“TÜRKİYE ARABULUCULUK KONUMUNA DÖNECEK”
Sayın Sadi, öncelikle sondan başlayalım, yani İsrail’deki son gelişmelerden... Gündemde iki konu var, ikisi de barış görüşmeleri ile ilgili. Biri İsrail-Suriye, diğeri İsrail-Filistin barışı. Başbakan Erdoğan, “İsrail, Türkiye’nin arabuluculuğuna yeşil ışık yaktı” dedi. İsrail, Suriye’nin de ısrar ettiği gibi Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul ediyor mu?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yapmasını İsrail'in de kabul ettiğini söyledi. Erdoğan, "Suriye-İsrail arasında görüşmeler her an başlayabilir" dedi. Aynı gün İsrail bu iddiaları yalanladı ve haber bültenlerinde şöyle yer aldı: “Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Suriye ve İsrail arasında yeniden arabuluculuğa başladığını duyurdu.” İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada ise “Henüz bir karar verilmedi ancak Erdoğan'ın açıklaması Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri güçlendirmek istediğini ve bölgede barışı desteklediğini gösteriyor” dendi.
Bunun yanı sıra İsrail Başbakan yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Silvan Şalom da “Türkiye'nin arabulucu olmasından memnuniyet duyarız” dedi. Şayet bu karşılıklı medya üzerinden mesajlaşmayı tercüme etmeyi becerebilirsek Türkiye, İsrail ile Suriye arasındaki arabuluculuk konumuna geri dönecektir. Ama üç ülke arasındaki pazarlıklar henüz tamamlanmadı. Özellikle diplomaside her şey alışveriş esasına dayalıdır, kimin ne alacağı ve ne vereceği tam olarak tespit edilmeden bu tren yola çıkmaz.
“İNŞAAT HAKKI İSRAİL’İN”
İkinci konu İsrail-Filistin barış görüşmeleri ile ilgili… Doğu Kudüs’te 1600 yahudi yerleşim birimi inşaatı kararı nedeniyle barış görüşmeleri askıya alındı. İsrail, inşaat kararını iptal eder mi? Etmezse barış görüşmeleri başlayabilir mi?
1967’den bu yana geçen 43 yılda bu topraklar üzerinde yaklaşık 300 bin kadar Yahudi nüfus yaşamakta ve bu aileler genişlemektedir. Büyüyen çocukların çocukları ve neredeyse torunları dünyaya geliyor. Yani bu insanların yaşayacakları yeni evler, binalar gerekiyor.
Bunu önlemek bence kimsenin harcı degildir. Henüz Filistin tarafı son 43 sene zarfında kendi üzerine düşeni yapmadı. Kimse İsrail tarafının henüz anlaşma saglanamamış bu topraklarda ne yapıp ne yapmayacagına karar verme ve söz söyleme hakkına sahip değil.
Topraklar üzerindeki hükümranlık hakkı halihazırda İsrail'in elinde. Barış olur ve tartışmalı diyebileceğimiz bu toprakların statüsü belirlenirse durum hakkında gereken yaptırımlar uygulanabilir.
Tabii ki daha sağda olan bu hükümet yerine daha solda olan bir hükümet olsaydı belki bu inşaat izni verilmeyebilirdi. Ama işin özüne bakacak olursak İsrail Ürdün’den aldığı ve devlet arazisi olan topraklarda istediğini yapabilir. Şahısların arazilerinde herhangi bir yaptırım hakkı yoktur. İsrail savaş yolu ile kazandığı topraklar denilince sadece karşı ülkenin devlet arazisini kullanabilir, yoksa şahısların arazilerine dokunamaz. Aksi takdirde tazminatlardan yakasını kurtaramaz.
İsrail inşaat kararını iptal etmez ama geciktirebilir. Bu işler bazı pazarlıklar ve bazı ön şartlar kazanabilmek için yapılan siyasi manevralar. Zaman nereye varılacağını gösterecek.
“HAMAS SİYASİ OTORİTE OLURSA MASAYA OTURURUZ”
İsrail-Filistin barışında Türkiye de söz sahibi… Başbakan Erdoğan’ın “Hamas da masaya oturmalı” şeklinde ifadesi oldu. İsrail, Hamas’ın da olduğu barış masasına oturur mu?
