Dizinin başarısı, bu kadar çok insana dokunmasının sebebi, İstanbul'un farklı yüzlerini ve birbirinden çok farklı hayatları aynı hikayede buluşturması bence... Alina karakterinin çok sevileceğine dair öngörüler almıştım ama bu kadarını tahmin edemezdim
Genç kız; diziler için auditionları yollamış, ablasıyla Yeldeğirmeni'nde sokağa salmıştı kendisini... O an rıhtımda dalgakıranı döven denizden kopup rüzgarla gelen tuzu teninde hissetti: "Merhaba İstanbul, hoş bulduk. Ne hoş bir karşılama..." dedi. Kim derdi, o gün İstanbul'la bütünleşen bu kız, yıllar sonra az ötede, Fikirtepe'de adını bu kadim şehirden alan, reytingleri alt üst eden bir dizide rol olacak. Evet semtteyiz, setteyiz; pamuk gibi kalbi yüzüne yansımış İpek Çiçek ile hem Alt Üstü İstanbul'u hem Alina hem de İpek'i konuştuk. Sado, üzme bu kızı lütfen!
- Altı Üstü İstanbul dizisinin senaryosunu ilk okuduğunuzda sizi yakalayan ne oldu? "Ben bu işin içinde olmalıyım" dediğiniz an...
- Bu projenin başında hayatımda da bir enerji değişimi yapmıştım. Menajerimle yeni çalışmaya başlamıştık. Bir hafta sonra da bu işi aldık. Bu değişimin getirisi diye düşünüyorum. Bir gençlik işi yapmak uzun zamandır istediğim bir şeydi. Altı Üstü İstanbul beni katmanlı hikayesiyle oldukça etkiledi. Çatışması bol çok zengin bir hikaye, bu yüzden ben de bir parçası olmak istedim.

- Set hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Buraya çok yakın oturuyorum. Buranın dokusunun bozulmaması bizim için bulunamayacak bir şey. İstanbul'da doğal kalan nadir yerlerden. Bir yanda mahalle bir yanda da kocaman kuleler... O açıdan bence işimizin temasına da çok uygun.
- Evet, dizi çok farklı hayatları aynı hikayenin içinde buluşturuyor. Altı Üstü İstanbul bugünün insanına ne söylüyor?
- Hem İstanbul'a hem hayata dair birçok sözü olan ve bunları yer yer söyleyen bazen hissettiren ve gösteren bir dizi. Bazen bir çatışma, bir kırılma anıyla bazen de sessizliğiyle hayattaki o ara anları çok iyi yansıttığını düşünüyorum. İşin dokusu bile bunu bize gösteriyor bence.
Özellikle Ziyankar'da kafamı kaldırıp gökdelenlere baktığımda "Altı üstü İstanbul işte" diyorum.
- Alina ile Sado çok farklı dünyaların insanları. Sizce onları birbirine çeken tam olarak ne?
- Sosyal medyada gördüğüm bir şey var, Alina ve Sado'nun birbirine nerede aşık olduğunu tahmin etmeye çalışıyorlar. Ben Alina'nın Sado'ya damdaki sahnede aşık olduğunu düşünüyorum. Sado'nun Hasan'ın kaybıyla mücadele ederken çok realist bir pencereden bakması bence Alina'yı etkiledi. O gün eve dönerken Alina'nın Sado'ya duvarlarını indirdiğini hissetmiştim.

- Sizin için İstanbul nasıl bir şehir...
- Tek başıma kendimi var ettiğim bir şehir. Lisede İstanbul'u kazanıp geldim, Beşiktaş Anadolu Lisesi'nde okudum. Ailemden ayrılığı yaşadım daha lisede. 14 yıl oldu... Hayatımın yarısından çoğunu İstanbul'da geçirdim. Sevdiğim ama bazen zorlayan bir şehir. Özellikle uzaklara gidip döndüğümde sanki İstanbul bana trip atıyor gibi geliyor, böyle hissettiriyor.
- Dizide karakterlerin dışarıdan görünen hayatlarıyla gerçekte yaşadıkları arasında ciddi farklar var. Sizce dizinin seyirciye en çok dokunan tarafı bu mu?
- Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmaması hayatın bir illüzyonu bence. Bu hem çok dokunaklı hem çok şaşırtıcı. Bana bir seyirci olarak karakterlerin içinde bulundukları koşullara rağmen yaptığı tercihler çok heyecanlı geliyor. Her şey göründüğü ya da bizim düşündüğümüz gibi olsaydı hayat çok sıkıcı olurdu diye düşünüyorum. Farklı tercihlerin de mümkün olduğunu görmek geleceğe dair beni yatıştırıyor.

İPEK ÇİÇEK BİZİ ŞAŞIRT
En ilgi çekici özelliğim vitesli yani manuel araba kullanmak sanırım.
Küçükken odamda Sünger Bob posterleri vardı.
Çocukken hayalimdeki meslek dansözlüktü. Asena vurulunca hayallerim suya düştü.

