Usta oyuncu Abidin Yerebakan, Sabah Günaydın YouTube kanalında "Biyografi'k" programının yeni bölüm konuğu oldu. Yerebakan, kariyer sürecine ve sanat hayatına dair Yasemin Durna'ya samimi açıklamalarda bulundu. "Egolu oyunculardan iğreniyorum, nefret ediyorum" diyen Yerebakan; Osman Sınav'dan öğrendiği en büyük dersleri, Osman Wöber'le set anılarını ve Kurtlar Vadisi'nin perde arkasını anlattı. "Bana göre Kurtlar Vadisi 97. bölümde bitti" sözleriyle dikkat çeken oyuncu, ödül törenlerine dair eleştirilerini, sosyal medyadaki 'fenomen oyuncu' tartışmalarını ve Kolpaçino'daki unutulmaz anılarını da paylaştı. İşte röportajın tüm detayları…
-Neler yapıyorsunuz?
Elimizden geleni yapıyoruz. Hayat iyi gidiyor çok şükür. Türkiye gibiyiz. Genç ama dimdik.
"GELİN BİRKAÇ SAHNEDE OYNATALIM, HATIRA KALIR" DEDİLER
-Lise dönemine kadar Rize'de geçen bir gençlik... Nasıl günlerdi? Oyunculuk serüveni nasıl gelişti?
Çok iyiydi. Oyunculuk tabii hepimizin olduğu gibi okul dönemlerinde amatör olarak tiyatro, müsamere olurdu hepimizde. Ama benim eğitimim oyunculuk değildi. Daha doğrusu eğitimli bir oyuncu değilim, alaylı diye tabir ettiğimiz bir oyuncuyum. 2002 yılına kadar devlet hastanesinde çalışıyordum. Ömer Lütfi Mete vardı, Allah rahmet eylesin. Hem gazeteci yazardı hem de senaristti. İşte Deli Yürek, Kurtar Vadisi gibi eserlerin senaristiydi. Onunla tanışmıştık o dönemde. Kurtar Vadisi'nin başlama aşamasıydı. Kurusıkı atabilen otomatik silaha ihtiyaç var. O zaman da ithal yasak Türkiye'de. Dolayısıyla burada öyle bir silah yok. Ama Osman Sınav, Raci Şaşmaz bunlar gerçeğe çok önem veren yapımcılar oldukları için istediler ki kurusıkı atabilen otomatik silah kullanalım. Yani gerçekçi olsun. Ben de Rize Ardeşenliyim, Ardeşen'de silah fabrikası var. "Orada yaptırabilir miyiz?" diye aradılar, ben de dedim ki "Ağabey sen istedikten sonra yapamama lüksümüz yoktur. Yaparız." Kalktılar geldiler. Ben beklemiyordum hemen geleceklerini, geldiler. Gittik mühendislerle konuştuk, dediler ki "Yaparız ama bunun süresi var. Bunun İçişleri Bakanı'ndan, Milli Savunma Bakanlığı'ndan izinleri var falan filan. Bunun kalıbı dökülecek falan bir sürü şey. Dediler ki "Bizim o kadar vaktimiz yok." E yapacak bir şey yok. Öyle uğurladık onlara gittiler ama bu adamlar ne kadar vefalı adamlar ki, aradılar beni "Siz bizim için uğraştınız. Teşekkür ediyorum. Olmadı ama canınız sağ olsun. Biz de sizin için bir jest yapmak istiyoruz. Gelin sizi birkaç sahnede oynatalım. O da sizde hatıra kalsın." dediler. İyi dedik kalktık geldik. Yıl 2002-2003. Geliş o geldi işte. Oyunculuk öyle başladı.
-O zaman ilk işiniz Kurtlar Vadisi mi oluyor?
