ATV'nin sevilen projelerinden "Aldatmak" dizisinde 'Yeşim' karakterine hayat veren Asena Girişken, başarılı oyunculuğuyla dikkatleri üzerine çekiyor. Dizide canlandırdığı 'renkli kötü' karakteriyle beğeni toplayan Girişken, merak edilenlerini Sabah TV'de Yasemin Döngel'e anlattı. "Gerçek hayatta aldatılırsam silerim" diyen oyuncu, Atakan Özkaya ile ilişkisinden de bahsetti. İşte Asena Girişken röportajının tüm detayları…
-Nasıl gidiyor hayat, neler yapıyorsun?
Biraz yoğun gidiyor. Ama güzel gidiyor, keyifli. Hem set hem eğitmenlik biraz yorucu oluyor. Ama güzel.
BAZEN İSYAN ETTİĞİM OLUYOR
-Nasıl vakit buluyorsun setten eğitmenliğe, oradan özel hayata?
Bazen ben de anlamıyorum nasıl vakit bulduğumu. Araya iki saat girdiğinde "bu benim için çok iyi" deyip ne iş varsa o arada hallediyorum. Biraz zor oluyor. Bazen isyan ettiğim oluyor, yalan yok (gülüyor).
-Oyunculuktan ve diziden bahsedeceğiz. Öncesinde biraz seni tanımak isterim. Nasıl bir çocukluk geçirdin? Hafızanda canlanan anılar keyifli mi, yoksa hüzünlü mü?
Ben aslında birbirini çok seven anne-babanın çocuğuyum. Çok sevgiyle büyümüş bir çocuğum. Keyifli de bir çocukluğum oldu. Çok kalabalık bir aileyiz biz. Aynı yaş kuzenlerim var, çoğu da oyuncu. Hatta "beraber bu hayali gerçekleştireceğiz, oyuncu olacağız" demiştik. Benim travmalı bir çocukluğum yok ya da işte çok büyük sorunları olan bir çocuk değildim. Çok da akıllı bir çocuktum ben, yaramaz da değildim. Biraz titiz bir çocukmuşum. Üstüme bir şey döküldüğü zaman "eve gidelim ben oturmayacağım böyle" dermişim. Onun dışında çok bir esprim yokmuş çocukken.
-Sonra oyunculuk aşkı nereden gelmiş?
Ben aslında başta müzik istiyordum. Hocalarım hep, "Asena bak sesin çok güzel. Gitar da çalıyorsun, piyano da çalıyorsun" diyordu. Bir gün ortaokulda tiyatro ile tanıştım. "A bu çok ilginç bir his, sahnede olmak çok acayip bir his" dedikten sonra kuzenimle beraber bayram günlerinde bir şeyler hazırlayıp aileye sunmaya başladık. Skeçler filan yapıyorduk. Sonra yavaş yavaş oraya adapte olmaya başladım. Sonra da bırakamadım.
-Sonra da tiyatro üzerine mi eğitim aldın?
Aslında ben hukuk kazandım. Hiç istemedim hukuk okumayı. Ailem de oyunculuğu çok istemiyordu. Böyle birazcık çatıştık onlarla. Ama sonrasında onlar benim neyi sevdiğime ikna olduklarında tam destek arkamda durdular. Sonra Hatay'dan İstanbul'a geldim 18 yaşında. Bazı oyunculuk kurslarına girdim falan filan derken Craft ile tanıştım. Craft ile tanıştıktan sonra hayatım değişti. Çünkü her şeyimi oradan öğrendim.
ÇALIŞKANLIĞIM HAKKINDA KİMSEYE LAF ETTİRMEM!
-Bu sektöre girişin nasıl oldu? Orada bir şans faktörü mü var, başarı öyküsü mü?
Ben şanslıydım ama ben çok çalıştım. Kesinlikle bunların hepsi benim çalışmamın karşılığı. Hayatta herkes her şeyime laf edebilir ama çalışkanlığıma kimseye laf ettirmem (gülüyor). Çalışmayı çok seviyorum, bir de bu mesleğe çok değer veriyorum. Hayatımda çok önemli bir yeri var. O yüzden de bunun kesinlikle çalışmaktan geldiğini düşünüyorum. Ben hayatımda ne elde ettiysem çalışarak elde ettim.
-Gelelim diziye… "Aldatmak" dizisinin senaryosu geldiğinde ve ilk okuduğunda neler hissettin? Hangi his sana bu işi kabul ettirdi?
İlk teklif geldiğinde Yeşim'in bu kadar fütursuz bir yere gideceğini bilmiyordum. Bir yerden sonra dönüşeceğini ve kötü biri olacağını biliyordum ama bu kadar renkli bir kötü olacağını bilmiyordum. Renkli ve Yeşim bence komik de biri. Başına gelenler de çok komik. Yeşim'i düşünmek beni çok heyecanlandırıyor. Çok seviyorum Yeşim'i. İlk teklif geldiğinde de bu kadar skalası geniş bir kadın olduğunu düşünmüyordum. Ama bunu çok renklendireceğimi tahmin ediyordum. O yüzden de çok heyecanlıydı benim için. O kadar büyük isimlerle çalışıyor olmak biraz korkuttu ama onlarla tanıştıktan sonra benim için çok faydalı bir yöne doğru gitti.
