Coronavirüs salgını Çin'in Vuhan kentinde ortaya çıktıktan sonra tüm dünyaya hızla yayıldı. Özellikle Avrupa'da etkisini iyice hissettiren coronavirüs salgını nedeniyle bu güne kadar 15 binin üzerinde kişi hayatını kaybetti. 350 binin üzerinde coronavirüs vakası bulunurken en ağır bilanço İtalya ve İspanya'dan geliyor.İtalya örneği bize ne anlatıyor? Fransa salgına hazır mı? İşte Avrupa'nın coronavirüs ile imtihanı...
İTALYA'NIN KORONAVİRÜS BİLANÇOSU NEDİR?
Dünya genelinde görülen Koronavirüs (COVID-19) vaka sayısı 200 binin üzerine çıkarken virüsten Çin'den sonra en çok etkilenen ülke İtalya oldu. Nüfus yoğunluğuna bakıldığında ise salgının İtalya'da Çin'e nazaran çok daha yaygın olduğu ve daha fazla can kaybına yol açtığı görülüyor. 23 Ocak'ta Çin'den İtalya'nın Milano kentine gelen ve virüs taşıdıkları Roma'da tespit edilen iki Çinli turistin yanı sıra 6 Şubat'ta virüsün kaynağı olan Wuhan kentinden İtalya'ya dönen bir İtalyan vatandaşında görülen Koronavirüs kısa sürede önce ülkenin kuzey bölgelerini ve daha sonra da tüm ülkeyi etkisi altında aldı. 22 Şubat'ta virüse bağlı ilk ölümün gerçekleşmesinden sonra Mart'ta virüse bağlı vaka sayısı ve ölümlerin oldukça hızlı bir şekilde artması ve virüsün kaynağı olan Çin'i geçmesi uluslararası toplumun gözlerini İtalya'ya çevirmesine sebep oldu.
İtalya Sağlık Bakanlığı tarafından 19 Mart'ta yapılan son açıklamalarda İtalya'da yeni Koronavirüse bağlı ölümlerin 3 bin 405'e ulaştığı, mevcut durumdaki vaka sayısının 30 bin 692 olduğu, ölenler ve iyileşenler eklendiğinde toplam görülen vaka sayısının ise 41 bin 35'e yükseldiği açıklandı. Aktif vaka sayısında yer alan 30 bin 692 kişinin hastanede ve evlerinde tedavilerinin devam ettiği, 2 bin 498 hastanın ise yoğun bakımda olduğu belirtildi.
DURUMUN CİDDİYETİNİ ANLAMAKTA GEÇ KALDILAR!
Çin'in Wuhan şehrinde ortaya çıkan Koronavirüs Avrupa'da ilk kez 27 Ocak'ta Fransa'da görülmesine rağmen virüsten en fazla etkilenen ülke İtalya olmuştur. Bu duruma yol açan sebepler arasında Çin ile mevcut olan ekonomik bağlar, virüsün en fazla etkilediği yaşlıların İtalya nüfusu içindeki payının çok yüksek olması, karar vericilerin durumun ciddiyetini anlamakta ve önlem almakta geç kalması, ülkenin sağlık sistemindeki mevcut sıkıntılar ön plana çıkıyor.
ÇİN İLE YOĞU TİCARİ İLİŞKİ
İtalya'nın kuzeyindeki Lombardiya ve Veneto bölgelerinin Çin ile yoğun ticari bağlara sahip olmasının (bu iki bölgenin uluslararası ticaret endeksindeki oranları sırasıyla yüzde 67 ve yüzde 69) virüsün neden ilk kez İtalya'nın kuzey bölgelerinde görüldüğü sorusunun cevabı olarak görülüyor. Uzmanlar bölgenin Çin ile ticari ve ekonomik alışverişin yoğun olduğunu ve bölgedeki Çinli sayısının ticari sebeplerle oldukça fazla olduğunu ifade ediyor. Birçok İtalyan girişimcinin deri ve tekstil şirketlerini Çinli girişimcilere sattığı, bölgede 100 bin Çinli çalışanın olduğu ve Wuhan'dan bu bölgelere doğrudan uçuşların olduğu göz önünde bulundurulduğunda gerek virüsün kuzeydeki yayılma hızına gerekse İtalyan ekonomisi üzerinde bırakacağı etkilere dair fikir sahibi olunabiliyor. Ayrıca İtalya dünyada önde gelen turizm merkezlerinden biri olduğu ve bölgeyi çok sayıda turist ziyaret ettiği için de virüsün kontrol altına alınmasında zorlanıldığı belirtiliyor. Zira Çin'den her yıl İtalya'yı ziyaret eden turist sayısının 5 milyon olduğu, bunların büyük çoğunluğunun da Milano, Venedik gibi kuzey şehirlerini ve kayak merkezlerini tercih ettiği bilinen bir durumdur.