İlk Kurtlar Valisi değil. Ben Kurtlar Valisi için geldim ama hemen başlayamadım. Ben zannediyorum ki akşam yazacaklar sabah sete çıkacağız. Öyle değil. Bayağı bir beklettiler beni burada. Geldik, çağırdık, çağırıyoruz. Şekillenmedi daha bilmem ne. O arada ben de sürekli bunları zorluyorum. Çünkü hastanede izinliyim, yıllık izni kullanıyorum. İzin bitiyor. İşte arayacağız diyorlar aramıyorlar. O arada Ömer ağabey (Lütfi Mete) "Başka bir iş yazıyorum. Seni oraya göndereyim hem kamera önü eğitimin olur. Tecrüben olur." dedi. Petek Dinçöz ve Hakan Ural'ın oynadığı "Bir Yıldız Tutuldu" diye bir dizi vardı. İlk kamera deneyimi budur. Ondan sonra Kurtlar Vadisi.
KURTLAR VADİSİ'NDEN SONRA DAHA İYİSİ GELMEDİ
-Kurtlar Vadisi dizisi kült olmuş bir projeydi. Sizce daha iyisi geldi mi Kurtlar Vadisi'nden sonra?
Gelsin. Gelmedi. Osman Sınav, Allah rahmet eylesin, çok başka bir kafadaydı. Ufku inanılmaz geniş bir adamdı. Kurtlar Vadisi'nden önce Deli Yürek diye bir iş yapmıştı. Miroğlu karakterine eleştirmenler özellikle dediler ki "Bu mafya dizisi." Yahu değil ama "Mafya dizisi" şeklinde yorumladılar. Osman Sınav'la Ömer Lütfi Mete de dediler ki "Biz bir mafya dizisi yapalım. Görsünler mafya dizisi neymiş." Öyle oldu bu Kurtlar Vadisi. Ama ben herhalde bu sektörün en şanslılarındanım çünkü ben Şampiyonlar Ligi'nde çalıştım adeta. Öyle büyük oyuncularla çalışma fırsatım oldu ki benim… Tarif edemem. Yani Türkiye'nin en büyükleriyle çalıştım. Bu benim için inanılmaz bir akademiydi. Hani konservatuar ne ki diyebileceğiniz türden. Çünkü Türkiye'nin en büyük oyuncuları. Gerek oyunculuk adına gerek dublaj adına. Ben onlarla çalışma fırsatı buldum şükürler olsun. Belki de beni buraya taşıyan işte o isimlerdi. Çünkü onlardan ders almadığınız halde öyle bir öğreniyorsunuz ki… Onlar size ders verdiklerini bilmiyorlar, siz ders aldığınızı bilmiyorsunuz ama öğreniyorsunuz. Öyle büyük hocalarla çalışma şansım oldu şükürler olsun.
-Böylesine büyük bir projenin kamera arkasında neler yaşandığını merak ediyoruz. Var mı bizimle paylaşabileceğiniz set anıları?
Çok güzel şeyler yaşanıyor tabii ki. Kamera arkası dediğimiz özellikle çok güzel şeylerin yaşandığı yerdir. Bir örnek vereyim size. Kolpaçino'yu çekiyoruz yıl 2009. Ekrem öldü, vuruldu öldü. Ona bir makyaj yapıldı, ölü makyajı. Ölü makyajı çok sert bir şeydir bilirsiniz. Yüzünüzü kaşımanız yasak. Çünkü bozuluyor makyajınız. Uyumanız yasak. Çünkü uyursanız elinizi götürebilirsiniz ve plastik makyaj çok zahmetli bir şey. Akşam 8'de makyaj yapıldı bana. Sabah 5 oldu hala başlamadık çekime. Ama sabrediyoruz, kaşımıyoruz falan filan böyle. Sabah 6 gibi bizi arabaya aldılar. Arkada oturuyoruz. İki yüz metre geride kamera, amorstan arabayı gördü. "Kestik, geçmiş olsun bitti" dediler. Bizi görmedi. İşte kamera arkasının orası beni öyle bir delirtti ki… İşte böyle ne kadar zor ama ne kadar güzel bir anı.
