Atv dizisi 'Safir: Saklı Kalan Bir Aşk Hikayesi', ilk bölümden itibaren izleyiciyi etkisi altına aldı. Gülsoy Ailesi'nin bir gecede değişen ihtiras, tutku, intikam ve zorbalık sınavları ile dolu tehlikeli yollarda kaybolma hikayesini konu alan dizide; imkânsızlıklar içindeki aşk ilgiyle izleniyor. Son dönemin en popüler isimlerinden İlhan Şen de dizide 'Ateş' karakteriyle izleyici karşısına çıkıyor. Özgür ruhlu ve adaletli bir karakteri canlandıran İlhan Şen ile çocukluğunu, oyunculuk serüvenini, diziyi ve bilinmeyen yönlerini konuştuk.
'Safir'de imkânsızlıklar içindeki bir aşk hikayesi anlatılıyor. Dizi yüzyıllardır yaşanan bir hikayeyi farklı açıdan mı anlatıyor?
Hikayeler insanlık tarihi başladığından beri değişmiyor. Homeros'tan Shakespeare'e, Dante'den Oğuz Atay'a kadar anlatılan hep insana dair hikayeler olmuş. 'Safir'de bilinmeyen bir hikaye anlatmıyor. İçinde ayrılık, kavuşma, başlangıç, gözyaşı, kahkaha gibi insana dair ne varsa onu barındırıyor. O yüzden yüzyıllardır yaşanan ve anlatılan bir hikayeyi dili döndüğünce anlatmayı ve bunu en güzel şekilde yapabilmeyi vadediyor 'Safir'.
BEN OLSAM ASLA BIRAKMAZDIM
Yeni sezonda birçok dizi yayına giriyor. 'Safir'i diğer işlerden ayıran ne sizce?
'Safir', yapısı gereği başrolünde hikayesi ve senaryosu olan bir iş. Demek istediğim, bizim işimiz oyuncu üzerinden yürüyen bir iş değil. Senaryonun, hikayenin ve hikayedeki çatışmaların üzerinden ilerleyen bir iş. Biz sırtımızı hikayemize yaslıyoruz. Yapmamız gereken tek şey de her hafta yazılan senaryoya hizmet etmek. Diğer işlerden ayıran ve ayıracak bir yer varsa eğer, bence o yer burası.
'Ateş'in kardeşi sevdiğini bırakıp başkasına evlilik teklifi ediyor. Siz bu hikayeye bakacak olursanız sevdiğinizi yarı yolda bırakır mısınız?
Bazen hikayenin başlaması için karakterlerin bunları yapması gerekir. Bir adamın şehre gelmesi ya da başka birinin sevdiğini yarı yolda bırakması gibi... Saydıklarımız bir hikayeyi başlatmak için çok güçlü iki sebep. 'Safir'de hikayeyi böyle başlatmış senaristimiz. Ben kendi adıma yapar mıydım? Anlık koşullarla konuşuyorsak asla. 'Ateş' yapar mıydı? Asla yapmazdı. 'Ateş' buna daha sert tepkiler verirdi.
Genç bir ekip var. Çekim aralarında neler yapıyorsunuz?
Herkesin birbiriyle olan iletişimi çok doğru şekilde ilerliyor. İyi ilerlemesi başka bir şey doğru ilerlemesi başka. Egolarımızı bir yere koyarak iletişim kurmuş durumdayız. O yüzden de olması gereken iletişim kuruluyor şu anda. Burada bizden yaşça ve kariyerce büyük çok değerli oyuncular var. Bizim onlara gösterdiğimiz saygı onların bize gösterdiği sevgiyle neredeyse eşdeğer.
Babasız büyümüş çocukları canlandırıyorsunuz. Karakterlerin hüzünlü yanları var. Sizin çocukluğunuz nasıl geçti?
Ben Bulgaristan'dan göç eden bir ailenin ferdiyim. Biz göçmenler göç etme ve bulunduğun ülkeye kök salmak ya da salamamak gibi kavramlar ne demek çok iyi biliriz. Benim çocukluğum Bulgaristan'dan Türkiye'ye yapılan göç sonrası, Türkiye'de tutunma çabası ve buraya alışma çabasıyla geçti. O yüzden benim için çocukluk, daha çok 'var olmaya çabalamak' demek. Dizimizdeki karakterlerin çocuklukları biraz daha farklı.
Örneğin 'Ateş', belki de yıllardır bu topraklarda kök salmış bir ailenin oğlu ama babasız büyümüş. Bense kendi adıma, neredeyse hiç kök salamadığım iki ülke (Bulgaristan-Türkiye) arasında gidip geldiğim bir çocukluk yaşadım ama bu zaman zarfında, ne mutlu bana ki bütün aile bireylerinin beraber olduğu bir aile yapısına sahiptim. Oynadığım karakterle çocukluk anlamında farklıyız ama sonuçta acının da, hüznün de, sevincin de sebebi farklı olsa da tadı aynı oluyor. İşte aynı tatlar, aynı kokular, aynı hisler...