YAŞLI NÜFUSU EN YÜKSEK OLAN ÜLKE
Virüsün bağışıklık sistemi zayıf olan ve kronik hastalığı bulunan yaşlıları çok daha fazla etkilediği biliniyor. Bu sebeple yaşanan ölümlerin büyük çoğunluğunun yaşlılar olduğu uzmanlar tarafından ifade ediliyor. İtalya yaşlı nüfusunun en yüksek olduğu Avrupa ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Nüfusun yaş ortalaması 47,3 ve Birleşmiş Milletler verilerine göre 60 yaş ve üzeri insanlar İtalya'daki nüfusun yüzde 28,6'sını oluşturuyor. Gerek bu nüfus dağılımı gerekse İtalyan Ulusal Sağlık Enstitüsünün ülke genelinde virüsten hayatını kaybedenlerin yaş ortalamasını 81 olarak açıklaması "yaşlı nüfus" faktörünün etki derecesini gösteriyor. Fakat dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip olan Japonya'da salgının İtalya kadar çok olmaması ve ölüm oranının çok düşük kalması ise İtalya'nın virüsten oldukça fazla etkilenmesinde başka faktörlerin de etkili olabileceğine işaret ediyor.
İTALYA'NIN KORONAVİRÜS SALGINIYLA MÜCADELEDE ALDIĞI ÖNLEMLER NELERDİR?
Koronavirüs sebebiyle İtalya'da hayat uzun süredir felce uğramış durumdadır. İhtiyaç duyulan ürünlerin alınabildiği dükkanlar ve işletmeler hariç tüm iş yerleri kapalıdır. Virüsle mücadele sürecinde dikkat çeken husus ise Roma hükümetinin önlemleri yavaş yavaş sıkılaştırdığı fakat radikal önlemler alma konusunda isteksiz davrandığıdır. Bu kapsamda Roma yönetimi 30 Ocak'ta Çin ile doğrudan uçuşları durdurarak uluslararası havalimanlarına termal kamera yerleştirmiş ancak aktarmalı olarak Çin'den gelen yolculara yönelik özel bir tedbir uygulamamıştır.
21 Şubat'ta vaka sayısı 16 olurken bir gün sonra bu sayı 60'a ulaştı ve Koronavirüsten İtalya'da ilk ölüm gerçekleşti. Ölümün gerçekleşmesi durumun ciddiyetinin anlaşılmasını sağladı ve ülkede çok daha sert önlemlerin alınmasını beraberinde getirdi. Bu yönüyle ilk ölümün gerçekleştiği 22 Şubat'ta virüsün yayıldığı on bir belediye "kırmızı bölge" ilan edilerek bölgedeki okullar tatil edildi. Bunların yanı sıra bölgedeki futbol maçları ve etkinlikler de askıya alındı. 4 Mart'ta ise yurt genelinde ilk, orta ve yükseköğretim kurumlarında eğitime ara verilmesi kararlaştırıldı. Virüsün salgın haline gelmesi engellenemeyince 8 Mart'ta Lombardiya bölgesinin bütün illeri ve kuzeyde bulunan 14 ilin karantinaya alınmasına karar verilse de bu karar bir gün sonra tüm ülke geneli şeklinde güncellendi. İtalya böylece ulusal karantina kararı alan ilk Avrupa ülkesi oldu.
İTALYA ÖRNEĞİ BİZE NE SÖYLÜYOR?
İtalya Koronavirüs salgınının ciddiyetini oldukça geç anlamış ve ekonomik/turistik faaliyetlerin yara almaması için imtina ettiği kapsamlı adımları ilk ölüm haberinin geldiği gün atmak durumunda kalmıştır. Başbakan Matteo Renzi'nin yaptığı "İtalya, Avrupa'nın deneme tahtası olmuştur" açıklaması virüsün salgın haline gelmesini engellemeye çalışan diğer ülkeler için de önemli bir mesaj niteliğindedir.
