Onu şu sıralar ATV'nin en beğenilen dizilerinden "Canım Ailem"de Samim Altın rolünde izliyoruz. Ama Türkiye onu ilk defa çeyrek asır önce, Muhsin Bey'in Ali Nazik'i, Arabesk'in gazino patronu Ekrem'i olarak tanıdı ve sevdi. O günden bugüne, özellikle sinema ve televizyon dünyasında, başarılarını katmerleyerek herkesin hayranlıkla izlediği bir sanatçı oldu. Ancak yeteneği yalnızca oyunculukla sınırlı değildi: yönetmenlik, senaristlik ve müzik alanlarında da pek çok başarılı işe imza attı. İşte tüm yönleriyle Uğur Yücel...
Yakın çevresi Uğur Yücel için neler diyor?
Yıldırım Türker (Köşe yazarı - 22.11.2008 tarihli Radikal'deki yazısından)
İzlerken nabzım hızlanıyor
"Uğur Yücel'i oyuncu bilirsiniz. Yönetmenliğine de şapka çıkarmışlığınız vardır. Canım arkadaşım, aynı zamanda eski Boğaz mahallelerinden süzülmüş ermişgillerdendir. Dünyanın her halini ve her anını alınarak yaşar. Dünyanın her hali ve her anı ona dokunur. Gün gelince onun benzersiz öykücülüğünden de söz edeceğiz elbet. Şimdi bahçemizde yıllar önce onun oyunculuğu üstüne kendimi aydınlatmak için almış olduğum notları okuyalım istiyorum. Alacakaranlık dizisinde Uğur Yücel'i izlerken nabzımın hızlı atmaya başladığını hissediyorum. Benim de oyunculuk denen eni konu büyüyle ilintili eylem tarzı karşısında kendimi tartabilmemin önde gelen ölçütü, bu. Nabzımın hızlı atmaya başlaması, izlemekte olduğum oyuncuyla arama artık hiçbir dünyanın en ince tülünün bile giremediği o neredeyse cezbe hali, maruz kaldığım büyünün gücünü gösterir. İyi, kusursuz bir oyunculuk karşısındaki soğukkanlı takdir duygusuna benzeyen bir şey değil. Hatta takdirle en ufak bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Mükemmel denilen yorumculuğun önünüze gerdiği perdenin teyel yerlerini görmek mümkündür."
Ezgi Mola (Oyuncu)
Uğur, abim oldu
"Hırsız Polis dizisinin tanışma toplantısı... Bir bakıyorum masanın bir ucunda Uğur Yücel oturuyor. Bilmediğimden şaşıp kalıyorum, diziyi çekmeye başlıyoruz. Sahnelerimiz çok denk gelmese de 30. bölüme doğru artık ara sıra da olsa karşılaşıyoruz. Olur da karşı karşıya gelirsek tek tük sorular soruyor; 'Kaç yaşındaydın sen Ezgi?, Okullu musun?' Genelde kendi âleminde, en uzağı dinliyor; bizim duymadıklarımızı. Sonra oturup birkaç kez beni izlediğini görüyorum... Heyecanlanıyorum ama ben de fark etmemişim gibi davranmaya çalışıyorum. Gülümsüyor, mutluluktan ağlamak istiyorum. Sonra bir gün arıyor; 'Uğur ben,' bir arkadaş sanıyorum... 'Yücel, Uğur Yücel...' Sonra Hayatımın Kadınısın projesi. 'Uğur Abim' oluyor. Arabesk hislerime engel olamıyorum, dokunuyor her sözü... Sonra kulağıma fısıldıyor... 'Çok yalnız olduğunu sanıyorsun ama yanılıyorsun, gören var..."
Fatih Akın (Yönetmen - TimeOut dergisinden alıntı)
Gönlümdeki yeri özeldir
"Uğur ağabeyi ilk kez Duvara Karşı'da oynatmak istemiştim. İş yoğunluğu dolayısıyla bu gerçekleşemedi. Sonrasında, birlikte çalışma umudumuzu hep koruduk. New York I Love You bana önerildiğinde, hiç tereddütsüz Uğur ağabey vardı aklımda. Onunla birlikte çalışmak çok güzel. Çıkıkçı rolü onun için yazılmıştı zaten. O iş yoğunluğu arasında geldi ve oynadı. Bu daha başlangıç, ileride umarım daha fazla çalışabiliriz birlikte. Uğur Yücel'i çok severim; çok sevdiğim, saydığım ve gönlümde özel bir yeri olan biridir."
