Aristokratların takımı Fluminense ile varoşlarda yaşayan Rioluların takımı Flamengo arasındaki rekabet; 100 yıla yaklaşan mazisiyle, başta Rio olmak üzere tüm Brezilya’yı ateşiyle kavuruyor. Takımları mağlup olduğunda tesislere saldıran, futbolcuların üzerine bomba atacak kadar kendinden geçmiş taraftarların izlediği bu derbi, her seferinde futbol gündemine oturuyor. Bu ölümüne rekabeti, geçmişiyle ve bugünüyle huzurlarınıza taşıyoruz.
ESQUİRE
Rio denince akla ilk gelenler; futbol, samba ve şehre Corcovado Tepesi’nden bakan dev Hz. İsa heykelidir. Din, koyu Katolik tüm Brezilyalılar için birinci sıradadır ama futbolun, tutkunlarının koşulsuz bağlılığı nedeniyle, ikinci sıradaki yeri asla değişmez. O coğrafyada, futbol asla sadece futbol olarak değerlendirilmez; bir var oluş, bir kimlik, bir ideoloji olarak; gönüllerde ve zihinlerde yer tutar.
Rio’nun en büyük derbisinin, Flamengo-Fluminense rekabetinin de çerçevesi bu şekilde; “futbolun sadece futbol olmadığı” mantığı, bu ezeli rekabette biraz daha farklı bir boyutta işliyor, o kadar. Zira “Düşman Kardeşler” olarak anılan Flamengo ve Fluminense arasında ne zaman maç yapılsa; öncesinde, sırasında ve sonrasında kıyamet kopuyor.
Bu kıyamet, taşlı sopalı taraftar kavgaları veya saha içindeki mücadeleden çıkan kemik sesleriyle sınırlı değil; bu noktada, kaybeden tarafın taraftarlarının, şehri küçük çapta bir iç savaşa götürecek kadar kendinden geçmesinden bahsediyoruz. Brezilyalı ünlü gazeteci Mario Filha’nın “Fla-Flu” adını verdiği bu derbi, 4 Ekim günü yinelenecek; şimdi, bir diğer adı da “Classicco Vovo (Kalabalıkların Derbisi)” olan bu önemli olayın dününü ve bugününü inceleyelim.
İki takımı, bir baba ve onun yanından ayrılan asi oğlu olarak tasvir eden Uruguaylı gazeteci Eduardo Galeano; “Gölgede ve Güneşte Futbol” adlı kitabında, bu önemli derbiden şöyle bahseder: “Her ‘Fla-Flu’ klasiği, asla son bulmayacak bir savaşın yeni bir çarpışmasıdır. Her ikisi de aynı kente âşıktır; Rio de Janeiro’ya.
Uğruna çarpıştıkları aşkları ise, düello günleri, bayram kıyafetine bürünür.” Galeano’nun büyülü ifadelerle özetlediği, aristokrat Fluminense ile varoş takımı Flamengo arasındaki rekabet, 20. yüzyılın ilk dönemlerine dayanır. Her iki kulüp de, ilk olarak, kürek şubeleriyle faaliyet gösterir. Flamengo, Galeano’nun tabiriyle “baba” durumundadır; 1895 yılında kurulan kulüpten ayrılan bazı isimler, 1902 doğumlu Fluminense’nin futbol şubesini kurar.
Asi oğul, babasından ayrılıp, yeni bir hayata yelken açmıştır; ancak asıl fırtına, ilerleyen zamanlarda kopacaktır. İki takım arasındaki ilk derbi, 7 Temmuz 1912’de, 800 taraftara karşı oynanır; maç, 3-2 Fluminense lehine sonuçlanmıştır. İlk maçın ardından başlayan büyük rekabet, yıllar geçtikçe, iki takım taraftarları arasında bir çeşit husumete dönüşür. Bu noktada, Flamengo’nun 1914 yılında elde ettiği ilk şampiyonluğu ve ertesi sene kazandığı eyalet şampiyonluğunu atlamamak gerek; çünkü bu başarılar, Flamengo’nun Fluminense karşısında elini güçlendirip, taraftarlar arasında, gerginlikler yaşanmasına neden olur.