İsrail Filistin barışında Türkiye ne yazık ki söz sahibi değil. En azından şu anda değil. Gönül isterdi ki Türkiye bu işin başını çeksin. Ama bana kalırsa Türkiye bu konuda güvenilir bir arabulucu olma şansını çoktan kaybetti. 2004 yılında Sayın Erdoğan’ın Hamas terör örgütü lideri Ahmet Yasin'in İsrail tarafından imhası (İsrail resmi ifadesi budur) akabinde İsrail’e “siz bir terör devletisiniz” suçlaması ile Türkiye Başbakanı kimin yanında yer aldığını açıkça beyan etmiştir. Suriye konusunda arabuluculuk ihtimalinin de aynı sebepten askıda kalma ihitimali küçük değil. Tabii ki Davos krizini ve Yahudileri ve İsrail'e sürekli yapılan ağır suçlamaları saymadan da geçmek ve bu konudaki rahatszılığı dile getirmemek İsrail açısından riyakarlık olur.
Hamas'ın barış masasına oturması konusu için cevap bence şöyle olmalıdır: Hamas bu hali ile halen terör örgütüdür.
Terör örğütü ile İsrail, barış masasına değil pişpirik masasına bile oturmaz. Ancak şayet Hamas “ben artık terör örgütü değilim ve silah bırakıyorum” derse ve demekle kalmayıp bunu fiilen de gerçekleştirirse ve kuruluş beyannamesinden “İsrail’i imha” maddelerini demokratik bir referandum ile cıkartabilirse... O zaman zaten Hamas bir siyasi irade haline dönüşmüş olur ki değil İsrail, kim olursa herkesle masaya oturabilir hale gelir. Ama bu hali ile sanmıyorum.
“İŞGAL YOK İLHAK VAR”
Özellikle Suriye ile barış konusunda şartlar belli. Şam yönetiminin 1967 öncesi sınırlara dönülmesi, Golan’ın boşaltılması yönünde şartı var. İsrail ne isteyecek peki?
İsrail'in bu konudaki tutumu belli ve yeni de değil. Görüşmeler ön şartlar olmadan gerçekleştirilebilir. Bu türden şartlar görüşmelerin başlatılmaması anlamına gelir İsrail aşısından. Biri bana bu mantığı izah etsin. İsrail bu toprakları ilhak etmiştir. Yani “burası benimdir geri vermem” demektedir. Aradan 43 sene geçmiştir. Tek barış ihtimali, barış için eldeki tek koz, bu topraklarda haklı, hakkaniyetli hakiki bir barış sağlamak.
Peki hangi akılsız henüz bu barış sağlanmadan elindeki kozu verir? Gerek Filistinliler gerekse Suriye oyundan sonra “bana ne, bana ne misketlerimi geri ver” diyor.
“LIEBERMANN’I İSRAİL HALKI BİLE YANLIŞ BULDU”
Ve gelelim Türkiye-İsrail arasındaki gerilime. O kadar çok başlık var ki bu konuda, Gazze saldırılarından itibaren Davos’taki gerginlik sonrasında tatbikat krizi, Büyükelçi krizi, TRT’deki dizi krizi ve Kurtlar Vadisi dizisi gibi... Bu gerginliklerde hep karşılıklı suçlamalar oldu. İsrail Dışişleri Bakanı Liebermann’ın bu gerginliklerdeki payı nedir size göre?
Sayın Türkiye Başbakanı her geçen gün bu suçlama tonunu arttırıyor, hatta suçlamalarının büyük kısmını gerçek olmayan bilgilere dayandırıyor ancak İsrail devlet yetkilileri herhangi bir TV kamerası karşısına çıkıp da “Sayın Türkiye Başbakanı yanlış biliyor, doğrusu şudur” demiyor. Bu da dozun daha fazla artmasına sebebiyet veriyor. Şöyle ki, bundan cesaret alan film ve dizi yapımcıları bu ifadeler üzerine olmadık ağır suçlamalar ile diziler yapabiliyor.
İsrail Dış İşleri Bakanı Liebermann, siyasi yelpazenin epey sağında olan bir politikacı olup İsrail halkının milli onurunu zedeleyen bu ifadeleri gayet iyi kullanıyor. Ancak ülke genelinde prim yapmıyor. Örnegin son Ayalon “alçak koltuk krizi”nde kimse bu olayı desteklemedi ve halk protesto etme hakkının yanlış bir şekilde kullanıldığını alenen beyan etti.
“150 BİN İSRAİLLİ TÜRKİYE’YE TATİLE GELİYOR”
Liebermann hükümette sanki Türkiye karşıtı gibi duruyor? Hemen tepki, reaksiyon veriyor. Sanki Başbakan Netanyahu’ya kalsa işler daha kolay çözülecek gibi? Buna katılıyor musunuz?