O BENİM İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR DERSTİ, O GÜNDEN SONRA HEP ABİDİN OLDUM
-Araya girmeyeyim diye soramadım… Siz Kurtlar Vadisi'nden önce başka projede rol alıyorsunuz, ardından Kurtlar Vadisi'yle başlıyorsunuz. O arada hastaneden de yıllık izin almıştınız. Sonra bir daha hastaneye dönmediniz mi?
Siz olsaydınız bir daha gider miydiniz? Tabii ki istifa ettik. Artık bu sektörün insanı olduk. Sonrasında benim hedefim hep çıtayı bir tık daha yukarıya çıkarabilmek oldu. Bunun için de sadece senaryoya bağlı yaparsanız aşamıyorsunuz bir şeyleri. Bir şey koymak zorundasınız üzerine. Bir gün ben biraz büyük oynamak istedim. Çünkü ben çıkmalıyım. Bu heves de var içimde. Osman Sınav, "Abidin 5 dakika ara veriyoruz. Sen gel sana yeni aldığım silahı göstereyim" dedi. "Tamam hocam" dedim. Yangın merdivenine gittik. Kapıyı çekti, bana bir kızdı. "Ulan hayvan, niye oynuyorsun?" dedi. Şaşırdım, "Niye oynamayayım, oynamak için buradayız." Dedi ki "Oğlum Abidin'i oynama. Bunu istemiyorum. Abidin ol." Bu ne kadar sihirli bir laf biliyor musun? Oynama ol. Büyük oynamak iyi oyunculuk değildir. Doğal oynamak iyi oyunculuktur. O benim için çok büyük bir dersti. O günden sonra hep Abidin oldum.
-Karakterinizin ismi de Abidin'di…
Evet. Bu da benim şansım oldu ama. Ben Abidin'im diye olmadı. Çünkü ben oraya gitmeden o yazılmıştı zaten. İşte tevafuk. 20. bölüme kadar da dublaj yapılıyordu bana. Çünkü benim dublaj yapabileceğim kimin aklına gelebilir ki? Benim bile aklıma gelmez. Ben dublaj bilmem ki... 15. bölümler falandı. Dedim ki "Ya ağabey ben kendi sesimi istiyorum." Çünkü Türkiye'nin en iyi dublaj sanatçısı da olsa sizin ruhunuzu yansıtmaz. Yansıtmıyor yani. Bir de o zamanlar sesli çekmiyorduk. "Yapamazsın ki" dediler. Dedim "Yaparım." Bir iki dublaja gönderdiler beni. "Bir bak, gözlemle" dediler. Baktım, yaptım. İlk girdiğimde de oldu. Hatta dublaj yönetmeni dedi ki "Siz sahtekar mısınız?" Dedim "Kur'an çarpsın yapmadım, ilk defa yapıyorum." Ama rahmetli Osman Wöber'i gözlemledim tabii. Beraber gitmiştik. Osman Wöber büyük ustaydı. Öyle başladı. 20. bölümden itibaren kendim kendim konuşmaya başladım. İşte bana göre Abidin o zaman fark edildi. Çünkü benim sesim ve tonlamam daha sıcak geldi insanlara. O yüzden Abidin bana göre 20. bölümden sonra fark edildi.
ONA PARTNER OLMAK BENİM İÇİN BÜYÜK ŞANSTI
-Bahsetmişken Osman Wöber ile ilişkinizi de sormak isterim. Kurtlar Vadisi'nde Tuncay Kantarcı karakterinin sağ koluydunuz. Kendisiyle sette, dışarıda nasıl bir ilişkiniz vardı, neler söyleyebilirsiniz?