Erol Avcı (Yapımcı)
Can yoldaşım
"Uğur Yücel içinde volkanlar patlayan çocuk gibi sevecen, her şeyini paylaşabileceğin dost, yaptığı işe âşık olan, hatta yaptığı işle fazlaca derdi olan yönetmen, yazar ve oyuncu. Onu iyi tanımazsan eğer çok zor biri, çok az insanla her şeyi paylaşan, güvendiği insanlar içinse her şeyini veren, paylaşan biri. Kısaca benim için Uğur bundan sonraki hayatımda hep olacak. O, bir sürü şeyi beraber yapmayı planladığım bir dostum can yoldaşım."
Şebnem Bozoklu (Oyuncu)
Sebebsiz bir iyi hissetme nedeni
Eğer o gün Uğur Yücel'le görüşeceksem, sabah daha mutlu kalkıyorum yatağımdan. Yanında olmaktan bu kadar mutlu olduğum çok az insan tanıyorum. Onun insanları, hayvanları, dünyayı ve hayatta olmayı büyük bir iştahla seven tarafına bayılıyorum. Bunlar benim için Uğur Yücel'in yaptığı işlerden daha önemli şeyler. Sınırsız eğlenebilme ve sınırsız efkârlanabilme potansiyeli de beni şaşırtıyor. Yolum onunla kesiştiği, hayatıma dokunduğu için sebepsiz yere iyi hissediyorum bazen. 'Boşver, senin hayatında da bir Uğur Yücel var, üzülme,' diyorum. Çok mutlu olsun istiyorum ve başına hiç kötü bir şey gelmesin. Hayatı bu kadar doğru yerinden kavramış bir entelektüelin yanı başında, sofrasında ve setinde bulunduğum için çok şanslıyım. Ve son bir şey; 'Uğur Abi korkma, Ozan'ın gösterdiği o adama hiç benzemiyorsun.' (Anladı o.)"
Uğur Yücel'i bir de kendi ağzından tanıyalım:
Hem çok komik yapımlarda rol aldınız, hem de sert karakterleri canlandırdınız. Gerçek hayatta nasıl birisiniz?
Her ikisi de. Algıları açık, soğukkanlı insanlara çok imrenirim. Mesafeli ve serin bir yanım vardır. Kendimi öyle sanırım. Bazen kendimi kaybedecek kadar öfkelenirim. Kendimi tanıyamam. Bilmem! Garip bir çocuktum. Delişmen bir ilk gençliğim vardı. Dedem bazen ‘mevsimsiz hareketler yapma’ derdi. Öyle! Mart’ta Boğaz’da denize girerdim.
Sinema, tiyatro, dizi ve reklam oyunculuğu; senaristlik, yönetmenlik, stand-up’çılık, yapımcılık, müzisyenlik... Çok yönlülüğünüzün temelinde ne var?
Çok yönlülük bazen başa beladır. Eğilimlerden biri tutkuya dönüşmezse hiçbirinden yeterli besini alamazsınız. Benim tutkum film yazıp yönetmek. Buna da geç karar verdim.
"Artık benim çok para kazanmam da zor. Çok para kazanabilmem için çıkıp bir yerlerde şebeklik yapmam gerekiyor. Başka türlü para kazanamazsınız ki Türkiye’de’ demişsiniz. Hala öyle mi düşünüyorsunuz?"
Kendi ruh halimde yaşamak zor oldu benim için. Öyle ulvi ve gizemli bir uzaklık değil dediğim. Sadece huzurlu bir yerde öykülerimi yazayım, senaryolarıma dalayım, sonra sessizce filmlerimi yapayım. Kimseye görünmeden. Hayattan başka hiçbir talebim yok. Ortaya çıkıp kalabalıkta yürümek bile, gündelik konuşmalar, hayata karışıp mutluymuş gibi yapmak bile şebekliktir. İnsanları ağırlıyorsunuz. Zor. Ancak son zamanlarda oyunculuk yapmaktan oynarken gülmekten eğlenmekten çok mutluyum.
