"Aşk Sokakta" filmiyle beyazperdede izleyici karşısına çıkan Hasan Denizyaran, hem rolünü hem de özel hayatına dair merak edilenleri Sabah Günaydın'da Yasemin Durna'ya anlattı. Çekimlerin Didim'de geçtiğini hatırlatan genç oyuncu, "Pazarcılık yapabileceğimi gördüm, gerçekten ojeleri sattım" diyerek set anılarından bahsetti. Aşkın tanımını yapamayacağını ama ilk görüşte hissedilen o güçlü duygulara inandığını söyleyen Denizyaran, "Aşk için bugüne kadar yaptığım en büyük çılgınlığı söylersem çıta yükselir. Hayatıma biri girerse daha fazlasını ister" diyerek esprili bir çıkış yaptı. Oyunculuk serüvenine ise lise yıllarında başladığını dile getiren Denizyaran, "Liseden sonra periler geldi, 'oyunculuk okumam lazım' dedim" sözleriyle kariyer yolculuğunu özetledi. İşte röportajın tüm detayları...
-"Aşk Sokakta" filmi için bir araya geldik. Öncelikle neler hissediyorsunuz?
Çok heyecanlıyım. Çıksın da izleyeyim diye bekliyorum.
-Filmin konusunu bilmeyenler için sizden kısaca dinlesek…
İdil adında bir kızımız var. Kendi nikahından kaçarken bir kaza yapıyor ve hafızasını kaybediyor. Didim'in sıcak kumlarında Rüzgar'la tanışıyor. Rüzgar da ne iş olsa yapan ve hayatını bir şekilde kazanmaya çalışan, idealleri ve hayalleri olan bir çocuk. İdil'in hiç alışık olmadığı bir dünya. Aslında iki farklı dünya arasında bir karar vermesi gerekecek. Eğlenceli bir romantik komedi oldu.
-Burcu Kıratlı nasıl bir partnerdi?
Valla Burcu çok enerjik bir kız. Ben de bir o kadar enerjik olmayan bir adamım. Birbirimizi biraz dengeledik. Yani ben ona "Dur tamam sakin ol" dedim, o bana "Hasan biraz yüksel" dedi. Güzel oldu. İyi anlaştık biz.
PAZARCILIK YAPABİLECEĞİMİ GÖRDÜM
-Nasıl geçti çekimler, neler yaşadınız? Unutamadığınız bir sahne oldu mu?
Ya Didim'in renkleri, atmosferi falan çok güzel bu arada film çekmek için. Sadece çok sıcaktı. Ondan biraz muzdarip olduk. Ama iş o kadar keyifli geçti ki çok aldırmadık o sıcağı. Güzeldi. Unutamadığım bir pazar sahnemiz var mal sattığımız. Ben orada gerçekten birisine oje sattım. Kadından sonra ojeleri almaya çalıştılar falan. Benden de parayı almaya çalışıyorlar tabii. Keyifliydi o. Pazarcılık yapabilirmişim yani onu gördüm.
-Evleneceğiniz gün aldatıldığınızı öğrenseydiniz, sizin tepkiniz ne olurdu?
Bilmem, ben nasıl bir tepki verirdim. Açlık durumuma göre değişir o an herhalde (gülüyor). Kahrolur insan canım yani. Düşünmek bile istemedim şu anda. Bu soruyu duymamış olayım (gülüyor).
-Karakterinizin aşka bakışıyla sizin gerçek hayattaki aşka bakışınız birbirine benziyor mu?
Benziyor aslında. Rüzgar hayatın içinde tutunmaya çalışan bir taraftan da hayalleri olan ve gerçekleştirmek isteyen, idealleri olan bir çocuk. Ben de biraz öyleyimdir. Hayallerim vardır. Onların peşinde giderken çalışıyoruz, çabalıyoruz. Benziyoruz yani evet.
AŞKIN TANIMINI YAPAMAM
-İlk görüşte aşk var mıdır peki sizce?
İnanılmaz o etkilendiğim duygusuna inanırım ama bu aşk mı diyeyim onu bilmiyorum. Yani tanımını yapamam çünkü aşkın. Bir dibi düşmek olsun, çok hoşlanmak olsun, bir şeyler hissetmek olsun ama aşk mı bunun adı bilmiyorum.
SÖYLERSEM ÇITA YÜKSELİR, HAYATIMA BİRİ GİRERSE DAHA YÜKSEĞİNİ İSTER!
-Aşk için her şeyi yapar mısınız? Yaptığınız en büyük çılgınlık ne oldu bugüne kadar?