İsrail'de kimse Türkiye karşıtı değil. Liebermann dahil. Lütfen kimse karıştırmasın. İsrail halkı ve siyasileri İsrail'in haksız yere suçlanmasına, aşağılanmasına karşı. Ne Türkiye’ye ne de Türk milletine bir karşıtlık sözkonusu değil. Önümüzdeki haftalarda Hamursuz Bayramı tatili için 150 bin İsrailli’nin Türkiye’ye tatile gideceği hesaplanıyor. Hangi karşıtlıktan söz edebiliriz ki burada.
Netanyahu ile Erdoğan halen telefonda bile görüşmemişler. Daha iyi olup olmayacağına ancak bir araya gelmelerinden sonra karar verebiliriz.
“HER İSRAİLLİ BİR TÜRK AŞIĞIDIR”
İsrail’de şöyle bir durum var mı? Türkiye ile ilişkilerin hep iyi kalmasından yana olanların sayısı fazla gibi. Ama bazı aşırı dindar yahudilerin Türkiye ile ilişkilere sıcak bakmaması, bu ilişkileri sekteye uğratıyor mu?
İsrail’deki genel hava Türkiye'nin İsrail’e olan havasından taban tabana zıt ve kesinlikle çok olumlu bir hava. Dinciler ve laikler bu konuda bir konsensus içinde ve samimiyet ile diyebilirim ki sokaktaki sıradan İsrailliler’in her biri birer Türkiye aşığıdır.
Ama bunun yanısıra her biri istisnasız “Erdoğan'a ne oldu da bizimle bozuşuyor” demekten geri kalmıyor. Resmen bir şaşkınlık içindeler. Dindar kesimin bizlerle bir sorunu yok.
“BAŞBAKAN OKUL ARKADAŞIM”
Gelelim Başbakan Erdoğan ile dostluğunuza... Hem Kasımpaşa’dan hem de üniversiteden arkadaşsınız. Başbakan ile son olarak ne zaman görüştünüz?
Sayın Erdoğan ile 1974-1978 yılları arasında Aksaray İktisat Yüksek Okulu’nda aynı sınıfta hatta bazı derslerde aynı sırada okuduk. Aynı hocalardan ders aldık.
Kendisi ile en son 2005 yılında İsrail ziyareti esnasında buluşup yarım saat kadar görüşme ve sohbet etme imkanı buldum. Ondan sonra kendisine birkaç mektup yazdım ama ne yazık ki cevap alamadım. Çok meşgul olduğunu biliyoruz.
Kasımpaşa konusuna gelecek olursak; ikimiz de Kasımpaşa’da doğup büyüdük, ben Şişhane'ye yakın olan Bedrettin Mahallesi’nde doğdum. Kendisi ise yanılmıyorsam Askeri Hastahane’nin bulunduğu kesimde dünyaya gelmişti. Açık söylemek gerekirse üniversitedeyken onun da Kasımpaşalı olduğunu hiç konuşmamıştık bile. Kasımpaşalı olduğunu belediye başkan adayı olduğunda afişlerden anlamıştım. Başbakan olduğunda da kendisine bir tebrik mesajı geçmiştim mail ile ve teşekkür cevabı vermişti.
“GAZZE’YE YARDIM GİDİYOR”
Bu kriz döneminde Başbakan ile telefonda ya da başka bir yolla görüştünüz mü?
Hayır ama bir AK Parti grup toplantısında Akşam Gazetesi’ne söylediklerimden rahatsız olduğunu dile getirmiş. Gazze'deki mazlumlardan ve insanların orada aç olduklarından bahsedip İsrail'in hiçbir yardım konvoyuna müsaade etmediğini ilan ve beyan etmiş. Halbuki bu doğru değil. Her hafta yardım malzemesi yüklü yaklaşık 600 kadar tır, İsrail'den Gazze'ye geçiş yapıyor. İsrail'in Gazze operasyonunun bitiminden bu yana Gazze'ye 809 bin 284 ton yardım malzemesi ve 120,428,741 litre yakıt ulaştırıldı. Şubat ayında İsrail'den Gazze'ye 52 bin 128 ton yardım malzemesi taşıyan 2208 yardım kamyonu giriş yaptı. Bu dönemde 31 kamyon dolusu karanfil Gazze'den Avrupa'ya ihraç edildi... 6,485,223 litre dizel yakıt ve 2740 ton muftak gazı Gazze'ye giriş yaptı. Yine aynı dönemde 1239 Filistinli tedavi amacıyla Gazze'den İsrail'e giriş yaparken, 326 Filistinli de diğer insani sebeplerden İsrail'e giriş yaptı.
