Üç yaşında ailesiyle birlikte Ordu'dan Fransa'ya göç eden Hüseyin Aydın, iki kültür arasında büyüdü. Çocuk yaşlarda tiyatroyla başlayan hikâye anlatma tutkusu onu sinemaya taşıdı. Ancak Aydın'ın sinemaya yönelmesinde yalnızca beyaz perdeye olan tutkusu değil, Fransa'da bir göçmen olarak maruz kaldığı ayrımcılık oldu. Bilgisayar mühendisliği eğitimi sırasında Türk ismiyle iş bulmanın zorluklarını bizzat yaşayan Aydın, Fransa vatandaşlığına geçtikten sonra iş ararken ırkçılıktan sıyrılabilmek için ismini değiştirme kararı aldı.
Bu kişisel deneyim, yönetmenin son filmi Bir Türk Meselesinin de çıkış noktalarından birine dönüştü.
Aydın bu filmle yalnızca Fransa'daki Türklerin hikâyesini anlatmak değil, göçmenlerin kimliklerini koruyarak yeni bir hayat kurabilmeleri ve ırkçılığın nasıl aşılabileceği üzerine de düşündürmek istiyor. Yönetmenle Ordu'dan Fransa'ya uzanan hayatını, sinemaya yolculuğunu konuştuk.
- Nerede doğdunuz, büyüdünüz?
- Ordu/Aybastı doğumluyum. Ailemle üç yaşında Fransa'ya göç ettik, Goussainville ilçesinde büyüdüm. Ekonomik nedenlerden dolayı geldi ailem. Uzun yıllar birçok Türk gibi tekstil sektöründe çalıştılar.
- Sinemaya ilginiz nasıl başladı? Yönetmenliğe yönelten kırılma noktası ne oldu?
- Yedi yaşındayken çok geveze bir çocuktum. Bir veli tiyatroya yazılmamı önerdi. Yazıldım, hoşuma gitti. Küçük defterimde hikayeler yazıyor, büyüyünce yazar olmak istiyordum.

10 yaşımda doğum günümde aileme daktilo aldırdım. Beni hikayelerden, tiyatrodan sinemaya iten kırılma noktası, bir sınırlamadan doğan üzüntüydü.
Tiyatroda her yıl sonu gösterimimiz oluyordu. O zamanlar anne-babamın Fransızcası kısıtlıydı. Oyunu detaylı şekilde anlamıyorlardı. Bu, beni film çekerek hikaye anlatmaya heveslendirdi. Fransızca çekeceğim filmlere Türkçe altyazı yapabilecektim. 15 yaşında başladığım amatör kısa filmlerimin hepsine Türkçe altyazı yapıyor, gidip Türkiye'de sevdiklerimle paylaşıyordum.
Bu kısa filmler, sinemanın ne kadar etkili, yaratıcı ve sürükleyici olabileceğini gösterdi.
- Kariyerinizini başında Fransa'da Türk kökenli sinemacı olarak ne tür zorluklarla karşılaştınız?
- Fransa'daki sinema sektörü birçok ülke gibi, girilmesi çok zor, kapalı bir sektör. Sektörde hikayelerin çeşitliliği ve yabancı kökenlilere verilen rollerin damgalayıcılığı günümüzde halen yaygın bir sorun.
Ama diğer daha klasik iş sektörlerine kıyasla (ki bunu bilgisayar mühendisi olarak tecrübe etme imkanım da oldu) sinema sektöründe ayrımcılık mevcut ama daha az olduğunun kanaatindeyim.
2010 senesinde, öğrenci yıllarımda okuduğum senaryo kuram kitaplarından yola çıkarak bir kısa film senaryosu yazmıştım.
Türk kökenli Fransa'da yaşayan boyacı bir baba oğul hikayesini anlattım. Senaryoyu, sinema sektöründe hiçbir bağlantım olmadan, beş yapım şirketine gönderdim. İkisi bana geri döndü ve tanıştık, geliştirmek için ciddi bir ilgi gösterdiler. Bu sürecin sonunda üçüncü kısa filmim olacak, 2015'te çekeceğim Bir Örümcek Ağı'nın ilk adımlarını atmış oldum.