Osman Wöber bambaşka bir insandı yani. Biliyorsunuz kendisi Avusturya asıllı Türk'tü. Annesi Samsunlu, babası Alman. Ama çok mükemmel bir insandı. Çok iyi bir ustaydı. Zaten Devlet Tiyatrosu'nun müdürüydü. Yıllarca müdürlük yapmış. Ona partner olmak benim için büyük bir şanstı. Onunla 97 bölüm beraberdik. Çok şey aldım ondan. Çok şey kazandım. Ve çok ilginç bir şey söyleyeceğim. Biz başladığımızda, yeni tanıştığımızda konuşurduk. Hem birbirimizi tanımak adına hem de birbirimizden bilgi alabilmek adına. İslamiyet'i konuşurduk mesela. İslam nasıl bir dindir? Dedim ki en son, "Osman ağabey, ben o kadar donanımlı değilim. Tamam Müslümanım elhamdülillah ama o kadar donanımım yok. İzin verirsen, sen meraklıysan, ben sana Elmalı Hamdi Hoca'nın bir tefsirini hediye edeyim. Vakit buldukça okursun, okumayı da severdi Osman ağabey. Onu ona hediye ettim. Sete getirdim verdim. Çok heyecanlandığım bir şey söyleyeyim. Umarım benim katkım olmuştur diye söyleyeceğim. Kızı Irmak mesaj attı. Dedi ki, "Babam Osman Wöber kalp krizi neticesinde vefat etmiştir. Cenazesi Teşvikiye Camisi'nden…" orayı okudum, orada koptum. Çünkü camiden kalktığına göre artık Müslümandı. Çok heyecanlandım, çok duygulandım. Acaba benim bir katkım olmuş mudur, bilmiyorum. Ama her ne olduysa oldu, Osman Wöber, benim çok etkilendiğim, çok şaşırdığım bir şey daha yapmış oldu bana o dönemde. Çok iyi bir dosttu, çok iyi bir babaydı. Programın süresi yetmez Osman Wöber'i anlatmaya. Doğru. Ama ben şanslıymışım ki öyle bir partnerim oldu.
BANA GÖRE KURTLAR VADİSİ 97. BÖLÜMDE BİTTİ
-Sizce Kurtlar Vadisi'ni böyle bir başarı yakalama sırrı neydi?
Başrolü yoktu. Kurtlar Vadisi'nin başrolü senaryoydu. Herkesin kendi kitlesi oluştu. Dışarıdan baktığınız zaman Polat, Çakır diyeceksiniz ama bana göre Laz Ziya başroldü. Bana göre Testere Necmi başroldü. Bana göre Memati başroldü, Deli Hikmet başroldü. Yani herkes başroldü bana göre. O yüzden başrol senaryoydu Kurtlar Vadisi'nde. O yüzden herkes aynı anda çıktı. Tutunabilen duruyor, tutunamayan elendi gitti. Ama müthiş bir hikayeydi. Çok müthiş kurguladılar. Oyuncular da çok iyi oynadılar. Aslında 97. bölüm Kurtlar Vadisi bitti. Ama nasıl iyi bir projeyse ondan sonra yapımcılar her ne yaptılarsa başına Kurtlar Vadisi yazdılar. Ama bana göre Pusu franchise idi yani. Bana göre Kurtlar Vadisi değildi. Ama o ilk 97 bölüm bambaşka bir şeydi.
-Hala ölüm yıl dönümü anılıyor karakterin mesela…
Düşünün Çakır'ın gıyabi cenaze namazı kılındı. Seneidevriyeleri oluyor. Hep enler yaşandı Kurtlar Vadisi'nde.
-Karakterinizden dolayı siz de "Çapsız Abidin" olarak anılıyorsunuz. Bu durum sizi mutlu mu ediyor yoksa hiç rahatsızlık duyduğunuz oldu mu?
Kendi yorumumla anlatayım bunu çünkü bana bir açıklama yapılmadı ama niye çapsız dendiği konusunda. Çünkü bu Abidin Tuncay'ın sağ koluydu, en güvendiği adamdı. Ve her başladığı işi de mutlak bitirirdi. O zaman dedim ki "Niye çapsız demişler buna?" Mermi düşünün mesela. 9 mm çapında diyoruz. 7.65 çapında diyoruz. 7.62 çapında. Çap nedir o zaman? Ölçü. Çapsız dediğiniz zaman her silahta patlayabilen mermi düşünün. Evet. Belki Abidin o yüzden çapsızdı.