İtalya örneğinde gerek sağlık çalışanlarının gerekse halkın moral ve motivasyonunun yüksek olmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Evlerinden çıkamayan İtalyanların morallerini yüksek tutmak için balkonlardan gerçekleştirdikleri müzikli etkinliklerin sosyal medyada dolaşımları viral olmuş durumdadır. Stres yönetimi durumunun yalnızca halka bırakılmaması, hükümetlerin de TV'ler ve sosyal medya kanallarından halkın moralini yükseltecek videolar yayımlaması, kamuya mal olmuş aktörlerden bu konuda destek almaları önemli hale geliyor. İçeriye yönelik yürütülecek etkin kamusal faaliyetler ve bilgilendirmeler muhtemel bir paniği engelleyeceğinden marketlerde uzun kuyrukların ve abartılı alışverişlerin gerçekleşmesini de engelleyecektir.
İtalya ayrıca oluşturmuş olduğu panik sebebiyle bölgesel karantina kararının yanlışlığını da diğer ülkelere göstermiştir. Kuzey bölgelerinin karantinaya alınma kararının medyaya sızması üzerine birçok kişinin tren istasyonlarına akın ettiği ve ülkenin güneyine hareket ettiği biliniyor. Uzmanlar bu panik halinin ve ülke içi kontrolsüz hareketin salgının diğer bölgelerde de hızla yayılmasına sebep olduğunu belirtiyor. Bu durumun yalnızca panik oluşturarak virüsün daha hızlı yayılmasını sağlamadığı aynı zamanda ülke içinde de kuzey bölgelerine yönelik dışlanma ve ayrımcılığı beraberinde getirdiği, sosyal medyada kuzeyli kullanıcılara yönelik siber zorbalıkların gerçekleştirilmesine sebep olduğu görülüyor. Bu sebeple kısmi karantina kararının bir panik havası oluşturduğu ve bu durumun kontrol edilememesi halinde ülke içinde gerçekleşen seyahatlerin virüsü çok daha zor kontrol edilebilir hale getirdiği görülüyor. Bu sebeple Roma yönetimi kısmi karantina kararından bir gün sonra bu kararı tüm İtalya'ya uygulayarak geri adım atmak durumunda kalmıştır.
İtalya'da virüs vakasının hızlı bir şekilde artış göstermesinin olumlu olarak nitelendirilebilecek bir göstergesi de "agresif bir test politikası"nın izlenmesidir. Güney Kore'den sonra en fazla test gerçekleştiren ülke olan (17 Mart itibarıyla 148 bin 657) İtalya, vakaları belirleme ve tedaviye başlama konusunda oldukça hızlı davranıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün ülkelerden istediği tek şeyin "test" olduğu, uzmanların hızlı testin vaka sayısında hızlı azalmayı beraberinde getirdiğini açıklamaları ve Güney Kore'nin etkili bir test politikası ile vaka artışını kontrol altına aldığı göz önünde bulundurulduğunda hızlı ve agresif bir test politikasının önemi anlaşılıyor. Bu bakımdan hızlı bir bürokrasi ve planlama ile test yapma altyapısının geliştirilmesi ve belirtilere sahip tüm kişilerin teste tabi tutulmasının Koronavirüs salgınının yayılmasının önündeki en önemli engellerden birini oluşturduğu açıktır.
FRANSA'DAKİ KORONAVİRÜS SALGININDA GENEL DURUM NEDİR?
Fransa Sağlık Bakanlığının 21 Mart'ta paylaşmış olduğu verilere göre hastalığa yakalanan kişi sayısı tahmini olarak 30-90 bin arasındayken tespit edilen vaka sayısı 14 bin 459 ile sınırlı kalmıştır. Böylelikle Fransa'da her dört günde bir vaka sayısının iki katına çıktığı gözlenmektedir. Koronavirüs (COVID-19) tanısı konulan hastalar arasında 6 bin 72 kişi hastanede, 8 bin 387 kişi de evde tedavi edilmektedir. Hastanelerde 1.525 hasta yoğun bakımdadır. Ülkede toplamda ise 562 ölüm kaydedilmiştir. Bu bağlamda 17 Mart Salı gününden bu yana Fransızlar için "zorunlu olmayan" uluslararası seyahatler yasaklanmıştır. Ayrıca ülkede evden çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bununla birlikte işe gitmek (evden çalışma mümkün değilse), temel alışverişlerini yapmak, eczaneye gitmek, "muhtaç" bir kişiye yardım etmek ve bireysel bir şekilde spor yapmak mazeretleriyle dışarı çıkmak hala mümkün. Bu mazeretleri kullanmak için bakanlığın dağıttığı evden çıkma belgelerinin dikkatlice doldurulması gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı sınırlamanın etkisini on beş gün içinde ölçüp yeniden değerlendireceğini belirtmiştir. Bu yasak Fransa genelinde 100 bin jandarma ve polis memuru tarafından kontrol edilmektedir. 18 Mart'ta Resmi Gazete'de yayımlanan kararnameye göre para cezaları 135-375 avro arasında değişiklik gösterebilecektir.