- Bir Türk Meselesi'ni yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
- Bilgisayar mühendisliği okurken Fransa'daki sistemik ayrımcılığa tanık oldum. Yabancı bir isimle staj bulmanın, iş bulmanın ne kadar zor olduğuna tanık oldum. 21 yaşında Fransız vatandaşlığına başvurdum.
Başvurum kabul edilince, ismimi değiştirmeye karar verdim, ırkçılıktan sıyrılmak adına. Bu ikilemi konu alan bir film çekmek istedim. Türk diasporasında büyüyüp bir sosyal yükseliş yaşayan bir karakterin düştüğü boşluk, yeni dünyasının ondan beklediği azim, ailesi ve geldiği toplumunun beklediği fedakarlıklar arasında sıkışmış bir karakterin hikayesi...
Bu doğrultuda Fransız ortak yazarım Ludovic du Clary'nin etkili bir hikaye anlatmamızda katkısı önemli oldu.

FİLMİN DÖNÜM NOKTASI ÖNEMLİ
- Filmin adındaki 'Türk meselesi' sizin için neyi ifade ediyor?
- Filmin başında Mathieu/Mustafa karakterine kız kardeşi bir yardımda bulunmasını istiyor. Taksi şoförü olan bir genç Türk, bir müşteri tarafından ırkçı hakarete ve fiziksel saldırıya maruz kalıyor. Bu filme ismini veren bir dönüm noktası haline geliyor, çünkü Mustafa'nın ailesine, büyüdüğü ve işi gereği uzaklaştığı topluluğa katkı sağlama ihtiyacından doğan bir yardım hareketi gerçekleşiyor. Bu aslında Fransa'da tüm göçlerin ortasından geçen bir hassasiyet haline geliyor. Mathieu tamamen Fransız olsaydı, belki yardım etme ihtiyacı duymazdı, ister istemez öyle bir baskı hissetmezdi.
Hikaye ilerledikçe Mathieu'nün Türk kökenli olduğu, aslında nasıl onlar için bir sorun olduğu öne geldikçe Fransa'da Türk olmanın, gurbetçi olmanın sorun olup olmadığını sorgulamak istedim.
FRANSIZ SİNEMASI, TÜRK TOPLUMUNU PEK TANIMIYOR
- Fransa'da yaşayan Türklerin hikâyelerinin sinemada yeterince anlatıldığını düşünüyor musunuz?
- Fransız sinemasında bundan önce Türk diasporasına küçük de olsa yer veren uzun metraj film Chris Nahon'un yönettiği L'empire des loups filmiydi. Ama Türk diasporasını konu olarak ortaya alan uzun metraj Bir Türk Meselesi bir ilk olarak tanımlanabilir. Türk diasporası Fransa'da yaklaşık 700 bin kişiden bahsediyoruz. Ya Türk ya da Türk kökenli Fransız, bir hayli geniş bir diaspora. Bana göre Fransız sineması kısaca Türk toplumunu, Fransa'nın geneli gibi, pek tanımıyor. Bir hayli sessiz sedasız bir toplum olarak dile getiriliyoruz ve Fransızların büyük bir bölümü için Mağriplilerden bir farkımız yok. Ama çok yetenekli Türk kökenli yazar, yönetmen arkadaşlarım var. Etkili kısa film çekmiş ve uzun metraj projesi üzerinde çalışan. Önümüzdeki senelerde daha fazla Türk diasporası üzerine çekilen film izleyeceğimizi düşünüyorum, bu anlamda çok umutluyum.
RÖPORTAJDAN TAŞANLAR
❙Beni en çok şaşırtan yorum bir Fransız seyircinin "Filminizde Türkiye'yi göremedim" oldu. Halbuki film Türkiye ile ilgili değil, Fransa'daki Türk diasporası üzerine...
❙Benim için önem taşıyan; Fransa'da ayrımcılığın yok olmasa da azalabilmesi için, göçmenlerin kendilerini Fransa'ya ait hissetmeleri için ne yapılması gerektiği...
❙Fransa'daki Türkler, yabancı bir ülkeye ayak uydurmaya çalışan ama yüzü Türkiye'ye dönük bir toplum...