BU SEKTÖRDE SOL CENAHTAN DEĞİLSENİZ ÖTEKİSİNİZ!
-Kurtlar Vadisi dizisi reytingleri altüst etti ama dizi ödül kazanamadı. Burada bir haksızlık olduğunu düşünüyor musunuz?
Ne yazık ki Türkiye'de milliyetçi sanatçılar ve milliyetçi işler bu işin zencileridir. Bu işi, bu sektörü avucunun içine almış, ele geçirmiş bir sol cenah vardır. O cenahtan değilseniz ötekisiniz. Yoksa Kurtlar Vadisi'nin düşünebiliyor musunuz bütün stadyumlarında bile "Cendere cendere" çalardı, inanılmaz bir şeydi. Bu işin ödül almaması mümkün olabilir mi? İmkansız. Ama dediğim gibi aynı cenahtan olmadığınız için ne ödülü, hak getire! Ödül töreninde adınız bile geçmiyor. O yüzden artık o gün bugün ben ödüllere inanmıyorum. Kime vermek istiyorsalar… Atıyorum, ben sizi çok seviyorum, sizin kardeşiniz çok iyi tornacı, "Yılın en iyi tornacısı" diye ödül veriyoruz. Nerede? Ödül törenlerinde. Artık ona geldi. İşte "Yükselen Sanatçı, Yıldızı Parlayan…" öyle bir şey yok ya. Ödül ne demektir? Hak etmek demektir. Ödül bir nevi diplomadır. Sertifikadır yani. Hak edene verilmelidir. Eskiden ne güzeldi Altın Kelebekler, Altın Kozalar. Şimdi artık öyle bir şey yok. Şimdi artık insanlardan para toplamak adına ödül töreni düzenleniyor, iş insanlarından paralar toplanıyor. Sahnenin fonunu arkaya yansıtıyorlar. "Yılın En İyi Çıkış Yapan Spikeri", "Yılın En İyi Kamera Asistanı" gibi düşün. Kim karar verdi? Ödülü yapanlar. Öyle bir şey yok. O yüzden böyle bir projenin ödül almaması bana göre akıl tutulması.
-Kurtlar vadisi bugün yeniden çekilecek olsa sizce aynı şekilde başarılı olabilir mi yoksa proje artık misyonunu tamamladı mı?
Bu iklimine bağlı bir iş. Hani Aralık ayında karpuz yemek gibi bir şey. Mevsimi olmalı. Öyle bir ortamı olmalı ki seyirci de o anda tutmalı. Sadece çok iyi bir proje olmuyor yani. Doğru yerde yakalayabilmeli seyirci bunu. Kurtlar Vadisi bana göre vaktindeydi. Deli Yürek'ten sonra vaktinde yapılan bir işti. O yüzden çok iyi tuttu. Mesela Kolpaçino diye bir iş yaptık. Bir sürü sinema filmim var ama Kolpaçino öyle bir vakitte denk geldi ki… Oysa domuz gibi vardı o zaman ya da kuş gribi çok net hatırlamıyorum ama bırakın sinema salonunu insanlar tiyatroya gitmiyorlardı. Çünkü o virüsü kapmamak adına ve gişesi çok azdı inanın. Yapımcıyı bile mutlu etmemiştir o zaman. Ama bak 16 senedir her gün konuşulan bir iş. Demek ki iş iyiydi ama mevsiminde değildi. Öyle düşün. O yüzden denk gelmeli.
HÜSEYİN ELMALIPINAR'IN PARASINI ÇOK GASP ETTİLER, KENDİNİ SAVUNAMADI
-Hangi karakterinizden daha çok dönüş aldınız? Çapsız Abidin olarak mı Ekrem Abi olarak mı?