ŞUBAT'IN ORTASINDA GERÇEKLEŞEN SAĞLIK BAKANI DEĞİŞİKLİĞİNİN NEDENİ NEDİR?
15 Mart'ta gerçekleşecek olan yerel seçimlerin birinci turunda Başkan Macron'un partisinin (LREM) Paris belediye başkan adayı olan genç siyasetçi Benjamin Griveaux –cinsel içerikli videosunun sosyal medyada yayılmasının ardından– 14 Şubat Cuma günü yarıştan çekileceğini duyurmuştur. Seçimlere bir ay kala adaysız kalan LREM apar topar bir aday bulmaya koyulmuştur. Uygun görülen isim ise dönemin Sağlık Bakanı Agnes Buzyn olmuş ve Buzyn 17 Şubat'ta bakanlık görevinden istifa edip Paris belediye başkanlığı yarışına girmiştir. Devlet hastanelerinin acil servis personeli emeklilik reformu nedeniyle grev yapmaktayken Ocak'ta 1.000 bölüm başkanının istifa etmiş ve Koronavirüs iki hafta önce Fransa'ya gelmişken Buzyn'in istifası şok etkisi yaratmıştır. Yeni atanan sağlık bakanı 39 yaşındaki Olivier Veran, atandıktan bir gün sonra "France Inter"e verdiği röportajda Fransa'nın salgın hazırlığına son derece güven duyduğunu ve "hastanelerin durumunu kontrol etmeye bile gerek duymadığını" belirtmiştir. Yeni sağlık bakanı röportajında hem Fransa hem de Avrupa Birliği'nin Koronavirüs salgınına karşı hazırlıklı olduğunu ve salgını kontrol altına alabileceklerini vurgulamıştır.
FRANSIZ HASTANELERİ SALGINA HAZIR MIYDI?
Koronavirüs salgınıyla ilgili ana endişelerden biri mevcut hastanelerin kapasitesinin yetmeyeceği korkusudur. Zira etkilenen birçok ülkenin sağlık sistemleri vakaların hızlı artışına cevap verebilecek yoğun bakım altyapılarına sahip değildir. Çin'den sonra Koronavirüs salgınından en fazla etkilenen ikinci ülke ve Avrupa'nın en iyi sağlık sistemi donanımlarından birine sahip olan Kuzey İtalya'da dahi sağlık sistemi çökmenin eşiğine gelmiştir. Öyle ki ordu hastaların tahliyesi için yardıma çağrılmıştır. 100 bin insana düşen yoğun bakım yatağı sayısı 11,6 olan Fransa'da ise salgından en çok etkilenen doğu bölgesindeki hastaneler yetersiz kalmaya başlamıştır. Ancak yoğun bakım kapasitesini güçlendirmek için geçtiğimiz hafta Alsace bölgesinde bir askeri hastanenin açıldığı duyurulmuştur. Eczanelerdeki maskeleri Ocak ayının başından itibaren tükenmiş olan Fransa'nın doktorlarına vereceği fakat 2011'den sonra stratejik stoklarını yenilemediği N95 maskeleri de bitmiştir. Özel Hastaneler Federasyonu Başkanı Lamine Gharbi "France Info"ya vermiş olduğu röportajında Doğu Fransa ve Paris bölgesinde bulunan özel hastanelerin yoğun bakım odalarını kullanıma açmak istediklerini ancak solunum cihazı, dezenfektan ve maske eksikliğinden dolayı bunu gerçekleştiremediklerini belirtmiştir. Gharbi, Fransız devleti ve devlet hastanelerini bu eksikleri tedarik etmekte yavaş kalmakla suçlamıştır.
