Oyuncu Halit Özgür Sarı, Günaydın YouTube kanalında "Yasemİnce İtiraflar" programında Yasemin Durna'nın konuğu oldu. Rize'de, Maçari Konağı'nda gerçekleşen röportajda kendisine yöneltilen soruları tüm içtenliğiyle yanıtlayan Sarı, birbirinden samimi itiraflara imza attı. Karadeniz'in sert ikliminde çalışmanın ona hem fiziksel hem de duygusal olarak neler öğrettiğini dile getirdi, setin görünmeyen zorluklarını anlattı. İşte Halit Özgür Sarı'nın dikkat çeken röportajının tüm detayları…
-Nasılsın, nasıl gidiyor hayat?
Çok güzel. Acayip derecede enerjim yüksek. Burası keyifli. Bizim burada tek sıkıntımız gün çabuk kararıyor. Bazen annemlerle konuşuyorum telefonda; burası karanlık, İstanbul'da daha gündüz. Gerçekten öyle bir fark var. Gün sahnelerini olabildiğince değerlendirmeye çalışıyoruz. Erken kalkıyoruz o yüzden. Ben de erken kalkmayı hiç sevmiyorum. Uyku bir sanatsa ben büyük bir sanatçıyım.
PRAG'DA BİR GECE YARISI OKUDUM, TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLDU
-Diziyle başlayalım… Gözleri Karadeniz'de seni çeken şey ne oldu?
Şimdi biraz kulağa havalı gelecek söyleyeceğim şey… Prag'da bir gece yarısı okudum, şaka yapmıyorum. Tüylerim diken diken olmuştu. Karadeniz'i, renkleri düşündüğümde kafamda böyle çok parlement tonlar hayal etmiştim. Ve senaryoyu okuduğumda Azil ve Güneş'in aşkı olsun, Azil'in kendi münferit hikayesi olsun bana çok kuvvetli gelmişti. Benim için en önemli aslı olan şey senaryoda çatışmalardır. Çatışmalar da çok kuvvetli, çok kudretliydi. Çok hoşuma gitmişti.
-Bu senin ilk Karadeniz işin mi?
Evet.
KARADENİZ'İN ŞİVESİ ÇOK ZOR, AYAK UYDURMAYA ÇALIŞIYORUZ
-Nasıl bir deneyim senin için?
Zor. Karadeniz başka, şöyle başka. Ben doğulu olduğum için büyük bir fark var arada. Kültürel bir fark. Keza biliyorsunuz çok da konuşulan bir şey şive. Şivesi çok zor Karadeniz'in. Bakalım bir şekilde öğrenmeye, ayak uydurmaya, buranın enerjisine bürünmeye çalışıyoruz ama dediğim gibi yine bunu severek yapmak marifet. Biz zaten Karadeniz'i çok sevdik. Karadeniz bizi böyle çat diye aldı içine. Şimdi böyle dalgaların arasında resmen bir sağa bir sola bir sağa bir sola savruluyoruz ama zaten Karadeniz'i Karadeniz yapan özellik de bu. Hoyratlık.
GECE ŞEREFİMLE GİTTİM SERUMUMU YEDİM AMA O KEYFİ ALDIM
-Denizin çocuğu diye bahsediliyor karakter analizinde senin. Nasıl bir şey "Denizin çocuğu" olmak?
Çok güzel. Ya artık o konuda oraları kendime o kadar inanmış buldum ki şu an deniz çekimlerinde daha mutlu oluyorum. Geçen hafta ateşli ateşli bir deniz çekimi yapmak zorundayız ve bütün gün denizde olacağız. Ve teknelerden birini ben sürüyorum. Ful rüzgar yiyorum ama bu kadar mı keyifli olur rüzgar? Gece şerefimle gittim acile serumumu yedim ama o gün o keyfi aldım yani.
AZİL SAKİN BİR ADAM, BEN DEĞİLİM!
-Azil ile Halit arasında benzerlikler var mı?