İkisinden de. En çok Kurtlar Vadisi tabii ki ama Kurtlar Vadisi diziydi. Sinema filmi olarak da Kolpaçino. Kolpaçino başka bir şey. Sokakta beni Ekrem abi diye çağırıyor gençler. Ama ora da iyi bir kadroydu. Çok iyi bir cast kurmuşlardı. Özellikle Allah rahmet eylesin Aydemir Akbaş, Hüseyin Elmalıpınar. Çok iyi bir oyuncuydu. Hüseyin Elmalıpınar çok iyi bir final yapmadı dünyada. Keşke çok iyi final yapabilseydi ama bu da şans ya da ne diyelim kendini savunamadı bence. Çok parasını gasp ettiler, yapımcılar vermediler. Arada dertleşirdik. Yani çok iyi oyuncusunuzdur ama dişli değilsinizdir. Ama ben mesela bir kuruşumu bırakmam. Çünkü emeğimin karşılığını mutlaka alırım. Hiçbir yapımcıda param kalmamıştır benim. Bırakmam. Ama birçok oyuncu arkadaşlarım vardı ki bir sürü paraları gasp edilmiştir.
-Son olarak Kurtlar Vadisi'nde en sevdiğiniz karakter hangisiydi diye sorayım…
Birçok insana sorsanız Polat der, Çakır der, Memati der belki. Ben Laz Ziya diyorum. Ben Testere Necmi diyorum. Çünkü inanılmaz dişi karakterlerdir bunlar. İstediğiniz gibi oynayabilirsiniz bu karakterlerle. Stabil değiller yani. Ben İstemi Betil'den çok şey öğrendim. Bambaşka bir oyuncudur.
YARDIMCI OYUNCULARLA ÇALIŞMAK ÇOK YORUYOR
-Bugüne kadar rol aldığınız projelerde en zorlandığınız sahne hangisi oldu?
Hiçbiri. Ben yaptığım işte zorlanmam. Zor bir iştir, yaparım. Ama o zor işi yaparken zorlanmam. Çünkü o benim işim. O yüzden zorlandığınız değil de yorulduğunuz diyebilirsiniz. Oyuncu olmayanlarla çalıştığımız sahnelerde çok yoruluyorum. Neden mi? Defalarca çekmekten. "Kestik, bir daha çekelim." O çok yoruyor. Hani o yardımcı oyuncularla çalışırken çok yoruluyorsunuz. Bir şey de demiyorsunuz incitmeyeyim, kasmayayım, kırmayayım diye. Yoksa ben zorlanmak diye bir şey bilmiyorum. Oyuncu niye zorlansın ki?
-Peki, çok egolu insanlarla çalıştınız mı?
Çok.
EGOLU OYUNCULARDAN İĞRENİYORUM, NEFRET EDİYORUM
-Onlarla çalışmak da çok zordur…
Yok, bize ego yapmıyorlar. Daha çok yardımcı oyuncuları çok eziyorlar. Bana göre çok utanç verici bir şey. Atıyorum, karavana geldi benim yanıma. İşte fotoğraf çektiriyor. "Gel kardeşim, içeri gel otur." diyorum. Çay ikram ediyoruz falan filan. Beni makyaja alıyorlar ya öbür oyuncu geliyor "Kardeşim dışarı çık" diyor. Koskoca karavan. Niye çıksın ki dışarı? Ya da mesaj atıyor rejiye. "Şuradaki arkadaşı alın buradan." diye. Niye yapıyorsun? Senin oturacağın bir tane yer var, orada oturuyorsun zaten. Sana engel olmuyor bu adam. Bu egodan iğreniyorum, nefret ediyorum. Bunu niye yaparsınız ki? O insanın kalbini bir düşünsenize, nasıl inciniyor. Bana göre o vatandaşlarla resim vermek, ününüzün, kavuşmuş olduğunuz ünün sadakasıdır. Bunu vermeniz lazım. Bu bana göresi işin tabii. Herkes kendisinden sorumlu, bilmiyorum. Ama Allah ne kadar verirseniz misliyle verir.
-Sektörde hiç kırgın/kızgın kaldığınız biri oldu mu?