KORONAVİRÜS SALGININA RAĞMEN YEREL SEÇİMLER GERÇEKLEŞMELİ MİYDİ?
Emmanuel Macron'un Koronavirüs salgını karşısında kısıtlayıcı önlemleri açıkladığı ve "Fransız devletinin devamlılığı adına zorunlu olmayan" yerlerin kapatıldığını duyurduğu konuşmasından iki gün sonra 14 Mart Cumartesi konuşan Başbakan Edouard Philippe seçimlerin iptalinin söz konusu olmadığını açıklamıştır. Fransa'da iki tur yöntemiyle gerçekleşen seçimlerin en kötü ihtimalle ilk turunun gerçekleşeceği bildirilmiştir. Fransız hükümeti ülkede toplamda 127 ölü ve 5 bin 423 enfekte kişi olmasına rağmen güvenli mesafelere saygı gösterilmesi ve risk altındaki kişilere öncelik verilmesi şartıyla 15 Mart'ta seçimlerin sorunsuz yapılabileceğini belirtmiştir. Ancak bu açıklama büyük tepkilere neden olmuştur. Ülkede bulunan 17 bölge başkanının her biri sosyal medya hesapları üzerinden seçimlerin iptalini talep etmiştir. Savunma bakanı ve Normandiya bölgesinin şu anki başkanı sağcı Herve Morin "Üç gün içinde neredeyse tüm işletmeleri kapatma noktasına getiren bu salgına rağmen belediye seçimlerinin gerçekleşmesi anlamsız" yorumunu yapmıştır. Eski ticaret bakanı ve Occitanie bölgesinin başkanı sosyalist Carole Delga ise katılımın az olacağının ve seçimlerden çıkan sonucun halkın iradesini ortaya koymayacağının altını çizmiştir.
Sadece siyasetçiler değil sağlıkçılar da karara tepki göstermiştir. Macron'a açık mektup yazan doktorlar topluluğu insanlar arasındaki mesafeleri kontrol etmenin imkansız olacağını, seçmenlerin ve sandık merkezi üyelerinin el hijyeninin takibinin yapılamayacağını ve de sistematik bir şekilde yüzeylerin dezenfekte edilemeyeceğini belirtmiştir. Salgının henüz başında olduklarının, seçimlerin gerçekleşmesi halinde kamuoyuna bu salgının ciddiyetinin anlatılamayacağının, sadece ciddi sınırlama önlemleri almış olan ülkelerde Koronavirüsün kontrol altına alabildiğinin altını çizmiştir. Bu uyarılara rağmen seçimler 15 Mart'ta yüzde 50'nin altında bir katılımla gerçekleşmiştir. Bu oran belediye seçimlerinde şimdiye kadar kaydedilmiş en düşük katılım oranından bile yüzde 20 daha azdır.
KORONAVİRÜS SALGINI İNGİLTERE'DE NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Koronavirüs (COVID-19) İngiltere'de ilk kez 31 Ocak 2020'de ülkenin en çok turist çeken şehirlerinden olan York'taki Çinli bir çiftte tespit edilmiştir.[1] Virüsün tespit edilmesi üzerine iki hasta hemen karantinaya alınmıştır. Bu ilk vakadan sonra salgının daha fazla yayılmasını engellemek için Çinli aileyle temas kurdukları tespit ya da tahmin edilen kişiler de kontrol amacıyla karantinaya alınmıştır. Ancak 6 Şubat'ta daha önce Singapur'a gittiği tespit edilen bir İngiliz vatandaşında da virüsün tespit edilmesiyle birlikte Koronavirüs ülkede adım adım yayılarak salgın haline dönüşmüştür.
ULUSAL SAĞLIK SİSTEMİ SALGINLA MÜCADELE NOKTASINDA YETERLİ Mİ?
Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) İngiltere'de sağlık hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla faaliyet gösteren bir kamu kuruluşudur. Dünya genelinde Koronavirüs salgınının hızlı bir yayılım göstermesi ve İngiltere'yi de etkisi altına alması üzerine NHS yönetimi de çeşitli tedbirlere başvurmuştur. Buna karşın NHS'nin bu krizle mücadele noktasında yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Öncelikle salgının hızla yayılması ve hastalığın tedavisiyle ilgili bir ilacın bulunmaması sebebiyle sağlık birimlerinin yapabilecekleri oldukça sınırlıdır. Bu noktada sağlıkçıların önündeki en zorlu görev salgının daha fazla yayılmaması için virüsten etkilenenlerin karantinaya alınmaları ve mümkünse tedavileridir. Ancak İngiltere'de uzun zamandan beri yeterli altyapı yatırımlarının yapılmaması nedeniyle sağlık hizmetlerinde ciddi sorunlar yaşandığı her kesim tarafından kabul edilen bir gerçekliktir. Özellikle Muhafazakar Parti hükümetlerinin görevde olduğu yakın dönemde sağlık harcamaları için bütçeden yeterli kaynağın ayrılmamış olması NHS kapsamında yaşanan sorunların ana kaynağını oluşturmaktadır. Nitekim somut verilerle konuşmak gerekirse NHS'ye ayrılan bütçe gerçek harcama bazında artmaktaysa da gayrisafi yurt içi hasıladaki payı 2010'dan beri düşmektedir.[6] Aynı minvalde G7 ülkeleri arasında İngiltere kişi başına en az sağlık harcaması yapan ikinci ülke konumundadır.
Diğer taraftan İngiltere'de Koronavirüs salgını ile mücadele konusunda özellikle ülkedeki sağlık kuruluşlarının eski ve yetersiz olması ile bu kuruluşlardaki yatak ve uzman sağlık personelinin az olması en önemli sorunlar olarak gösterilebilir. Nitekim bu gerçeklikten ötürü şu anda acil olmayan diğer hastaların ameliyatları ertelenmekte ve ağır belirti göstermeyen muhtemel Koronavirüs hastaları da evlerine geri gönderilmektedir. Aynı minvalde hastanelerdeki sağlık personeli eksikliğinden ötürü yakın zamanda emekli olan yaklaşık 65 bin sağlık çalışanı yeniden göreve davet edilmekte ve üniversitelerde tıp öğrenimi gören son sınıf öğrencileri vakit kaybedilmeden mezun edilerek göreve başlatılmaktadır.[8] Ayrıca hastanelerdeki kritik öneme sahip solunum cihazlarının yeterli olmaması nedeniyle ihtiyacı olan hastaların bu cihazlardan istifade edememe tehlikesi bulunmaktadır. Buradan hareketle uzun zamandan beri birçok problemin yaşandığı ve siyasilerin her seçim döneminde çeşitli vaatlerde bulunduğu NHS'nin Koronavirüs ile mücadelede ciddi kapasite sorunlarına sahip olduğu görülmektedir.
SALGINA YÖNELİK BUGÜNE KADAR HANGİ TEDBİRLER ALINDI?
İngiltere'de Koronavirüs salgınının Ocak'ta York şehrindeki Çinli çiftte tespit edilmesi üzerine Sağlık Bakanlığı salgının daha fazla yayılmaması ve salgından etkilenenlerin tedavi edilmesi adına bir dizi tedbiri devreye sokmuştur. İlk etapta alınan tedbirler arasında şunlar ön plana çıkmaktadır:
Zorunlu olmadıkça halka sık sık sokağa çıkmama tavsiyesinde bulunulmaktadır.
Salgından etkilenen kişiler hastanelerde özel karantinaya alınmaktadır.
NHS'nin resmi internet sitesinde hastalık tespitiyle ilgili bir form bulunmakta ve form sonucu şüpheli görülenler kontrol amacıyla hastaneye götürülmektedir.
NHS üzerindeki yükün azaltılması adına özel hastanelerde de hastalar için hususi üniteler açılmaktadır.
Bunların yanı sıra hükümetin attığı bu adımların dışında insan dolaşımının yoğun olduğu mekanlar arasında yer alan üniversiteler kendi tercihleriyle bir süreliğine çevrim içi öğrenime geçerek tedbir almıştır. Halk da maske ve eldiven kullanmanın yanı sıra kalabalık ortamlardan uzak durarak ve evden çalışarak bazı bireysel tedbirler uygulamaktadır.
AVUSTURYA KORONAVİRÜS SALGININA KARŞI HANGİ ÖNLEMLERİ ALDI?
