Filmlerini baştan beri ilgiyle izlediğim yönetmen Cemal Şan, şimdiye kadarki en kitleye dönük, en iddialı filmini yapıyor. Ancak, içerdiği çok ilginç şeylere ve hayli başarılmış bölümlere karşın, tam bir sonuca ulaşamıyor. Film, kaderin bir hastanede bir araya getirdiği çok farklı üç insan üzerine kurulu. Daha 14 yaşında baba zoruyla işlediği 'namus cinayeti' nedeniyle 20 yılını hapiste geçiren ve yeni çıkan Anadolu çocuğu Serhan. Bir Beyoğlu barında DJ'lik yapan ve sevgilisini patronun kardeşinden delicesine kıskanan delifişek Volkan. Ve de eski sinema oyuncusu, Yeşilçam'ın en parlak günlerini görmüş, Yılmaz Güney'le film çekmiş Süleyman Turan. Bu üç insanı birbirlerine bağlayan şey hastalıktır: Üçü de o onulmaz hastalığın pençesindedir. Ama hayat yerinde durur mu? Tam bir manyak gangster olan bar sahibinin parasını ve en büyük sırrını taşıyan çantayı alıp kaçmak zorunda kalan Volkan ve Serhan, sığındıkları Ege kasabasında yeni insanlar tanır. Bu arada Serhan hayatının ilk aşkını yaşar gibi olur. Ama kader elbette peşlerindedir. Film, öncelikle tam yolunu ve kıvamını seçememiş gözüküyor. Örneğin ilk 15 dakika koyu bir dram izliyorsunuz, ama birden ortaya dayanılmaz bir komedi sahnesi çıkıyor! Evet, bu bir kara komedidir; içinde bolca dram öğeleri de bulunan... Cemal Şan'ın genelde kendi yazdığı senaryoların tersine son derece geveze olan senaryo, yer yer günümüzün gözde TV dizilerini hatırlatıyor ve onlara özgü duyarlılıklar sergiliyor. Öte yandan, film birçok etkiyi bir arada barındırıyor. Konuşkan ve sürpriz dolu gangster tiplemesi ve etrafındaki 'badigardlar', sanki bir Tarantino filminden çıkıp gelmiş gibiler. Coen Kardeşler'in kara film türüne yaratıcı bir zekâyla yaklaşmalarını düşündüren şeylerin yanı sıra, özellikle içerden çıkıp modern yaşam karşısında şaşkına dönen eski mahkûm karakteri, Yavuz Turgul öykülerini akla getiriyor. Ama tüm bunlar birbiriyle gerektiği kadar iyi kaynaşmamış. Özellikle sona doğru her şey, o görkemli final sahnesi için yapılmışa benziyor. Evet, final sahiden görkemli; neredeyse bir Çağan Irmak filmi kadar... Ama, boşta kalan ve asla gerçek gözükmeyen kadın karakterlerinden, iki kafadarın niye o çantayı içindeki 'cinayet defteri'yle birlikte polise teslim edip kendilerini kurtarmadıkları sorusunun yanıtlanmamasına kadar çok şey, inandırıcı olmadan kalıyor. Buna karşılık, süper iyi şeyler de var. Öncelikle oyuncular: Müdavimi olduğu arızalı genç kişiliğinde yine zirvelere çıkan İsmail Hacıoğlu'ndan eşsiz bir gangster yaratan Şevket Çoruh'a, gönlümüzü çelen Ferhat Gündoğdu'dan neredeyse kendisini oynayan özlediğimiz Süleyman Turan'a dek... Ayrıca başta final, çok sinemasal bölümler var, sanki hep belleğimizde kalacak... Belki bunlar için görmeye değer...
SONSUZ
Yönetmen: Cemal Şan Senaryo: Can Sinan Görüntü: Refik Çakar Müzik: Nail Yurtsever Oyuncular: İsmail Hacıoğlu, Ferhat Gündoğdu, Şevket Çoruh, Süleyman Turan, Ayça Bingöl, Nurinisa Yıldırım, Serap Aksoy, Mehmet Ali Nuroğlu, Özgür Ozan/ Fergün Film yapımı.