VAHİDE HANIMLA OYNARKEN SADECE İKİMİZ VARIZ GİBİ HİSSEDİYORUM
-Ben de onu soracaktım. Dizide çok iyi isimlerle birlikte rol alıyorsun. Vahide Perçin'ler, Mustafa Uğurlu'lar, Cem Bender'ler… Senin için bir nevi de okul diyebilir miyiz bu set?
Hem de nasıl okul! Vahide hanımı çok beğeniyorum gerçekten, bence şahane bir kadın. Vahide hanımla ilk karşılaştığımda şey dedim, "bırak kendini ona, aksın gitsin." Bir sahnemiz vardı; kapıyı çalıyor, kapıyı açıyorum ve 'buyurun' diyorum. 'Girebilir miyim?' filan diyor. Orada böyle geçerken bana bir bakış attı, ben oyuncudan öte Asena olarak bir şey hissettim. Vahide hanım ile oynarken sanki her şey kararıyor ve sadece ikimiz varız gibi hissediyorum. Çok gerçek ve çok keyifli oluyor.
Vahide hanımdan bahsettim ama Mustafa Uğurlu, Özlem Tokaslan bayılıyorum onlara da. Bu arada setimiz gerçekten şahane bir set. Herkes çok tatlı. Çok ağır bir set gibi görünüyor ama inanın o kadar komik ve eğlenceli ki… Aşırı keyifli geçiyor. Ben çok eğleniyorum onlarla çok keyifli. "A sen çok küçükmüşsün ya" diyorlar bir de. Herhalde birazcık daha büyük görünüyorum.
-Peki, sahne dışında sette neler yaparsın, kimlerle vakit geçirirsin?
Biz sahnelerden önce sahneyi konuşuyoruz, bu benim için çok değerli bir şey. Birlikte çalıştığımız zaman ortaya çok daha başka bir şey çıkıyor. Bu benim için çok büyük şans.
-Sokakta ya da sosyal medyada eminim çok ilginç yorumlar alıyorsundur. Var mı çok şaşırdığın, unutamadığın bir yorum, bir tepki?
Çok var. Sokakta görünce benden ne kadar nefret etseler de böyle tatlı tatlı bir yaklaşıyorlar ama bir kere Bebek'te çekim yapıyorduk. Karavanlar sahilin kenarındaydı, ben de karavanın önündeydim. Bir tane teyze beni gördü ve "hainlik yapma" dedi (gülüyor).
ALDATMAK KİŞİNİN KENDİ PROBLEMİ
-"Aldatmak" kelimesi sende hangi hisleri uyandırıyor? Daha önce hiç böyle bir şey Asena'nın başına geldi mi?
Benim bildiğim yok (gülüyor). Varsa ben yakalamadım. Ama bu benimle ilgili değil ki. Bana yapılıyorsa da benimle ilgili değil. O kişinin kendi problemi. Ben kendimde bu konuda bir eksiklik görmeyeceğim. Hiç yaşamadım ama çok ağır bir his olduğunu az çok deneyimledim, diziyle de deneyimliyorum aslında. Ağır bir his olduğunu tahmin edebiliyorum.
KANDIRILMAK BANA ÇOK AĞIR GELİYOR
-Aldatılan insan ne olursa olsun dönüp gitmeli mi, yoksa herkes ikinci bir şansı hak eder mi?
Ben galiba bu konuda biraz sertim. Karakter olarak da biraz silerim gibi geliyor. Çünkü ondan sonra nasıl güvenebileceğimi ya da hayatıma nasıl devam edebileceğimi kestiremem gibi. O yüzden de yaşamadım ama büyük de konuşmak istemiyorum aslında. Ama galiba ben devam etmezdim. Çünkü kandırılmak bana çok ağır geliyor. Birini göz göre göre kandırmak çok ağır. Koşullar değiştikçe fikirler değişebilir, bazen gerçekten bazıları için affedilebilir olabilir. Ama benim şu an hissettiğim şey; başıma gelirse bunu kabul etmeyeceğim.
ATAKAN'I ÇOK SEVİYORUM
-Özel hayatını da gizlemeyen birisin bu arada. Kardeşlerim dizisinden Atakan Özkaya ile birlikteliğine şahit olduk, çok da yakışıyorsunuz. Nasıl gidiyor ilişkiniz?
Atakan ve ben ikimiz de çok çalışıyoruz. Ama çok keyifli, çok tatlı, çok anlayışlı, çok özenli bir ilişkimiz var. Şu anda da iş konusunda birbirimizi motive ettiğimiz, hayatta birbirimize yaslandığımız bir ilişkimiz var. Çok seviyorum onu (gülüyor).
-İkinizin de oyuncu olmasının mesleğe artıları ya da eksileri oluyor mu?