Şubat başında Salzburg'da Koronavirüs (COVID-19) taşıdığından şüphelenilen bir hastanın hastaneden kaçmasıyla işi ciddiye alması beklenen Avusturya hükümetinin önlemler almakta çok geç kaldığını belirtmek gerekir. Şimdilik Avrupa'da, yakın gelecekte muhtemelen bütün dünyada Koronavirüs salgınının merkez üssü olarak adlandırılacak olan İtalya'nın sınır komşusu olması hasebiyle Avusturya'nın çok daha titiz davranıp İtalya ile insan trafiğini çok daha erken zamanda kısıtlama ve bilahare tamamen kaldırma yoluna gitmesi gerekirdi. 19 Mart itibarıyla 13 bin 724 kişiye yapılan testler sonucu 2 bin 53 kişinin virüsü kaptığı ve bu kişiler arasından 9'u iyileşirken 6'sının ise öldüğü bilgisi kamuoyuyla paylaşılmış durumdadır. Uzmanların değerlendirmesine göre her üç günde virüs kapmış insan sayısı ikiye katlanmaktadır. Bu durum ve Avusturya nüfusundaki yaşlı oranının görece yüksek olması da yakın bir gelecekte ülkedeki Koronavirüs salgınının faturasının ağır olacağı anlamına gelmektedir.
Geç de olsa Avusturya hükümeti Koronavirüs salgınını önlemeye yönelik birçok önlem almıştır. İlk başlarda kısıtlama olarak gündeme gelen önlemler zaman ilerleyip ülkedeki Koronavirüslü vaka sayısının artmasıyla kısmi yasaklama boyutuna ulaşmıştır. "Hafif sokağa çıkma yasağı" olarak da nitelenebilecek bu önlemler 16 Mart'tan itibaren geçerli kılınmıştır. Süreç içinde alınan başlıca önlemler şunlardır:
1-Eğitime ara verilmesi
2-Tüm etkinliklerin iptal edilmesi
3-Gösteri ve yürüyüş hakkının iptal edilmesi
4-Günlük hayatta önem arz eden eczane, banka, postane vb. hariç tüm dükkanların kapatılması
5-Vatandaşlardan zorunlu olarak işe gitme, acil ihtiyaçlarını karşılama ve yardıma muhtaç kişilere yardım amacı dışında evden dışarı çıkılmaması kuralına uyulmasının istenmesi
Dışarı çıkıldığında yalnızca birlikte yaşanılan kişilerle birlikte olunup başkalarıyla temas kurulmaması, sosyal izolasyona riayet edilmesi ve diğer kişilerle olan mesafenin en az bir metrede tutulmasının elzem olduğunun hatırlatılması
Kararlara uymayanlara kolluk kuvvetleri tarafından cezai işlemler uygulanacağı bildirilmiştir. 19 Mart itibarıyla alınan önlemlere uyulmadığı gerekçesiyle kolluk kuvvetleri tarafından Avusturya genelinde 650'nin üzerinde işlem yapıldığı bildirilmektedir.
AVUSTURYA'NIN KORONAVİRÜS KARŞISINDAKİ TUTUMUNUN AB'NİN GELECEĞİNE ETKİSİ OLUR MU?
AB'nin mülteci sorununda yıllardır gözlemlediğimiz dağınıklık ve gerçek bir birlik olamama halini içinde bulunduğumuz dönemde daha da derinleştirdiğini söyleyebiliriz. Tıpkı mülteci sorununda olduğu gibi Avusturya da kendisi zor duruma düştüğünde AB dayanışmasını hatırlamış ve Birlik içerisinde diplomatik tartışmalara girmiştir. Özellikle Almanya'nın Koronavirüs önlemleri bağlamında koruyucu kıyafet ve maskelerin ihracını yasaklaması Avusturyalı yetkilileri oldukça rahatsız etmiştir. Başbakan Kurz'un "İşler ciddileşince Avrupa'da dayanışmanın işe yaramadığını da gördük" ifadesi oldukça dikkate şayandır. Bununla birlikte eli çok güçlü olmayan Avusturya'nın durumu olduğu gibi kabullenmekten başka yapabileceği bir şey de yoktur. Koronavirüs salgını, mülteci krizi gibi bundan sonra ortaya çıkacak her sorun –bundan önce de olduğu şekliyle– AB ülkelerini şu ikilemle karşı karşıya bırakacaktır; ya tek tek ulus devletler olarak sorunların üstesinden gelinemediği için AB olarak birlikte hareket edilmesi ya da her sorun karşısında her devletin kendi iktidar kaygıları ve ulusal çıkarlarına odaklanarak AB dayanışmasını umursamaması.