Türkiye'de özellikle Turgut Özal'dan bu yana bir çok liderin dile getirdiği, ancak siyasi vesayet odaklarının baskısıyla tartışma konusu dahi yapılmayan Başkanlık Sistemi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte güçlü biçimde ifade edilmeye ve kamuoyunca tartışılmaya başlandı.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde muhalefet cephesinin hep bir ağızdan "Diktatörlük" olarak adlandırarak tartışılmaması için çalışmalar yürüttüğü Başkanlık Sistemi 7 Şubat MİT krizi sonrasında başlayan seri FETÖ saldırıları nedeniyle tam manasıyla halka anlatılamamış ve öncelikli gündem sürekli polis, yargı ve son olarak asker ile darbe girişimlerinin önlenmesi olmuştu.
15 Temmuz kalkışması ile ilk kez kendini bu kadar açık eden ve Siyasi iradenin ve Milletin dik duruşuna ihtimal vermedikleri için 'Başarısızlık' durumunda ne yapacağını şaşıran terör örgütü hızla devletin içerisinde sirayet ettiği kılcal damarlardan temizlenmeye başladı.
Bu ortaya çıkış ve temizlik sayesinde muhalefette oluşan Erdoğan karşıtı işbirliği bozularak yerini Milli-Gayri Milli ayrımına bıraktı. Gelinen noktada Türkiye için en sağlıklı olanın 15 Temmuz'un kahramanı olan Millet tarafından belirlenmesi üzerine Mecliste yeter sayıda bir konsensüs oluşmasının önü açıldı.
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli sistem değişikliği ve yeni anayasa için ilk işaret fişeğini Salı günü yaptığı grup toplantısında ateşledi. "Türkiye'nin yeni bir toplum sözleşmesine ihtiyacı vardır ve sorumluluk hepimizin sırtındadır" sözleriyle Anayasa ihtiyacına ilişkin politikasının yönünü Millete çevirdiğini belirten Bahçeli şunları söyledi:
Bize göre, bilhassa 15 Temmuz'dan sonra bu ihtiyaç acil bir hal almıştır. Türkiye'de hiçbir şey, 14 Temmuz'daki gibi olmayacak, olamayacaktır. Milletimizin yeni bir soluğa, yeni bir hukuki mutabakata yönelik çağrı ve talebi hissedilir ölçüde fazladır. Bunu görmezden gelemeyiz, kulağımızın üstüne yatamayız.
MHP, anayasanın tadilatına veya yeniden yazımına başından beri sıcak ve olumlu bakmaktadır. Bizim anayasaya bakışımız da herhangi bir değişiklik, bir sapma veya farklı bir anlayışa savrulma yoktur. Dün ne söylemişsek bugün de aynı çizgideyiz. MHP, millet yararına olduktan sonra her zaman, her zeminde uzlaşmadan, konuşmadan yanadır."
"Bunlardan birincisi ve bizim açımızdan da en doğru, en sağlıklı olanı, Sayın Cumhurbaşkanı'nın fiilli başkanlık zorlamasından vazgeçmesi, yasa ve anayasal sınırlarına çekilmesidir. Şayet bu olmayacaksa, ikinci olarak, fiili durumun hukuki boyut kazanabilmesinin süratle yol ve yöntemlerinin aranmasıdır."
Başkanlık Sistemi ve Yeni Anayasa konusunda öteden beri değişikliğe karşı olan CHP-HDP hattında ise Bahçeli'nin çağrısı üzerine tam bir şaşkınlık yaşandı. İlk 2 gün konuya ilişkin bir yorum getirmeyen bu iki parti Çarşamba gecesinden itibaren önceki Başkanlık tartışmalarında açtıkları 'Diktatörlük' , 'Tahakküm' , 'Kuvvetler ayrılığı' tezlerine sarılarak bunun mümkün olmayacağını ve destek de vermeyeceklerini açıklamaya başladı. Konuyla ilgili olarak önceki tartışmalardan farklı tek netice ise şu oldu;
Diktatörlük manüplasyonuyla ilgili olarak önceki dönemlerde tartışılmadığı ve anlatılamadığı için Başkanlıkla ilgili endişeler oluştuğu gözlenmişti. Ancak bu kez ülkemizin adeta terör örgütlerine konum atılmak suretiyle hedef gösterilmesi, FETÖ'nün işgal girişimi ile yeni ve güçlü bir sistemin gerekliliği konusunda tam bir toplumsal mutabakat söz konusu oldu.
Turgut Özal'ın Başkanlık çağrısı yaptığı dönemde de aynı tezlerle tartışılmasına engel olunan Başkanlık sistemiyle ilgili sözleri "Şu anki sistemde "kuvvetler ayrılığı" yok, başkanlık sisteminde ise kesin olarak "kuvvetler ayrılığı" var" olmuştu.
Özal şöyle devam ediyordu:
"Bugün denetim yok, neden? Çünkü hükümet koalisyon da olsa tek parti hükümeti de olsa Meclis'e hakim oluyor. İstersem Meclis'ten hiçbir araştırmayı vs geçirtmeyebilirim istersem. Çok rahatlıkla. Halbuki, Başkanlık sisteminde ise kuvvetler ayrımı var kesin olarak. Amerikalılar buna "Check and balance" derler, yani karşılıklı bir denge vardır. İcra olarak Cumhurbaşkanı'nın kuvveti vardır, buna mukabil meclisin de yetkileri vardır. Meclis tam kontrol yetkisini yapar.
Ak Parti'nin ve var ise diğer partilerin Yeni Anayasa teklifleri Meclis Genel Kurulunda görüşülecek. Teklif 330 milletvekilinin onayını alırsa referanduma gidecek. 367 milletvekilinin oyunu alırsa yeni bir anayasa direkt yapılabilecek.
Ancak Başbakan Binali Yıldırım'ın önerisi kabul edilirse teklif 367'yi bile sağlasa son sözü Milletin söylemiş olması için yine de referanduma gidilmesi gündemde.
Peki Ak Parti ve MHP'nin milletvekili sayısı Anayasayı değiştirmeye ya da referanduma götürmeye yetiyor mu? 1 Kasım seçimlerinin sandalye dağılımına göre Ak Parti 317, MHP 40 Milletvekiline sahip. Bu durumda fire olmazsa 357 milletvekili ile referandum için gerekli olan 330'un çok üzerinde bir rakam sağlanmış oluyor. Diğer partilerden de 10 milletvekili anayasaya evet derse Meclisin Anayasayı değiştirmesi de mümkün olabilecek.