İkisi de. Birlikte deneyim paylaşabiliyorsanız bu iyi bir şey. Biz Atakan ile bunu yapıyoruz. Bu açıdan çok güzel. Birbirimizi anlayabiliyoruz, o açıdan da çok güzel. "Öpüşmesine izin vermem" saçmalıkları var ya, biz bunun bir meslek olduğunu biliyoruz ve nasıl bir doktora "bunu ameliyat edemezsin" diyemezsen bana da öyle diyemezsin. O yüzden de bunun farkında ilerliyoruz. Bunlar artı yönleri.
Eksi yönleri; az çok tanınmaya başladık. Dışarı çıktığımız zaman çok ciddi sosyal anksiyete yaşamaya başladık (gülüyor). Çünkü bir yerde oturduğumuz zaman herkes bize bakıyor. Biz Atakan ile "ya ne yapsak, içeride mi otursak?" falan oluyoruz. Benim için eksi yönü sadece bu.
-Bir de set saatleri dolayısıyla çakışma yaşıyor olabilirsiniz…
Bravo. Gerçekten çok az görüşüyoruz. Denk geldiğimiz zaman da ama bütün günü birlikte geçiriyoruz.
-Sence bir ilişkide mutluluğu sürdürebilmenin en önemli sırrı ne?
Ben saygı, özen olduğunu düşünüyorum. Sadakat demiyorum, o zaten olması gereken bir şey. O yüzden orayı pas geçiyorum. İki insanın birbirine özenli, saygılı ve anlayışlı olmasından geçtiğini düşünüyorum.
-Yaşın çok genç, yolun çok uzun… Peki, oyunculuktaki hedeflerin neler?
Bir kere kesinlikle hayatımın her zaman her yerinde tiyatronun olmasını istiyorum. Yurt dışına çıkmak, yurt dışında deneyimlemek istiyorum bu mesleği. Başka bir dilde deneyimlemek istiyorum.
O KARAR HAYATIMIN DÖNÜM NOKTASIYDI!
-Kısa Sorular'a geçeceğim, geçmeden önce son sorum olsun… Herkesin hayatında bir dönüm noktası olduğunu düşünürüm. Senin için var mı bir kırılma noktası?
Hukuk okumayı reddedip oyunculuk okumayı seçtiğim zaman çok büyük bir dönüm noktasıydı. Çünkü aynı zamanda şehir de değiştirdim. Ve oraya gittiğimde şunu söyledim, "bundan dönüş yok."
İkinci büyük dönüm noktam bu işle birlikte oldu. Bana bir rol emanet ettiler ve onu hakkıyla bu kadar değerli oyuncunun arasında kendime kendimi ispatlamak bana çok iyi geldi. Benim için büyük bir dönüm noktası oldu. Abartı bir şey söyleyeceğim belki ama Oscar alsam bu kadar tatmin olmazdım. "Bravo sana" dedim. "Pes etmediğin için, her türlü zorluklara rağmen bunları yaptığın için, bu kadar insanın içinde emanet edilen şeyi hakkıyla yaptığın için bravo" dedim kendime. O yüzden bu işin böyle gidiyor olması da benim için büyük bir dönüm noktasıydı.
KISA SORULAR
-Hayatından neyi çıkarırsak geriye hiçbir şeyin kalmayacağını düşünürsün?
Galiba ben mesleğime çok büyük anlamlar yükledim hayatta. O yüzden elimden alınırsa biraz eksik hissederim gibi hissediyorum. O yüzden mesleğim diyorum.
-Çevrenden kendin hakkında en sık duyduğun şikâyet nedir?
Çok çabuk sinirleniyor oluşum (gülüyor). Etrafımda işini doğru yapmayan insanlara çok sinirleniyorum.
-Cimri biri misin?
Hiç değilim.
-En çok neye para harcarsın?
Ayakkabıya. Bir koleksiyonum var. Sayısını bilmiyorum. Unuttuğum ayakkabılarım var. Aşırı beğeniyorum ve alıyorum. Sonra kalıyor.
ÇOK BEDEL ÖDEDİM, ÇOK GÖZYAŞI DÖKTÜM
-Bize programın adına yakışır bir itirafta bulunur musun?
Biraz derinlere inelim, var. Oyunculuk serüveninde çok bedel ödedim. Çok gözyaşı döktüm. Çok parasız kaldım ve hiç pes etmedim aslında. Çok pes etmeye yaklaştım. Ayda bir "tamam ya ben oyunculuğu bırakıyorum. Artık yeter" dediğim, inancımın kalmadığı bir nokta olmuştu. Pes etmeyince oluyor.
-Ailen bu süreçte destek olmadı mı?
Galiba kendime şöyle bir savaş açtım; ben tek başıma yapacağım bunu. Tek başıma yapmak istiyorum. Ben başaracağım. Bilmiyorum niye böyle bir şey yaptım. Onlar da çok destekti aslında onlarla ilgili bir sıkıntı yoktu ama ben galiba karakterim gereği güçlü ve tek başıma "yaparım" dedim. Yapmadığım iş kalmadı yani. Aklımda tek bir şey vardı, oyunculuk. Hayatım boyunca bunu söylemek istemiştim. Çünkü ben galiba o dönemde böyle bir şey duymak isterdim. İlla ki karanlığın bir sonu var.