“HALİL İBRAHİM CAMİ FİLİSTİNLİLERİN
YANDAKİ MAHPELA MAĞARASI YAHUDİLERİN”
Bir de kutsal mekanlarla ilgili bir durum var. Başbakan Erdoğan iki gün önce Riyad’da yaptığı konuşmada, Mescidi Aksa ve Halil İbrahim Cami’lerine dikkat çekti. Bu camilerde neler oluyor?
Evet, Sayın Erdoğan Yahudilerin atası Hz. İbrahim'in mezarı olan Mahpela Mağarası ile Yahudilerin anası Rahel’in mezarının Yahudi mekanı olmadığını buyurmuşlar. Bu mekanların İslam mekanı olduğu yazıldı Türk basınında. Tanrı aşkına Hz. İbrahim Tevrat'ın verilmesinden bile önce öldü, Rahel anamız da keza... İslam ne zaman başladı?
Bu ermişler Yahudiliğin atalarıdır. Nasıl oluyor da Yahudi mekanı olamazmış.
Peki bu mekanlar Yahudi mekanı ama İsrail hükümetinin bu mekanların restorasyonu için bütçe ayırmış olmasının altını iyi okumak ve çarpıtmamak lazım. Bu mekanların arazileri konusunda bir ilhak kararı mevcut değil, sadece bu tarihi mekanların restorasyonu için alınmış bir karar mevcut. El Halil Camii veya El Aksa hakkında herhangi bir karar yok. Elinizde yanlış bilgi var.
“EL FETİH’TE ÇIKAR SAHİPLERİ VAR”
Örneğin İsrail, Halil İbrahim Camii’ni ulusal miras listesine aldı. Buna hakkı var mı? Neticede orayı Yahudiler ve Müslümanlar ortaklaşa kullanıyorlardı. Şimdi İsrail tek başına sahipleniyor.
Şimdi dikkat edilmesi gereken nokta bu ulusal miras kapsamına nerelerin alındığıdır. Halil İbrahim Camii bu miras kapsamında değil. Miras kapsamında olan Mahpela Mağarası’dır, ki o mağarada da Hz. İbrahim'in mezarı mevcut.
İsrail bu mekanları sahipleniyor diye bir durum yok ortada. İsrail, bu mekanları ulusal miras diye nitelendirerek onaracak bütçeyi meclise onaylatıyor. Yani bu mekanların restorasyonu gerçekleşmiş olacak, konumları veya statüleri değişmeyecek. Orada isteyen namaz kılacak, isteyen duasını edecek.
Şayet nihai anlaşmalar sonucunda bu mekan Filistin toprağı olarak adlandırılacak ise durum yine değişmeyecek ve iki toplumun da ziyaret ve namazına imkan tanınıyor olacaktır.
Hal böyleyken bunu tartışma konusu haline getirmek ve bir kaşık suda fırtına koparmak sadece barış karşıtı olanların ekmeğine yağ sürer. Barış karşıtı derken, her iki tarafta da olduğunu söylememek haksızlık olur.
Bu barışsızlık durumundan resmen para kazanan çıkar sahipleri olduğunu da hatırlatalım.
Bu konudaki en büyük menfaat sahipleri ise bu durumdan nemalanan ve adına Tunus Çetesi denilen El Fetih takımıdır. Bir de Gazze'deki Hamas yöneticileri.
Her iki bölgede de yönetim mekanizmasınn başındaki takım ile İsrail iş dünyası içindeki bazı grupların menfaatleri müşterektir ve mevcut dikta rejimi her iki taraftakilerin daha rahat para kazanmalarını temin etmektedir. Bu Arafat zamanında da böyleydi şimdi de değişen bir şey yok.
Şayet Batı Şeria'da ve Gazze'de hakiki demokratik rejimler tesis edilmiş olsa ve insanları korkutabilecek eli beli silahlı siyasiler yerine düzgün insanlar seçilseydi sanırım Filistin bölgelerinin kaymaklarını yemek bu yöneticilere nasip olmazdı. Bu rant meselesi yüzünden kaos ortamını yeğliyorlar.
YAHUDİLERİN MESCİDİ AKSA’YA GİRMESİ GÜNAH
Bir de Mescidi Aksa’da Yahudiler ibadet etmek istiyorlar ama Filistinliler bunu engellemeye çalışıyor. Bu konu son aylarda sıkça çatışmalara sahne oluyor. Deniyor ki, “İsrail’in amacı Mescidi Aksa’yı yıkmak!” Böyle bir durum söz konusu mu?