Çok tehlikeli bir soru, bunu söyleyemem. Ama şimdi söylersem çıtayı yükseltmiş olurum. Hayatıma biri girerse daha yükseğini ister. Hiç ben çıtayı çaktırmıyorum.
-Biraz da mesleğe olan aşkınızdan konuşalım istiyorum… Nasıl başladı sizin oyunculuk serüveniniz?
Ben dram oyunculuk okudum zaten üniversitede. Lisenin tiyatrolarında oynardım. Müzikle çok ilgiliydim. Yani ben ders çalışan bir çocuk hiçbir zaman olmadım. O sosyal aktivitesi yüksek işte spor yapan, müzikle uğraşan. Daha çok aktivite adamıydım. Bilmiyorum bir lise bittikten sonra periler geldi bana "Oyunculuk okuman lazım" gibisinden. Öyle okulla beraber başladım zaten ilk işleri çekmeye. Sonradan çok sevdim.
BENİM İÇİN HER ZAMAN BAMBAŞKA BİR YERİ OLACAK
-"Yalnız Kurt", "Arka Sokaklar", "Sahipsizler" derken önemli pek çok televizyon projesinde de gördük sizi. Son projeniz Sahipsizler'deki Faruk karakteriyle de epey sevildiniz. Sosyal medyada fotoğraflarınızın altına da hep bu karakterinize dem vurarak yorumlar yapmışlar. Bu projelerin sizdeki yerlerini sorayım hemen kısaca…
Yalnız Kurt'tan başlayayım. Osman Sınav'la çalıştık, oyuncuk anlamında inanılmaz bir şey kattı bana. Osman Hoca sağ olsun çok üstüme düştü benim. Eksiklerimi gidermem için çalıştırdı beni ekstra ekstra. Allah rahmet eylesin fikirlerini sundu bana. Bambaşka bir yeri olacak benim için her zaman.
BUNU HİÇBİR YERDE ANLATMAMIŞTIM… YALAN SÖYLEDİM, GERÇEK OLDU!
Arka Sokaklar çok keyifliydi çünkü kendimizi bildik bileli var yani hayatımızda (gülüyor). Çok ilginç bir duyguydu orada olmak. Yani hepimiz biliyoruz o diziyi. Ben liseye giderken de vardı. İçinde olmak çok enteresandı. Bir de hiçbir yerde anlatmadığım bir şey anlatayım sana… Üniversite 1 okuyorum. Yazın ailem İzmir'e çağırıyor beni. Ben yanlarına gitmek istemiyorum. O yüzden bir yalan söyledim. "Bir dizi setinde çalışacağım. O yüzden yazın gelemem" dedim. Evde oturdum bütün yaz. "Arka Sokaklar'da çalışacağım" dedim. Uydurdum. Annem bunu bilmiyor. Yıllar yıllar geçmiş. Bunu anlattı eşe dosta, "Biliyor musunuz? Hasan orada çalışmıştı" falan diye. "Anne bir şey itiraf edeceğim" dedim. Çalışmadım (gülüyor).
Sahipsizler'de Cem Karcı çok iyi bir yönetmen. Ekipteki oyuncular da şahaneydi. Her işten bir şey öğreniyoruz aslında, hepsi seni bir başka noktaya sürüklüyor. Bir şeyleri sorgulatıyor sende. Yeni bir şeyler denemen için alan açıyor. Çok memnunum, keyifliyim yani. İyi ki yer aldım hepsinde.
-Var mı yeni sezonda sürprizler?
Var. Sürprizler var.
KISA SORULAR
-Hayatınızdan neyi çıkarırsak geriye hiçbir şeyin kalmayacağını düşünürsünüz?
Yemek.
-Ağzınıza asla sürmediğiniz, "kokusuna bile tahammül edemem" dediğiniz bir yiyecek var mı?
Yok. Her şeyi yerim.
HER GÜN 20 BARDAK KAHVE İÇİYORUM
-Çevrenizden kendiniz hakkında en sık duyduğunuz şikâyet nedir?
Çok kafein alıyorum. 20 bardak kahvem var her gün. Uyku arası bile kalkıp içip tekrar yatıyorum.
-Takıntı derecesinde bir huyunuz, bir özelliğiniz var mı?
Takıntı. Yani spontane gelişen şeyleri çok sevmiyorum ya. Mesela yarım saat sonra, bir saat sonra bir yere gideceğiz dediğinde çok geriliyorum. Önden haberim olması lazım. Bahane sunarım. "Ya işim var, bir şeyim var" falan derim gitmem genelde.