Ben kırılmam, kızarım. Kızarsam da dostluğu bozarım. Ama bugüne kadar değmeyen insanları gönlüme kaydetmedim. Kaydettiklerimi de hala kaybetmedim. Senaryo dostlukları vardır mesela. Çok iyisiniz bilmem ne. İş bitti, ne arayan olur ne soran. Bende öyle değil. Ben arar sorarım. İşim olsa da olmasa da sorarım. Bayramlarda ararım, özel günlerde ararım. Ben böyle bakıyorum hayata. Yani iş bitince dostluk bitmiyor.
BACAK BACAK ÜSTÜNE ATAMIYORDUM, CENGİZ KURTOĞLU ELİMDEN TUTUP GÖTÜRDÜ
-Biyografik programında normalde kişisel sorulara pek yer vermiyoruz fakat bir mide ameliyatı geçiriyorsunuz ve 44 kilo veriyorsunuz. O süreci de kısaca sormak isterim. Sağlık için alınan bir karar mıydı yoksa görünüş olarak mı sizi rahatsız ediyordu fazla kilolarınız?
Bu aslında spontane olan bir şey. Allah selamet versin, Cengiz Kurtoğlu ameliyat oldu. O da benzer bir oranda kilo vermişti. Bir gün beni elinden tutup götürürsünüz ya çocuğu, öyle götürdü adeta. Ben de o zaman 142 kiloydum yanlış hatırlamıyorsam. "Ağabey ben böyle iyiyim." dedim, "Nasıl iyisin? İyi değilsin. Bunu en iyi ben biliyordum. Çünkü ben de öyle zannediyordum." dedi. Bu bir beyin savunması aslında, "Ben böyle iyiyim." Ama ben 25 yıl bacak bacak üstüne oturamamışım ya. Ne kadar kıymetliymiş bacak bacak üstüne atabilmek. Yani şunu yapmak ne kadar kıymetliymiş. Ama hiç oturamadım. O yüzden bypass dediğimiz bir ameliyat oldum. 88'e kadar düşmüştüm ama o kadar zayıflık da bana yakışmadı. Şimdi 100 kilo bandındayım ve iyi olduğumu düşünüyorum ve rahatım.
-Geçtiğimiz günlerde de bir mekanda Cem Karaca'nın "Islak Islak" eserini söylerken bir videonuz yayıldı. İnanılmaz bir performans ve herkesi şaşırttı. Nasıl gelişti o olay, şarkı da söylüyor musunuz?
Hiçbir zaman şarkıcı olmayı düşünmedim. Ama şarkı söylemeyi çok seviyorum. Cem Karaca yakıştırması yapanlar sesimi benzetiyorlar. İşte Ahmet Kaya'ya benzetiyorlar. Acaba ben bilinçaltı taklit mi ediyorum, onu da bilmiyorum. Arkadaşlarım, ailem falan daha çok işte "Ahmet Kaya'dan şunu oku, Cem Karaca'dan bunu oku" diyorlar. Okuyoruz, okumaya çalışıyoruz. Bir yemek vardı ona iştirak etmiştik. Yeğenim de yoğun bakımda yatıyordu aslında çok da moralim iyi değildi ama o kadar insanı kıramadım. Çıktım. İşte bir kuple oku in mesela. Yapamadım yani o insanları incitmemek adına. Öyle bir şey çekmişler yayınlamışlar.
KIVANÇ TATLITUĞ'U ALKIŞLIYORUM, İNANILMAZ BEĞENDİM
-Yeni dönemdeki dizileri, senaryoları ve oyunculukları nasıl buluyorsunuz?