Orhan Gencebay şarkılarını sevdiğiniz anlaşılıyor. Öyle mi sahiden? Caz dinlediğinizi söylemiştiniz bir vakit...
Caz dinleyicisi olduğum zamanlar Orhan Gencebay dinlemezdim. Açıkçası kendime hiç Orhan Gencebay müziği de satın almadım. Ama Gencebay müziği bana tuhaf kederli bir gülümseme veriyor. Oradaki kederin ölümcül olmadığını hissediyorum. Bir sokak edebiyatı yatar aslında orada. ‘Ben yanılmam arkadaş sen de bizdensin, Hatasız Kul Olmaz’, bu laflar bana Tophaneli Tayfur’u yazdırdı. Pavyonlar, eski Beyoğlu... Bitmeyen Sevdalar... Siyasetin içindeydik ve kulağımızın kenarıyla dinlerdik Orhan Gencebay’ı. Siyaseten iterdik ama biz de sokak çocuğuyduk. İnceden dokunurdu. Hepimizin ufukta batan bir akşam güneşimiz vardı aslında. Hayatımın Kadınısın filmini yaparken gittim kendisine. Görüştük. Müzikleri için izin istedim. Gönülden destek verdi filme.
"Hayatımın Kadınısın"da Tophaneli, Asuman’a Hatasız Kul Olmaz şarkısını mesaj olarak bırakıyor. Bu şarkının, sizin hayatınızda az ya da çok bir karşılığı var mıdır?
O şarkıları dinleyen, o sözlerle yaşayan çok insan gördüm, tanıdım. Çok lezzetli bir Beyoğlu hayatım oldu. Hem de çok gençken. Sabahleyin bizi pavyondan alıp Kuzguncuk’a bırakan şoförün lakabı da Gencebay’dı. Yanımızda bize aşık kadınlar. En cool halimle uzaklara bakardım... ‘63 Impala ve pikabında Orhan Gencebay çalıyor. ‘Bir Araya Gelemeyiz.’ Bu anlattıklarım bir film karesi değil.
İnsanların oyunculuğunuz dışında size ayrı bir saygısı var. Ancak çok da mesafeli buluyorlar sizi. Bunu özellikle mi yapıyorsunuz?
Özellikle yapılır mı? Ben böyle bir insanım. Ayrıca mesafeli değilimdir aslında. İnsan, mesafesini kendi ayarlayamıyor ki. Kendimi neden koruyayım bilmiyorum. Bazen hiç tahmin etmediğiniz bir yerde esnafla kadeh tokuştururum. Sokağın ortasındayım. Hayatın içine karışmak beni yormuyor. Yakınıma gelseler, beni tanısalar mesele kalmaz. Uzaktan öyle görünüyorum galiba.
Oyunculuktaki başarınız özel hayatınızda da sürüyor mu?
Başarıyla pek ilişkim yoktur. Başarı sayılanlarla övünmem. Asıl dert, hayatı başarabilmek. Hayatta kalmak... İçinde yaşamak... Mesele bu. Kendimde huzuru bulabilecek bir yerim var. Sessiz sedasız orada mutlu olabiliyorum.
Samimiyetinizi asla sorgulayamayacağımız bir insansınız. Ben sizi gerçekten de çok merak ediyorum. Nasıl bir ortamda büyüdünüz? Nasıl bir çocukluktu sizinki?
Kuzguncuk`ta dedemin büyük bir evi vardı. Dedemin evi demezdik, bizim evimizdi. Üst katta babam, annem, ağabeyim, ben. Orta katta dedem, anneannem, küçük dayım. Alt katta büyük dayım, yengem ve iki kuzenim otururdu. Mutlu bir evdi orası, ta ki küçük dayım ölene kadar. Ondan sonra o ev soldu. Sonra da satıldı. Bütün büyüklerim Nakkaştepe Mezarlığı`nda. Neyse, çocukluk güzeldi. Yahudilerin çoğunlukta olduğu bir mahalleydi bizimkisi. Semtimiz zaten dört dini, bir sürü dili barındırırdı. Herkes birbiriyle arkadaştı. Herkes orta sınıftı bizim semtte. Yemekler, eğlenceler eksik olmazdı hayattan. Zengini de tevazu içindeydi. Büyüklerimiz bizim canımızı yakmadı, biz de onların.
