Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ATİLLA DORSAY

Bir otelde üç zaman, üç aşk

'Kalbin Zamanı' kağıt üzerinde ilginç bir hikaye olsa da, seyirciyi tümüyle inandırmıyor. Ne romantizm tam anlamıyla işleniyor ne de polisiye entrikada yeterince sürpriz var. Filmi kurtaran tek öğe Hülya Avşar'ın varlığı ve başarılı oyunu

Kalbin Zamanı"nı neredeyse yılın yerli filmi olacak umuduyla beklerken, ne yazık ki genel anlamda bir düş kırıklığı yaşadık. Bu filmi sevip savunabilmeyi çok isterdim. Ama mümkün gözükmüyor. Sinema bir "illüzyon" sanatıdır. Yani "miş gibi yapmak" ama seyirciyi bunun gerçek olduğuna tümüyle inandırmak. Tüm iyi filmler, öncelikle yapanların yüzde yüz inanıp güvendiği filmlerdir. O inandırıcılık seyirciye de geçer ve filmi izleyenler, anlatılan bir masal, fantezi ya da bilim-kurgu bile olsa, iki saatliğine o hikayeye inanır, onunla bütünleşir. "Kalbin Zamanı" ise, kağıt üzerinde ilginç bir hikaye olsa da, seyirciyi tümüyle inandırmıyor. 1950'lerin sonlarında Pera Palas Oteli'nde delişmen ve hayat dolu bir genç kızın, uzaklardan (Avustralya'dan) gelen bir Türk genci, otelin genç ortaklarından biri ve asansörcü çocuğu eşit düzeyde büyülemesiyle başlayan karmaşık aşk ilişkisi, bir cinayetle sonuçlanıyor. Sonra hikaye iki sıçrama geçiriyor. Birinde 25 yıl atlayıp 1984'e, oradan da bir 20 yıl daha atlayıp günümüze geliyor. Böylesine uzun bir zamana, hele 50 yıla yakın bir zamana yayılan hikayeleri anlatmak son derece zordur. Özgentürk, öncelikle "casting" kurbanı olmuş. Son dönemin çeşitli alanlarda ilgi çeken birçok simasını aynı filmde toplama çabası, hiç de iyi sonuç vermemiş.

TV DİZİSİ HAVASINDA
Böylece, Halil Ergün, Cemil karakterinin ikinci aşaması için çok yaşlı duruyor, Oktay Kaynarca, Akfar'ın fiziğine hiç benzemiyor. Birol Ünel ise Avustralya'dan gelen Demir'le fiziksel olarak benzeşiyor. Ama genç Demir'in konuşkanlığının tersine, yaşlanınca dut yemiş bülbül gibi susup durması hiç de inandırmıyor. Ama ağzını açtığı, hatta sadece "rakı" dediği zaman bile Türkçe'si öylesine bozuk ki, Ali Özgentürk'ün ona isteyerek ağız açtırmadığı düşünülebilir!... Kayhan Yıldızoğlu'nun ise 50 yıllık hikayeyi aynı fizikle aşıp gelmesi, aramızda onun filmin "biyonik adamı" olduğu esprisine yol açtı!... Üstelik filmin ana ilişkisi sayılabilecek olan Belkis- Akfar ilişkisinin ilk aşaması yeterince işlenmiyor, o büyük aşkın ortaya çıkması da, ayrılık olayı da belirmiyor. Bunda sanıyorum o rolü oynayan Arda Kan Polat'ın ani ve beklenmedik ölümü de etken oldu. Büyük bir talihsizlik, hele sanatçının açık yeteneği görüldüğünde... Ama seyirci bunları bilmez ki, bilmek zorunda değil ki... Hemen tümüyle Pera Palas'ta geçen film, bu nedenle, kısıtlı prodüksiyon koşullarının aşmaya izin vermediği bir klostrofobi duygusu taşıyor. Eğer Pera Palas zengin davetleri, düğün ve kokteylleriyle biraz daha gösterilebilseydi, bu duygu bir ölçüde aşılabilirdi. Amaçladığı "romantik polisiye"ye tam ulaşamıyor film. Ne romantizm, anlattığım nedenlerden tam olarak işliyor, ne de polisiye entrikada yeterince sürpriz var. Düzeyli bir TV dizisi havasında anlatılmış film dar açılardan oyun tarzına, nötr ışıklandırmadan müziğin kullanımına tüm ögeler de bu havayı destekliyor. Geriye bir şey kalıyor. Hülya Avşar ve onun varlığı. Avşar filmin en şanslı karakteri: Kişiliği en iyi çizilmiş olanı, gençliğini canlandıran oyuncuya (Dolunay Soysert) en çok benzeyeni. Tüm hikaye ve tüm dram, onun yüzünde yansıyor. Avşar da rolüne iyice asılıyor ve onun oyunu, bu filmi bir ölçüde kurtaran başlıca öğe oluyor. Belki de tek öğe...

KALBİN ZAMANI **
Senaryo ve yönetmen:
Ali Özgentürk
Görüntü: Ertunç Şenkay
Müzik: Attila Özdemiroğlu
Oyuncular: Hülya Avşar, Halil Ergün, Oktay Kaynarca, Birol Ünel, Zeki Alasya, Güler Ökten, Nezih Tuncay, Kayhan Yıldızoğlu, Arda Kan Polat Asya Film yapımı.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.