Almanya'da kamu televizyonları, ajanslar ve çeşitli sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yürütülen geniş çaplı bir sansür ağı, bağımsız bir araştırma ile gün yüzüne çıktı.
Araştırmayı yürüten dijital sivil haklar girişimi liber-net, sansür ağının devlet fonlarıyla desteklenen ve "dezenformasyon" ile mücadele adı altında internet üzerindeki ifade özgürlüğünü sistematik şekilde sınırlayan bir yapı olduğunu ortaya koydu.
MİLYONLAR AKITILIYOR
Araştırmaya göre Alman hükümeti ve çeşitli kurumlar milyonlarca euroyu fikir özgürlüğünü sınırlayan projelere aktarıyor. Bu yapıya dahil olanlar arasında kamu televizyonları, haber ajansları ve Deutsche Welle gibi devlet destekli medya kuruluşları ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu, düşünce kuruluşu ve akademik kurum yer alıyor.
Bu kurumları bir "sansür ağı" olarak tanımlayan liber-net, sansür ağının ifade özgürlüğünü hedef aldığını vurguladı.
FİKİR ÇEŞİTLİLİĞİ SINIRLANIYOR
Rapora göre, Almanya'daki bu sistem, çevrimiçi ifade özgürlüğünü hem doğrudan hem de dolaylı olarak sınırlayarak, toplumsal tartışmalar üzerinde önemli bir kontrol mekanizması oluşturuyor.
liber-net CEO'su Andrew Lowenthal, "Bu ağ, devletin ve bağlı kuruluşların internet üzerindeki görüşleri nasıl kontrol ettiğini gösteriyor. Parayla desteklenen projeler, sadece 'dezenformasyonla mücadele' kisvesi altında, fikir çeşitliliğini sınırlıyor" dedi.
330'DAN FAZLA KURUM VAR
Araştırmaya göre Almanya'daki bu sistem, 330'dan fazla devlet kurumu, sivil toplum kuruluşu, akademik merkez ve vakfı kapsıyor. 420'den fazla fon ve hibe, internet içeriklerinin kontrolü ve dezenformasyonla mücadele adı altında veriliyor.
Raporda hangi kuruluşun devletten veya vakıflardan ne kadar para aldığına da yer verildi. Lowenthal hazırladıkları raporun, bu kuruluşların faaliyetleri, yapısı ve çalışma konularına dair ayrıntılı infografikler içerdiğini belirtti.
SÖZDE BAĞIMSIZ YAPILAR
Raporda, Almanya'daki bilgi baskı ağının çekirdeğini oluşturan kuruluşlar da görselleştirildi. Tespit ettikleri bazı kuruluşların açıkça sansür uyguladığını belirten Lowenthal, örnek olarak hükümet tarafından atanan ve "güvenilir" olarak tanımlanan HateAid'i gösterdi.
Lowenthal hazırladıkları rapor kapsamında Almanya'daki önde gelen sansür kuruluşlarının görsel bir haritasını da oluşturduklarını da söyledi ve "Almanya'daki hükümet ile bağımsız olduklarını iddia eden kuruluşlar arasındaki ilişkiler, Alman sansür endüstrisinin yapısını anlamak için kritik bir veri" diye konuştu.
YENİ ÇALIŞMA BAŞLIYOR
Almanya'da içerik faaliyetleri için 425'in üzerinde devlet destekli finansman kaynağı tespit ettiklerini kaydeden Lowenthal, "Ödeneklerin çoğu hükümet tarafından sağlanıyor. Özel finansman kaynaklarını ortaya çıkarmak ise bildirim yükümlülüklerinin gönüllü olması nedeniyle daha zor" dedi.
Lowenthal, önümüzdeki dönemde özel finansman kaynaklarını da araştırılacağını ve böylece Alman sansür ağının daha eksiksiz bir haritasının çıkarılacağını ifade etti.
SANSÜR NASIL İŞLİYOR?
Devletin finansman sağladığı sözde bağımsız kurumlar, ifade özgürlüğünü geniş çaplı taramalarla kısıtlıyor.
Sansürleme kapsamında devlet federal, eyalet ve yerel düzeydeki yetkileri kullanılarak, internet üzerindeki ifade özgürlüğü üzerinde düzenleme yapıyor. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşları finanse ediliyor, çevrimiçi tartışmalar izlenip yönlendiriliyor.
İSRAİL FİLTRESİ
Fonlanan kurumlar internet üzerindeki "nefret söylemi" ile mücadele kapsamında danışmanlık hizmeti veriyor, hukuki süreçleri yönetiyor ve siyasi içeriklere müdahale ediyor.
İçerik ve haber doğrulama, teyit siteleri de buna dahil. Örneğin kamu televizyonu ZDF'nin "ZDFheuteCheck"in yorumları sansürlediğini ve özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ile ilgili terimlerin filtrelediği ortaya çıktı.
DEVLETLE SIKI İLİŞKİ
Bu bağlamda "soykırım" veya "Filistin" gibi terimler, otomatik olarak inceleniyor ve cezai sorumluluk açısından kontrol ediliyor. Özellikle İsrail'i eleştiren içeriklerin sansürlendiği belirlendi.
Rapor, Almanya'da devlet ile bağımsız gibi görünen sivil toplum kuruluşları arasındaki ilişkilerin çok sıkı olduğunu ve bu yapıların ifade özgürlüğünü siyasi amaçlar için yönlendirebileceğini gözler önüne serdi.