Oyunculuk sizin kapınızı ilk ne zaman çaldı, nasıl oyuncu oldunuz? Hocalarınız kimlerdi?
Çocukken eve geleni gideni taklit edermişim. Ortaokulda izlediğim oyunları arkadaşlarıma anlatırdım ve aklımda kalan sahneleri oynardık. Liseye giderken hem müzisyenlik yapıyordum hem de tiyatrolarda oyunculuk. Sonra konservatuvara girdim. Hocalarım, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya... Haldun Taner ve Ertem Eğilmez`in tedrisatından da geçtim, ama uzun ömürlü olamadı o öğrencilikler.
Türkiye`de belinizi en çok ne büktü, sanatçı olarak, yaratıcı olarak, işveren olarak?
Zamansız, mevsimsiz hareket etmek. Hayatımın tamamını dar gelirli bir sinemacı olarak yaşamak isterdim. Öykü yazarken, film seyrederken öyle mutluyum ki.
Sizin yüklü bir adam olduğunuz kadar matrak bir yanınız olduğunu söylüyorlar, doğru mu?
Sultanhamam`da hamal sırtına yükü vurmuş, inim inim yokuş çıkıyor. Bir vatandaş sormuş `Ula saat kaçtir?` Hamal yükün altından inliyor. `Otiz!` Beriki sinirleniyor `Ula saat otiz olir mi?` Hamal bindiriyor. `Ula hamalda saat olir mi?` Böylelikle kendi cumhuriyet tarihimde ilk kez bir soruya fıkrayla karşılık vermiş oluyorum.
Can adında bir oğlunuz var. Onunla en çok hangi konuda anlaşırsınız?
Can, 24 yaşında ve benim asistanım aynı zamanda. Evde birlikte yemek pişirmek, iki kadeh yuvarlamak, film seyretmek, maça takılmak, hayatı konuşmak gibi her eylemi yaparız. Aslında tam iki arkadaş gibiyiz. Dert ortağım, fikir arkadaşım. Yaratıcı ve çok keskin bir gözü var. Canımın içi, gözbebeğim. Allah nazardan saklasın.
OYUNCU OLARAK UĞUR YÜCEL
1957 İstanbul doğumlu Uğur Yücel, İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro bölümünü bitirdi. 1977 yılında konservatuvardayken tek kişilik oyunlara ve stand-up gösterilerine başladı. 1975-1984 yılları arasında Kenter Tiyatrosu, Tef Kabare Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Şan Müzikholü’nde çeşitli oyunlarda oynadı. Yer aldığı kabareler ve müzikallerde Müjde Ar ve Sezen Aksu gibi sanatçılarla çalıştı.
1984 yılında ilk kez "Fahriye Abla" adlı film ile sinemada oyunculuğa başladı. Ardından 1986 yılında "Teyzem" ve "Milyarder", 1987 yılında ise başrolünde Şener Şen'in oynadığı "Selamsız Bandosu" adlı filmde yer aldı. Sinemada çıkış yapması yine başrolünü Şener Şen ile paylaştığı 1987 yapımı "Muhsin Bey" ile oldu. Hemen arkasından 1988 yılında Ertem Eğilmez'in son filmi olan "Arabesk"de Müjde Ar, Şener Şen ve Necati Bilgiç ile birlikte rol aldı.
1992 yılında ilk video kısa metrajını çekti ve sahnede perküsyon çalıp filmini seslendirerek kendine özgü bir performans sergiledi.
1994 yılında televizyon dünyasına girdi. Birçok dizi ve tv skeçlerinde rol alan oyuncu ilk kez "Aziz Ahmet" adlı televiyon dizisinde yapımcılık, senaristlik ve oyunculuk yaptı.
Oyunculuktaki duru ve gerçekçi çizgisini, senarist, yönetmen ya da aktör olarak içerisinde bulunduğu TV yapımlarında da sürdürdü.