SOSYAL MEDYADA KENDİ YALANIMIZA İNANIYORUZ
Günümüzde sosyal medya çok popüler ancak siz biraz uzak duruyorsunuz sanki? Sosyal medya ile aranız nasıl?
Biz aslında 2-3 saattir sizinle beraberdik, Kapadokya'da dolaştık, çekim yaptık... Bunlar olurken telefonum yanımda yoktu, çünkü telefonumu karavanımda çantamın içinde unutmuştum. Ben telefonunu unutan bir adamım. Benim aklım şöyle çalışıyor: Ben zaten bir iş yapıyorum. Ben bu işi yaparken bana verilen görev, setime saatinde ve ezberli gelmek. Bence oyuncunun başka hiçbir görevi yoktur. Geri kalan yönetmenin, rejinin, görüntü yönetmeninin işidir. Tabii ki oyuncunun fikirleri, yönetmenin fikirleri sahnede çarpışır ve ortaya sahnesel güzellikler çıkar ama oyuncunun dediğim gibi, bence sadece iki görevi vardır; ezberiyle saatinde sete gelmek. Ben böyle bakıyorum yıllardır bu duruma. Sete telefonumu almadan çıkarım. Haliyle sosyal medya çoğu zaman aklıma bile gelmiyor. Elbette sosyal medya günümüzde giderek önem kazanıyor. Neredeyse artık haberciliği, magazini, pazarlamayı yapabildiğiniz bir tekel. Çünkü elinizde bir teknolojik alet var ve onu kullanarak insanlara kendinizi anlatma fırsatınız var.
TAKİPÇİLERİM BENİ İYİ TANIR!
Tehlikeli bir durum aldı mı?
Tabii, bir taraftan da çok tehlikeli. Sosyal medya kavramı, kendi yalanlarımıza inandığımız bir sanal gerçeklik yarattı gibi geliyor bana. Herkes en iyi yemeği yiyor, en güzel tatile gidiyor, en marka kıyafetlere sahip, en pahalı arabaya biniyor... İyiliklerimizi yarıştırır hale geldik sanki. İşin bu kısmı da bana uymuyor işte. Eve ya da otelime döndüğümde de, kalan bir filmin yarısını izlemek, bir haftadır peşinde koştuğum bir kitabın son yirmi sayfasını okumak gibi bir dertlerim olduğu için... Benim özelimde, beni bir şekilde takip edenler benim nasıl bir insan olduğumu, sosyal medyaya nasıl baktığımı biliyorlar. Gösterdikleri anlayış, benim için harcadıkları vakit, düzenledikleri fotoğraflar, yazdıkları fikirler, kurdukları kütüphaneler benimle aynı hayalleri paylaştıkları için, sizin huzurunuzda hepsine, teşekkür ediyorum. İyi ki varlar!
TANINIR OLMAK HARİKA BİR DUYGUHARİKA
Ünlü olmak hayatınızda neyi değiştirdi?
Hiçbir şeyi değiştirmedi. Örneğin, Ben analog fotoğraf çeken biriyim ve analog fotoğraf çekmek için de dolaşmanız gerekiyor. Yani bir gün içinde on, on iki saat dolaşıp beş altı fotoğraf çekebiliyorsunuz. Bazen dolaşırken gittiğim yerlerde; 'Aaa İlhan Bey' dediklerinde etraftaki diğer insanları işlerinden ediyorum gibi hissediyorum. O insanları elimde olmadan rahatsız etmek beni üzebiliyor. Tabii ki tanınır olmak, ilgi görmek harika bir duygu. Onun haricinde benim hayatım aynı şekilde devam ediyor. Ben okurken de, bu yaşıma kadar da böyleydim. Bundan sonra da muhtemelen böyle olacak.
HAYALİM YÖNETMEN OLMAK
İnşaat mühendisliği okumuşsunuz, oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?
İnşaat Mühendisliği okudum evet. Ama lisede okurken, sinemaya çoktan kaptırmıştım kendimi. Kendimi bildim bileli sinema kulüpleri ya da tiyatro kulislerindeyim. En büyük hayallerimden biri yönetmen olmaktı ki hâlâ öyle. Kameranın arkasını öğrenmek gibi bir derdim var ve bunun için kendime ne katabilirim diye düşünerek hareket ediyorum. Örneğin; film okumaları, senaryo okumaları, senaryo yazma teknikleri, oyunculuk sistemleri, kamera teknikleri, kamera bilgileri, yeni kamera teknolojileri... Bunların hepsine elimden geldiğince vakıf olmaya çalışıyorum. Serüvenin kamera önü ise sevgili Hilal Saral'ın 'Hadi gel' demesiyle başladı.
Peki yazdığınız hikayeler var mı bu bağlamda?
Elbette var ama şu an paylaşılmayı hak etmiyorlar hâlâ. (Gülüyor) Günün birinde paylaşılacaklar ama o gün gelene kadar biraz fırın dolaşıp ekmek yeme peşindeyim. Fırınlardan kırkı bulduğumuzda belki o zaman 'Hanımlar beyler bu da benim hikayem' diyerek paylaşırım. Bir yönetmen olarak çok isterim kendi yazdığım hikayemi sinema sanatıyla anlatmayı.