Şimdi ne kadar işin ehli olsam da oyunculuğu konuşmak bana yakışmaz. Çünkü ben işin o tarafındayım zaten. O daha çok yönetmenin değerlendireceği bir husustur bence. Sorunuza cevap olsun diye söyleyeyim; adam bu işin üniversitesini okumuş. Dört yıl belki hazırlıkla beş yıl altı yıl emeği var. Ama yetenek okulla edinilen bir şey değil. Okul size teknik öğretir, okul size diploma verir. Yetenek vermez. Mesela geçmişte Cüneyt Arkın'lar vardı. Çok büyük bir stardı bunlar. Ama bu adamlar o işin mezunu değillerdi. Cüneyt Arkın hekimdi biliyorsunuz doktordu. Bugün geldiğimiz durumda en beğendiğim oyunculardan bahsediyorum. Mesela Kıvanç Tatlıtuğ var. Kıvanç Tatlıtuğ modeldir. Ama kendini öyle bir yetiştirmiş, bir de yeteneğini fark etmiş. Bunun da üzerine koymuş. Mesela ben Sazan Sarmalı filmindeki oyununu inanılmaz beğendim. Vallahi alkışlıyorum yani. O kadar güzel bir oyun çıkardı ki. Onun yanında Kenan İmirzalıoğlu. Bu adam matematikçidir, oyuncu değil. Ama inanılmaz yetiştirdi kendini. Daha genç olanlardan Aras Bulut İynemli. Adam uçak mühendisi, konservatuvarlı değil. Ama Yedinci Koğuştaki Mucize… İnanamıyorum yani. Yetenek meselesi. Dediğim gibi iki şeyin eğitimi ve taklidi yapılamaz; cesaret ve yetenek. O yüzden oyunculukları konuşurken buradan ele almak lazım meseleyi.
SOKAKTA BENİ HERKES TANIYOR, FENOMENİM DİYENİ TANIMIYOR
-Oyuncuların projelere takipçi sayısına göre seçilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Adam bana diyor ki "Ben fenomenim." Atıyorum 3 milyon takipçim var diyor. Fenomen kim biliyor musun? Sokakta karşılık bulan. Bana göre. Sokak seni tanıyor mu? Sen fenomensin. Tanınan demektir değil mi fenomen? E seni kimse tanımıyor. Adamın 10 milyon takipçisi varmış. Benim daha 50 bin mi emin değilim de. Çok sosyal medyayla ilgilenmiyorum. Ama sokakta herkes beni tanıyor, seni tanımıyorlar. 10 milyon izleyicin olsa, takipçin olsa ne olur? Bu arada her takipçi dost değildir. Ceylanları aslanları falan takip ediyor. Bir de böyle düşün. O yüzden ben inanmıyorum o mecraya.
UCUZ İNSANLARLA ÇALIŞANLAR BUNU ÇOK PAHALI ÖDERLER
-Ama çok takipçisi var diye bazı oyuncular bazı dizilerin başrolü oluyor…
Seçiyorlar da ne oluyor? Sezonun sonunu görmeyen bir sürü iş var. Yazık değil mi senin hatan yüzünden o kamera arkasında evine ekmek götürmesi gereken kameramanlar, asistanlar, reji... Büyük bir reji kuruluyor oraya. Adam çalışıyorum, işe başladım diye belki takside giriyor. O yüzden o sacayağı dediğimiz ayağı doğru kurmak lazım. Çünkü kimseyi dumura uğratmanın bir anlamı yok. Neymiş? Şunun tanıdığıymış, bunun sevgilisiymiş. Sinema bu kadar hafife alınacak bir sektör değil. O yüzden her kimin eli güçlüyse onlardan rica ediyorum bir oyuncu olarak. Doğru insanlarla çalışsınlar.
Bir gün Osman Sınav'a dedim ki, "Hocam niye bu kadar büyüksünüz?" "Estağfurullah" dedi. "Yok ciddi soruyorum. Osman Sınav bu deyince inanılmaz bir saygı görüyorsunuz gıyabınızda. Sebebi nedir?" Dedi ki, "Ben ucuz insanla çalışmam. Bana pahalıya mal oluyorlar." Çok müthiş bir kelime. Osman Hoca'nın projelerine bakın, böyle kimse çalışamaz. Kendi seçer. Oysa cast direktörü dediğimiz bir birim vardır, bir kişi vardır. Oyuncuyu seçer, karar verirse onu yönetmene sunar mesela. Osman Sınav'a öyle kıldan tüyden oyuncu sunamazsın. O yüzden ucuz insanlarla çalışanlar bunu çok pahalı öderler.