İstanbul'un Adaları'nda sonbahar ve kış aylarında, ışıksız, kapıları kapalı evlerin önünde hep bir kedi bekler. Çünkü yazın, yazlıkçıların nüfus patlaması yaşattığı Adalar, eylül ayından itibaren boşalmaya başlar. Sokak kedileri de nereden bilsinler, onları elleriyle besleyen tatilcilerin bir sonraki yaza kadar evlerine uğramayacağını... Böylece sahipsiz kedicikler bütün bir kış kapalı kapılar önünde bekleyip, zorunlu diyete girerler. Çizer ve çocuk kitapları yazarı Behiç Ak, yıllardır sadece yaz aylarında değil, kışın da Büyükada'da yaşıyor. Üstelik bir de kedi sever olunca, kışın mahallesindeki kedilerin bakımı ondan soruluyor. Tabii bu manzaradan ona bol bol çizgi ve yazı malzemesi de çıkıyor. Adalar'daki kedilerin kışın yaşadıkları çaresizliği hem çocuklar hem de yetişkinler için eğlenceli hale getiren bir de hikâye kitabı var:
Kedi Adası... Okul öncesi çocuklar için hazırlanan
Kedi Adası, anne ve babaların çocuklarıyla keyifli birkaç saat geçirmeleri için hazırlanmış. Bol resimli hikâyede kışın adada soğuktan donma noktasına gelen kedilere yaşlı bir kadın sandalla gelip yiyecek bırakır. Günün birindeyse artık gelmez olur. Bunun üzerine kafalarını çalıştıran kediler, bir sirk kurarlar. Böylece herkesi adaya çekip, sonra da onların evlerinde kalmayı başarırlar. İlk 1991'de Japonya'da yayımlanan kitabın 18 yıl sonra Türkiye'de de basılması üzerine bir söyleşi yapmak istediğimiz Behiç Ak, bizi Büyükada'daki evinde karşıladı. Tabii sevimli kedisi de gelip şöyle bir ''Kim bu yabancı?'' şeklinde bize bakmayı ihmal etmedi.
Kedi Adası'nın öyküsü daha ilk gençlik yıllarında aklına düşmüş Ak'ın: ''Çocukluğum, bahçe içinde ahşap bir evde geçti. Kediler, vazgeçilmez arkadaşlardı bizim için. Yolda geçen bütün kedileri sever, onlarla konuşurduk. Sonra da bir şekilde kendi apartman hayatıma da girdi kediler. Benim olan kediler ise hiçbir zaman için tam ev kedisi olmadı, hem evi hem de sokağı kullandılar. Kedilerin bu özgür ruhu beni çok etkiliyor. Adalar'a da eskiden beri çok gidip geliyoruz. Kışın adadan İstanbul'a döndüğümüzde o kediler hep burada kalıyordu. Çocukluğumda unutamadığım bir sahne var. Üstelik o zaman hayvan sevgisi popüler ve yaygın değildi. Yaşlı bir kadın haftanın iki üç günü adaları dolaşır, bazen sandalla gelir, bazen vapurla gelir, bütün kedileri beslerdi. Biz o kadına çok büyük bir hayranlık duyardık. Geride kadan kedileri besleyen biri olduğunu düşünüp çok mutlu olurduk. Kışın evlerin bütün kapıları kapalı, kediler dışarıda donuyorlar. Ara sokaklarda dolaşırken açlıktan ve soğuktan donmak üzere olan kedileri görüyorsunuz. Size sarılmaya çalışıyorlar. Hakikaten ayağıma sarılıp bırakmak istemeyen kediler gördüm. Kışın çok üzülüyoruz kedilerin haline. Kışın adada kalanlar, kendi mahallesindeki ve çevresindeki kedilerin bakımını üstleniyor. Kediler de bu çemberin dışına çıkmıyor. Ben de 'Kediler bu evlere yerleşseler, kapalı kapılar açılsa, insanlar gibi bu evlerde yaşasalar ne hoş olur,' diye düşündüm. Bu hikâye oradan çıktı. Kedilerin hem bu kadar tembel olup hem de bu kadar çevik olmalarından... Bu kadar iyi tasarlanmış bir mahlukat olamaz. Çünkü insanlar tembel olduklarında çevik olamazlar. Kediler çok tembel tembel otururken birden vınlayabiliyor bir yere...''