Rio’nun; Fluminense ve Flamengo haricinde, ulusal ligde mücadele eden, Botafago ve Vasco de Gama adlı başka takımları bulunsa da, oradaki rekabetin büyüklüğü “Fla-Flu” ile kıyaslanmayacak derecede. Fluminense, kuruluşundan itibaren, zenginlerin yönettiği bir kulüp olurken; Flamengo, bulunduğu Güney Rio’daki yoksul gettodan çıkıp başarılar kazanarak, tüm ülkenin sevgilisi olur. Ünlü yazar Alex Bellos’a göre, bugün, Brezilya nüfusunun %15’i Flamengo taraftarı.
İki kulüpte de forma giymiş; Romario, Branco, Gerson, Renato, Gaucho gibi birçok ünlü isim var. Ama gelmiş geçmiş en iyi sağ bek olarak gösterilen Carlos Alberto Torres, Fluminenseli’lere göre, en büyük hain. Çünkü Torres; 1970’li yıllarda, Fluminense’yle başarıdan başarıya koştuktan sonra, Flamengo’nun yolunu tuttu ve bu takımla, formasını giydiği ilk yılda şampiyonluk yaşadı.
Fluminense’de; Tele Santana, Gerson, Branco, Didi, Pinheiro, Valdo, Washington gibi isimler öne çıkarken, Flamengo’da ise; Rivellino, Leonidas, Zizinho, Socrates, Zico, Garrincha, Bebeto ve Adriano, takımın formasını giymiş büyük isimler olarak dikkat çekiyor. Ancak, Flamengo’da öne çıkan öyle bir isim var ki, kulüp onun heykelini bile dikti. Bu isim; çok yakından tanıdığımız, Fenerbahçe’nin eski teknik direktörü, “Beyaz Pele” lakaplı Zico. Flamengo, özellikle Zico’nun oynadığı dönemde zirveye çıktı. Altın yıllar olarak nitelendirilen 1978-1983 arasında Flamengo, Zico’nun liderliğini yaptığı; Junior Carpegiani, Adilio, Claudio Adao, Tita, Raul, Leandro, Mozer ve Andrade gibi isimlerle; üç Brezilya şampiyonluğu, dört eyalet şampiyonluğu, bir Copa Libertadores ve fi nalinde Liverpool’u yendikleri bir Kıtalararası Kupa kazandı. Fluminense’de ise, en şaşaalı dönem, büyük kaptan Didi’nin dönemi ve 1983 yılında, Flamengo’nun üstünlüğünü kaybetmesinin ardından yaşandı. Kulüp; 1952 yılında, Kaptan Didi’yle, Copa Rio’yu kazandı (Copa Rio’yu hafi fe almamak lazım; çünkü Kıtalararası Kupa’nın, FIFA tarafından gerçekleştirilmiş ilk hâliydi.).
Son zamanlarda, “Fla-Flu” rekabeti, eski günlerini aratıyor. Çünkü Fluminense, 1999 yılında, Brezilya 3. Ligi’ne kadar düştü. Takımın başına, sıkı bir Fluminense taraftarı olan Carlos Alberto Parreira getirilerek, kötü gidişten çıkış kolaylaştırıldı. Ancak takımın, 1. Lig’e çıktığı 2002 yılının başında, Parreira’nın görevine son verildi. Fluminense, her ne kadar eski günlerini mumla arasa da, iki takım arasındaki derbi, en az 70 bin kişiyi Maracana tribünlerine çiviliyor. Maç günü, Rio’da sosyal hayat duruyor.
Fluminense, maçlarını, 8.000 kişilik Laranjeiras Stadı’nda; Flamengo ise, yine 8.000 kişilik Gavea Stadı’nda oynuyor. Ancak, iki rakibin derbiler için tek adresi var: 120 bin kişilik futbol mabedi Maracana. Biraz geçmişe gidersek; Maracana’da, karşımıza, kırılması güç bir rekor çıkıyor. 12 Aralık 1963’te, iki takımın 0-0 berabere kaldığı maçı tam 194 bin 603 biletli seyirci izledi. Bu, dünya futbolu için hâlâ kırılamayan bir rekor.