Ya ben çok benzetmiyorum. Tabii ki benden geçen bir şeyler mutlaka oluyor, ister istemez. Çünkü bazen her sahne yazıldığı gibi olmuyor. Emprovize sahneler oluyor. E burada da kendinden bir şeyler mecburen geliyor üstüne çünkü biliyorsunuz uzun minütajlar. Mesela Azil daha sakin. Mesela insanlar inanmıyor buna. Bak buradan söylüyorum, bu tezimin arkasındayım. Yani Azil sakin bir adam. Söyleyeyim onu. Ben sakin değilim.
-Burada daha önce çalıştığın isimler var Kardeşlerim dizisinden. Berk Ali Çatal, Eren Ören gibi… Nasıl tekrar bir arada olmak? İlk karşılaştığınızda neler yaşandı?
Yani şöyle biz karşılaşmış olmuyoruz. Zaten Berk Ali herkesle iletişim halinde olabilen bir insan. Eren'le ben zaten iletişim halindeyiz. Yakınız yani sürekli tatiller falan dışarıda da görüşüyoruz bir sosyal hayatımız var. Yani hani birbirimizi yeniden görmüş gibi olmadık ama tanıdık yüzler güzel. İnsan bir güvende hissediyor kendini. En azından yarın bir gün başlarına bir şey gelse ben buradayım. Benim başıma bir şey gelse onlar burada. Biliyorlar yani.
EREN İLE BERK ALİ YAŞLANMIŞ, BEN AYNI GENÇLİKTEYİM
-Bir de şehir dışında olduğu için o noktada daha konforlu olsa gerek...
Yüzde yüz. Ya bir de şöyle bir şey söyleyeyim. Hani ne olursa olsun çocukluktan beri biliyorsun ya birbirini. O bir empati oluşturuyor. Yani işte çocukluktan beri biliyor olmak. Hani anlarına şahit. Başarılarına şahit, başarısızlıklarına şahit. O güzel bir güvende olma hissi yani. Ama onun dışında gerçekten baktığım zaman yani kendi adıma demiyorum ama Eren'le Berk Ali adına söyleyeyim yaşlanmışlar. Ben hala aynı gençlikte aynı enerjide de varken onları yaşlı görüyorum (gülüyor).
-Kardeşlerim demişken çok güzel bir kariyer yolculuğu çizdin. Oradan gelen bir popülarite, sonrasında rol aldığın işler, şimdi Gözleri Karadeniz… Zorlu bir yolculuk muydu seninki?
Benimki çok keyifliydi. Çok şanslıydım. Haddim olmayarak benden daha da küçük meslektaşlarım var, onlara şöyle bir şey söylemek istiyorum: Arkadaşlar hayatta her şey olacağına var. Hiçbir şeyi planlayamazsın, başına gelir. Ve işte güzel zamanlarda güzellikleri değerlendirmek, kötü zamanlarda da zamanın eninde sonunda güzeli evrileceğini bilmektir hayat. Yani bir oyuncu her an, her dakika, her saniye başarılı olmak zorunda da değil. Hiçbir oyuncunun böyle bir zorunluluğu yok. Tarihte böyle bir oyuncu yok zaten. Bu bir yolculuk. Uzun bir maraton bu. Yani bu bir 100 metre koşusu değil. Bu maratonun içinde her şey var. Yeri gelecek cephe de kaybedeceksin. Yeri gelecek kan kaybedeceksin. Yeri gelecek daha da güzel olacak her şey. Yani hayat zaten o keyifli yolculuktan ibaret.
ÖZGE MÜTHİŞ BİR PARTNER, ONUNLA ÇALIŞMA BÜYÜK LÜKS
-Özge Yağız nasıl bir partner?
