ENKA Kulübünün geçen ay yaptığı bir basın toplantısı bitiyor, Çağla Büyükakçay ve Ayla Aksu ile sohbete başlıyoruz, aslında dertleşme diyelim. Verdikleri büyük emeğin gözükmemesini konuşuyoruz. "Söyleyin ben ne yapabilirim?" diyorum. Çağla hemen Ayla'yı gösterip "Çok iyi bir dönem geçiriyor. US Open biletini de kaptı. Yapsana bir röportaj" diyor. Hemen Ayla'ya dönüyorum. O güleç yüzüyle, harika tebessümüyle, "Neden olmasın?" diyor.
Tenis dünyasında 30 yaş genelde ritmin düştüğü bir dönem olarak kabul edilir. Ancak Ayla Aksu için bu yaş; sabrın, emeğin ve vazgeçmemenin meyvelerini topladığı tam bir dönüm noktası. Yaşadığı zorlu süreçlerin ardından pes etmeyerek kendi hikayesini yeniden yazan milli raket, Portekiz'de kariyerinin ilk WTA 125 finaline çıkarak US Open elemesine katılma hakkı kazandı. Aksu, New York kortlarına adım atmadan önce; kortun görünmeyen yalnızlığını, acımasız eleştirileri, 20'li yaşlardaki kendine vermek istediği öğüdü ve turnuva sonrası atacağı düğün imzasını ilk kez anlattı.
- 30 yaşınıza girerken kariyerinizin en parlak dönemlerinden birini yaşıyorsunuz. Teniste çoğu sporcu için 'geç kaldım' denilen bir yaşta siz yeniden yükselişe geçtiniz. Nasıl oldu, neler hissediyorsunuz?
- Aslında bu yükseliş birden olmadı. Çok uzun yılların emeği var. Tenisi biliyorsunuz, uzun ve çok küçük yaştan itibaren başlanılan bir yolculuk. Daha önce 21 yaşımda kariyerimin en iyi sıralamasına ulaştım. O zamanlar daha naiftim, sadece çıkıp maçı oynadığımı hatırlıyorum. Daha sonrasında sakatlıklar, hayat dersleri derken 25 yaşımda 700'ün içinde buldum kendimi. Sonraki yıllar hep kovalamaca oynuyormuşum gibi hissettim. Maç eksikliklerim, tenisin gelişmesi, fiziksel zorluklarım. Kendimi bulmam bir kaç yılımı aldı. Aslında son 2-3 yıldır iyi tenis oynadığımı düşünüyordum ama sonuçlarıma çok fazla yansımıyordu. Sabırlı kalıp çalışmaya devam ettim ve sonunda sonuçlar yavaş yavaş gelmeye başladı. Kariyer sıralamamı geliştirdim ve çok mutluyum. Tabii bu benim için sadece bir başlangıç.