SADO'NUN FARKI 'ÖZÜR DİLERİM'DE
- Seyirciden gelen tepkiler arasında sizi en çok şaşırtan ne oldu?
- İzleyicimiz bazen benim bile fark etmediğim detayları fark edebiliyor. Siz sanırım, Sado'nun 'Özür dilerim'i ateşlerle değil çiçeklerle yazması detayını fark etmişsiniz, ben fark etmemiştim o kadar... Sado ve Alina'nın aşkı filizlenmek istiyor, yakıp yıkmak değil onlarla çok uyumlu bir seçim olmuş.
- Alina dışarıdan cıvıl cıvıl ve hayatı çok da umursamayan biri gibi görünüyor ama altında bir yalnızlık da var. Sizce Alina'nın asıl sakladığı tarafı ne?
- Zaman geçtikçe Alina'ya daha çok yakınlaştım. İlk okuduğumda da çok anladığım bir karakterdi ama zamanla içimde ona bir yer açıldı sanki. İlk gördüğüm şey güçlü bir kız çocuğuydu. Şimdi kırılganlığını daha çok görebiliyorum. Çok hassas biri ama hayatta hep 'Acımadı ki' demek durumunda kalmış. Çünkü canı acısa da belki annesinin belki babasının ihtiyaçları daha önemli olmuş. O da 'boşvermeyi' öğrenmiş. Kendinden önce başkalarına öncelik tanıyarak ileride bu yalnızlığa bir çare bulabileceğine inandığını düşünüyorum. Başkalarının onda bıraktığı yalnızlığı mizahla ve kalabalıkla doldurmaya çalışıyor gibi geliyor.
- Alina ile birbirinize en benzeyen ve en hiç benzemeyen özellikleriniz neler?
- Alina'yı bu kadar seveceğimi ve onun bu denli sevileceğini tahmin etmemiştim. Çok güzel bir sürpriz oldu. Kurban psikolojisiyle hareket etmememizi ortak noktamız olarak görüyorum. Başımıza gelenler biz izin verdiğimiz ölçüde bize zarar verebilir. Farkımızsa Alina benden daha dışa dönük bence.

YOLUMU KAYBETTİM SANIYORDUM MEĞER YOLUMU BULUYORMUŞUM
- Üniversitede başka bir yolda ilerlerken tiyatro hayatınızın yönünü değiştiriyor. Kırılma anına dönelim mi?
- Lisede ablamın cüzdanında defterime yazdığım bir notu bulmuştum. Ne olursam olayım en iyisi olacağım tarzı bir şey yazmışım ablamda bunu saklamış. Yaptığım her şeyde iyi olmam için bana desteğini her zaman hissettim, ona çok teşekkür ederim. Kavga dövüş çekilen auditionlar, set ve okulu aynı anda yürütmeye çalışmanın getirdiği stresler, hepsinde bana çok iyi bir rehber oldu. Ailemin bu desteğini hissettiğim için bir anda değil adım adım bir hayal oldu aslında. Ben yolumu kaybettiğimi zannediyordum, çok istemediğim bir bölümde okuyordum, meğerse yolumu buluyormuşum.
- Set dışında kendinizi en çok nereye ait hissediyorsunuz?
- Babam memur olduğu için çok yer değiştirerek büyüdüm. O yüzden bir yere ait olmak benim için ne demek öğrenmem biraz zaman aldı. İstanbul'a ilk geldiğim zamanlar İstanbul'un bana böyle bir etkisi olmuştu. Ablamla Yel Değirmeni'nde yürürken bir an var, rıhtımın rüzgarını tenimde hissetmiştim, çok yumuşak bir karşılamaydı. O an İstanbul'la çok bütünleşmiş hissetmiştim.

HANIM HESAP SORDU: EVE NİYE GELMEDİN?
İpek Çiçek'i beklerken çay ikramı yapılıyor, tabii ki geri çevirmiyoruz. Çay ocağı setin kalbidir diyerek Ruhi Karadaş abimizle sohbete dalıyoruz: "Setlerde ikram hizmetleri sorumlusu olarak çalışıyorum. Biz 7/24 ayaktayız. Çalışmadığım herhangi bir yapım, herhangi bir şey yok. Dönem işinden tut her işte vardım; kliplerde falan... Bu farklı bir dizi, evet. Gençlere hitap eden bir dizi. Arada drama da var. Ortaya çok güzel bir şey çıkıyor.
Yoğun bir sektör bizimki, hanımın yüzünü unutuyorum. Bir gün ne oldu, eve gittim, hanım uyuyor. Yattım. Sabah kalktım çıktım, hanım hâlâ uyuyor. Ertesi gün bana ne dedi biliyor musun? 'Eve niye gelmedin?", 'Neredeydin dün gece?' Allah'tan sette birbirinden ünlü şahitlerimiz var da, hanım inandı."