, tarihçilerden senaristlere, mimarlardan 3D sanatçılara kadar 250 kişilik bir ekibin emeğiyle hazırlanan bu proje, klasik sergicilik anlayışını başka bir noktaya taşıyor. Üstelik 25 dilde sesli rehber sistemiyle dünyanın dört bir yanından ziyaretçilere hitap ediyor. Ünlü sanatçılar Selçuk Yöntem ve Devrim Yakut'un anlatımı eşliğinde kendimi bir müzede değil, tarihin içinde yürüyormuş gibi hissettim desem yanlış olmaz. Nitekim bu deneyimi farklı kılan şey, tarihin yalnızca bilgi olarak sunulmaması. Tarih burada ses, ışık, hareket ve duyguya dönüşüyor. Ziyaretçi sadece bakmıyor; hissediyor. Artık teknoloji bir araç, önemli olan onu nasıl anlattığınız. Yani hikayenizin gücü. Göbeklitepe gibi tarihin sıfır noktası olarak adlandırılan bir yere ev sahipliği yapmamız, bizi otomatikman hikayenin başrolü yapıyor.
Bu hikayeyi doğru enstrümanlarla yurt dışına aktarabilmek, dünyayla yarıştıracak hatta çıtayı belirleyecek noktaya taşıyor bizi. Yıllardır Batı'nın müzelerini geziyor, hikâyelerini dinliyoruz. Bu kez durum tersine dönüyor. Göbeklitepe'den yükselen ses, Londra'nın ortasında yankılanıyor. Dünyanın kültür başkentlerinden birinde bir Türk şirketi Timewalk Exhibition ile kendi hikâyesini büyük bir özgüvenle anlatması Türkiye'nin kültürel birikiminin, teknolojik kapasitesinin ve hikâye anlatıcılığının da dünyada nasıl bir karşılık bulabileceğini gösteriyor.

ÇOCUKLAR UNUTULMADI
Londra'da kültür yatırımı yapmak başlı başına zor bir iş. Ancak yılda yüz binlerce ziyaretçi ağırlayan bir şehirde, 20-30 sterlinlik bilet fiyatlarıyla 500-600 bin ziyaretçi hedeflemek, projenin ne kadar büyük düşünüldüğünü gösteriyor. DEM Müzecilik CEO'su Eda Bildiricioğlu, projenin her yaştan ziyaretçiye geçmişle güçlü bir bağ kurdurmayı amaçladığını söyledi. Bugünün teknoloji dünyasında elinden telefonu tableti düşürmeyen yeni nesil çocuklara onların anlayacağı dilden bir deneyim sunmak önemli. Bu noktayı vurgulayan Bildiricioğlu, "İşitsel ve görsel anlamda çocukların ilgisini çekecek, edutaintment olarak bilinen çocukları eğlendirirken öğrenecekleri ve bu kültürel mirası gelecek nesile bırakmak için onların anlayacağı şekilde bir hikaye oluşturduk. Onlar için de ayrı dil ve anlatım seçenekleri mevcut" dedi.