BUNU HİSSETMİŞİM SANKİ
- Portekiz'de kariyerinizin ilk WTA 125 finaline çıktınız. O final size US Open'ın kapısını açtı. US Open'a gideceğinizi öğrendiğiniz ilk an ne yaptınız?
- Finale çıkmayı beklemiyordum açıkcası. Üç haftalık bir antrenman süreci geçirdik İstanbul'da. Çok da verimli geçmişti. Fiziksel ve mental olarak kendimi iyi hissediyordum. Maç maç ilerledim ve en sonunda finaldeydim. Komik olan da yakın zamanda tek bir turnuvanın kariyerimi değiştirebileceğini söylüyordum ve US Open elemesine girebilmem için WTA 125 finaline ihtiyacımın olduğunu söylüyordum. Söylediklerimin üstüne gerçekleşince, dedim evrene güzel bir enerji ve mesaj yollamışım. (Gülüyor) Us Open'ı garantileyince çok bir şey hissetmedim aslında, daha değişik bir duygu bekliyordum. Belki de oraya gidince hissedeceğim.
- New York'ta korta çıktığınızda aklınıza ilk kimin gelmesini bekliyorsunuz?
- Kendi çocukluğumun, ailemin, bugüne kadar bana faydası olan antrenörlerimin ve arkadaşlarımın herhalde. Belki de kimse aklıma gelmez, gerçekleşince size bu konuda geri dönerim.
- San Francisco'da doğdunuz, Sacramento'da büyüdünüz ne mutlu bize ki Türkiye adına oynuyorsunuz. Sizin için "Türk tenisçi olmak" ne ifade ediyor?
- Hayatımın yarısı aşağı yukarı Amerika'da geçti. Türkiye adına oynamak benim için çok büyük bir gurur. Sonuçta bütün ailem Türk, başka bir senaryo düşünmek mümkün değil benim için. Ülkemi olabildiğince en iyi şekilde temsil etmeye çalışıyorum.
- Çocukken Serena Williams ve Maria Sharapova'yı örnek aldığınızı söylemişsiniz. Şimdi onlarla aynı Grand Slam dünyasının bir parçası olmak nasıl bir duygu?
- Değişik bir duygu, siz soruyu sorana kadar hiç öyle düşünmemiştim. Her tenisçinin hayal ettiği ve gitmek için çalıştığı bir yer. Tabii ki orada olmak kendi adıma gurur verici.
YENİLGİLERE TAKILMAMAK LAZIMMIŞ
- Herkes sizi kortta izliyor. İnsanların görmediği o tenis dünyası nasıl bir yer?
- Bazen çok yalnız bir yer. Çok fazla seyahat var. Ailenizden, arkadaşlarınızdan uzak kalıyorsunuz. Birçok etkinliği evde olmadığınız için kaçırıyorsunuz. Aslında çok anormal bir hayat yaşıyoruz. Bazen "normal" bir hayatın nasıl olduğunu merak ediyorum. Bu işi sonsuza dek yapamayacağım aklıma geliyor ve sadece kalan yıllarımın keyfini çıkarmaya çalışıyorum. Bazen keyif almayı unutuyoruz. Güzellikleri de var bu hayatın zorlukları da.
- Küçük turnuvalar, uçaklar, oteller, yalnızlık, kaybedilen maçlar... Profesyonel tenisçi olmanın dışarıdan görünmeyen en zor tarafı ne?
- Tenis süreklilik ve disiplin isteyen bir spor. Her gün nerdeyse antrenman yapmanız gerekiyor. Aynı şeylerin üstünde çalışmanız gerekiyor. Tekrar istiyor. Gelişim görmek de zaman alıyor. Aşağı yukarı 52 haftanın 30 haftası turnuva oynuyoruz. Turnuvayı kazanmadığımız takdirde geriliyorsunuz. 21 yaşımda kariyer sıralamamı yaptığımda yedi final oynamış, hepsini kaybetmiştim. Senenin sonunda oynadığım her turnuvada kaybettim. Bunu anlamak bile bazen çok zor. İnsanlar bunun farkında olamayabiliyor bazen.
- Tenisin 1 numarası Sabalenka henüz 28 yaşında bırakmayı düşündüğünü söylüyor. Hiç raketinizi bırakıp "Ben artık oynamayacağım" dediğiniz bir gün oldu mu?
- Olmadı açıkçası. Olsaydı şu an devam etmiyor olurdum. O noktaya gelmem için tenisten keyif almamam ve mutlu olmamam gerekiyor. Benim için öncelik bunlar başarıdan önce. Ben bu sporu seviyor ve keyif alıyorum.
- 20'li yaşlarınızın başındaki Ayla'ya bugün bir şey söyleme şansınız olsa...
- Çok fazla yenilgilerine takılma, gelişmeye bak. Bazı şeyler zaman alıyor. Doğru zaman ve doğru yerde oluyor her şey. Sürece güven, kendine güven ve asla pes etme.

YILBAŞI TATİLİNDE EVLİLİK TEKLİFİ GELDİ
- Geldik röportajın en güzel kısmına... 14 Haziran'da bir nişan merasimi fotoğrafı paylaştınız. Detayları alabilir miyiz?
- Evet yakın zamanda nişanlandım. Ege Kahraman ile Enka'da tanıştık. Altı yıldır beraberiz. Kendisi de A milli sporcu, branşı sutopu. Aynı zamanda özel bir firmada LPG temin ve ticaret sorumlusu. Evlilik teklifi yılbaşı için gittiğimiz Edinburgh'da gerçekleşti. Çok beklenmedik ama çok romantik bir andı. US Open'dan sonra evleniyoruz.

ÇAĞLA BÜYÜKAKÇAY'IN HEPİMİZE BÜYÜK ETKİSİ OLDU
- Türk kadın tenisinde Çağla Büyükakçay'ın açtığı yolun kariyerinizde nasıl bir etkisi oldu?
- Büyük bir etkisi oldu. Tenise ilgi arttı, destek arttı. Kendim de dahil. Zincirleme bir reaksiyon oldu. Başarılar herkesi motive ediyor ve rekabet artıyor. Sporun doğası bu. Türk tenisi daha yeni başladı, çok daha güzel başarılar elde edebileceğimizi düşünüyorum.
- Ayla Aksu'nun hikayesinin en güzel bölümü yazıldı mı, yoksa daha yeni mi başlıyor?
- Bence daha yeni başlıyor.