Yahudiler Mescidi Aksa'da ibadet etmek istemiyor. Aksine Mescidi Aksa'nın bulunduğu Tapınak Dağı’na ayak basmak yahudiler açısından yasak. Hz. Süleyman Mabedi’nin yıkıntılarının El-Aksa'nın altında olduğu varittir ve El-Aksa Camii ile Kubbet-Ul Sahra bu yıkıntılar üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle Yahudilerin bu mekana çıkmaları dinen yasak. Hz. Süleyman Mabedi içinde Kutsal emanet sayılan Tevrat'ın ilk yazıtlarının ve 10 Emir levhalarının oldugu varsayılarak üzerine basıyor olmamak için bu mekana ayak basmak günah sayılır.
Kısaca dediğiniz gibi bir ifade yanlış. Hiçbir Yahudi El-Aksa'da ibadet etmek istemez.
Çıkan çatışmaların iki ana sebebi vardır:
1) Hemen El-Aksa Camii’nin altında bulunan Ağlama Duvarı’na taşların atılması halinde İsrail güvenlik güçleri taş atılmasını engellemek için Tapınak Dağı’na çıkıyor. Polis bu dağa (aslında sadece bir tepe) çıkınca olaylar daha da büyüyor ve “İsrail Polisi kutsal mekanlara girdi” oluveriyor. Peki taş atılması nasıl önlenecek?
2) Dönem dönem aşırı dindar Yahudiler Tapınak Dağı’na çıkıp biz Hz. Süleyman mabedini yeniden inşa edeceğiz diye tutturuyor ve adeta oradaki müslüman halkı kışkırtıyor, yine çıngar çıkıveriyor. Ve yine İsrail polisi gelip iki tarafı da sakinleştirmeye ve olayları önlemeye çalışıyor. Ama basında çıkan resimler hep İsrail yönetimini suçlar mahiyette.
Devletin görevi asayişi korumak ve kim yaparsa yapsın İsrail polisi bunu elinden geldiğince düzgün yapmaya çalışıyor. Ama arada bir kantarın topuzu kaçıyor mu derseniz, evet kaçıyor. Birileri habire burasını kaşımaya devam ediyor.
“MESCİDİ AKSA’YI YIKMA İDDİASI SAÇMALIK”
Eğer İsrail, Mescidi Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi’ni inşa ederse, ki birçok aşırı dinci Yahudi bunu istiyor, o zaman Ortadoğu’da ciddi bir dinler savaşı çıkar mı?
İsrail devleti var oldukça böylesi saçma bir durum olmayacaktır. Ne İsrail devleti ne de yahudilerin yüzde 99'u bu kadar aymaz değildir.
“İSRAİL TÜRKİYE’NİN EN YAKIN MÜTTEFİKİ”
Son olarak şunu sormak istiyoruz. Gazze konusu, Mescidi Aksa konusu gibi olaylarda Ortadoğu’da sadece Türkiye’nin sesi çıkıyor. Bu durum birçok Arap ülkesinin umrunda bile değil gibi görünüyor, çünkü hiçbir Arap lider Başbakan Erdoğan gibi sesini yükseltmiyor. Araplar sessiz kalırken Erdoğan’ın bu kadar sık ve çok bu konuları dile getirmesi İsrail’i rahatsız ediyor mu?
Sayın Erdoğan'ın Filistin konusundaki hassasiyeti aslında sadece kendi kişisel icadı değildir. 1968’lerden beri Türkiye, İsrail ile ilişkilerini Filistin’e endeksledi. Türkiye-İsrail ilişkileri her zaman Türkiye-Filistin ilişkileri ile doğru orantılı. Yani ne zaman İsrail ile Filistin bahar yaşıyorsa İsrail, Türkiye ile yaz yaşamakta. Ne zaman İsrail ile Filistin sonbahar yaşarsa, İsrail ile Türkiye kış yaşamaktadır. Son Gazze savaşı yüzünden de İsrail-Türkiye ilişkileri adeta bir kara kış geçirdi. Geçirdi diyorum çünkü sinyaller baharın habercisi gibi...
Her ne kadar inşaat kararı ve değişik sebepler olsa da İsrail ile Filistin şu veya bu şekilde barış görüşmelerine başlayacaktır. Bu başladığı andan itibaren Sayın Erdoğan tonunu indirecek ve olası bir barış ihtimalini bozmayacaktır.
Diğer taraftan Suriye ile arabuluculuk ihtimali halen mümkün. Bu da ilişkilerin eskilere dönmesinin habercisi sayılabilir. Sayın Erdoğan’ın bu konuları bu kadar çok dile getirmesi beni ve benim gibi çifte vatandaşlık taşıyanları derinden üzüyor. Ancak İsrail'in bunu pek ciddiye aldığını söylemek doğru olmaz. Kimse unutmasın, İsrail, Türkiye’nin en yakın ve hakiki müttefikidir.