Özge müthiş bir partner. Yani şöyle müthiş bir partner; bir kere her şeyden önce müthiş bir disiplini var. O konuda hayranım. Çok yetenekli. Bir de şuna ayrı saygı duyuyorsun. Kendini kanıtlamış birinin hala daha kendini her gün ve her saniye paramparça ediyor oluşuna sette. Yani "Şu saatte gel Özge sete", gelir. "Şu kadar saat çalış" sesi çıkmaz. Ya Özge ile çalışmak çok konforlu. Çok büyük lüks. Sadece partneri için değil, Özge'nin bulunduğu set için de. Keza işte ben arada goygoyu kaçırdığım zaman ilk uyarıcım tabii ki değerli partnerim her saniye beraber olduğum Özge yani. Onun dışında oyun kimyamızın çok uyduğunu düşünüyorum. Çok rahat oynuyoruz. Yani her şeyi sorabiliyorsun, her şeyi sorabiliyor. Bu müthiş bir rahatlık. O yüzden iyi ki de birbirimizin partneri olma tecrübesini yaşıyoruz bu hayatta.
ÖZGE İLE PARTNERLİĞİMİ ÖMRÜM BOYUNCA ANLATACAĞIM
-Ne kadar güzel, bunu söyleyebilen çok fazla oyuncu yoktur bence sektörde…
Yüzde yüz. Ömrünce anlatacağım Özge'yle partnerliğimi.
-Senin sosyal medyada veya magazinde özel hayatınla gündeme geldiğini görmedim. Bu noktada dikkat mi ediyorsun yoksa öyle mi denk geldi?
Yok, ben dikkat ediyorum. Yani şöyle, şuna dikkat ediyorum; yaşantım kendi halimde. Bunun böyle kalmasına dikkat ediyorum. Bence en güzel cümle bu. Yani benim açıklamam için en güzel cümle bu. Başkası başka türlü yaşar, onun doğrusu odur. Benim daha kendi halimde bir yaşantım var.
-Şimdilerde de 30'lu yaşlarındasın. 20'lerinden 30'larına geçerken veya geçtikten sonra bir değişim, dönüşüm yaşadın mı?
Yani bilmiyorum ki daha 19-20 yaşlarında gibi hissediyorum kendimi.
30'LU YAŞLAR ÇOK LEZZETLİYMİŞ
-Öyleyse güzel…
Yok yok şaka yapıyorum. Artık bazı şeylerin bahanesinin arkasına saklanamıyorsun. Mesela atıyorum Halit bir hata yaptığında, "A Halit de çocuk" deyip geçemiyorsun. Bunu başkası da yapamıyor sen de yapamıyorsun. 32 yaşındasın artık yani. Belli başlı olaylar yaşamışsın, belli başlı olgunluklar, belli başlı tecrübeler. Yani sığınamıyorsun kesinlikle. Onun dışında 18 yaşındakinden bir farklılık hissediyor muyum, hissediyorum tabii ufak tefek. Kriz anları yönetimim artıyor, daha rahat yapabiliyorum bunu. O sertliği daha rahat yumuşatabiliyorum. Yani ne bileyim verdiğim kararlar daha mantıklı. Verdiğim cevaplar çok daha akıllıca. Yani 30'lar için ablam çok lezzetli demişti. Ben ilk 30'a girerken panik olmuştum. Hakikaten çok lezzetli doğru kelimeymiş.
İYİ ŞEYLER OLACAK HİSSEDİYORUM, KALBİM PEK YANILMAZ
-Bundan sonrası için hayallerin, hedeflerin var mı?
Yani daha heyecanlı olduğum bir raddedeyim. Aslında mesleki olarak da kendimi daha rahat hissettiğim, daha iyi kendimi açıklayabildiğim yaşlarda gibiyim. Sanki oralara doğru gidiyorum heyecanlıyım ben gelecek için. Yani "A şöyle olacak, böyle olacak" gibi değil de var, hayallerimiz var yani bazılarını dillendirdik bazılarını dillendirmiyoruz. Bazı şeyler dillenmeyince güzel ama iyi şeyler olacak gibi hissediyorum. Kalbim de pek yanılmaz.