Derbide öne çıkan bir diğer konu ise, lakaplar. Fluminense, genellikle, taşıdığı üç renkten dolayı “Tricolor (Üç Renk)” olarak anılırken; Flamengo, “Nacao Rubro Negro (Bordo-Siyah Millet)” olarak biliniyor. Flamengo’nun, bir de Fluminense taraftarlarınca kendisine yakıştırılan bir lakabı var: Flamengoluların fakirliğine atfen kullanılan “Urubu (Akbaba)”. Bu lakap, Flamengo taraftarlarının çok hoşuna gitti ve “Urubu”ya sahip çıkıldı. Derbinin en önemli geleneklerinden birini de, bir akbaba oluşturuyor. Her derbi öncesi, Maracana’da, Flamengo taraftarlarınca bir akbaba uçuruluyor. Bu akbabanın, öldürülmesinin ya da uçmasının engellenmesinin uğursuzluk yaratacağına inanılıyor. Ancak Fluminense taraftarları, daha önce bir kere, statta uçurulan akbabayı öldürmüştü.
Flamengo Plajı’nda, kırmızı-yeşil-beyaz Fluminense formasıyla gezmek, sıkı bir dayağı göze almakla eşdeğer. Zaten plajlardaki çoğu kavga, forma tartışması yüzünden çıkıyor. Bir de, bu kadar gergin bir ortamda futbol oynamak ve yönetici olmak var ki, o, dayak yemekten daha beter. 2004 yılında, Fluminense’nin dünyaca ünlü golcüsü Romario; bir önceki yıl, takımın ligde sondan ikinci sırada yer almasını protesto etmek amacıyla sahaya altı tane canlı tavuk atan Ricardo Gomes adlı taraftarı, antrenman sırasında tekme tokat dövdü. Gomes’in, olaydan sonraki açıklaması oldukça ilginçti: “Hem sahada topa hem de kavgada bir adama nasıl vurulacağını çok iyi biliyor.”
Ancak bu sempatik açıklama bile, Romario’yu, federasyon tarafından kesilen yüklü para cezasından kurtaramadı. Yine Parreira’nın yönetimde olduğu 2009 yılının Mayıs ayında, yaklaşık 30 taraftar, iç sahada alınan Corinthias ve Santos mağlubiyetleri sonrasında idmanı bastı. Futbolcuların çoğu, taraftarlardan kaçmayı başarırken; birkaçı, saldırıyı ufak tefek yaralarla atlattı.
Ancak, sahada diğerleri kadar şanslı olamayan bir isim vardı: Orta sahada oynayan 26 yaşındaki Diguinho, tekme tokat dövüldü. Futbolcu, tesislere kaçarak, canını zor kurtardı. Bir olay da Flamengo’dan. 2007 yılının Temmuz ayında, takımın üst üste aldığı altı mağlubiyete sinirlenen taraftarlar; önce idmanı bastı, sonra da sahada çalışan takıma ses bombası attı.
Bombanın tesiri az olsa da, iki futbolcu ve iki tesis görevlisi yaralandı. Bunun üzerine, taraftarlarla futbolcular arasında kavga çıktı. Olayların büyümesini ise, eski bir Fenerbahçeli olan, Flamengo kaptanı Fabio Luciano önledi; Luciano’nun daha iyi olacaklarına dair söz vermesi üzerine, öfkeli grup, antrenman tesislerini terk etti.
İki kulübün uzun soluklu bu rekabeti, Brezilya futbolu adına enteresan işlere imza atmalarına neden oluyor. Mesela Flamengo, sırf bu rekabette daha önde olmak için, Avrupa’dan futbolcu transfer eden ilk Brezilya kulübü oldu. 2000 yılında, İtalya’nın Venezia takımından Flamengo’ya gelen Sırp futbolcu Dejan Petkovic; bu yıl tekrar Flamengo’ya dönene kadar, Evliya Çelebi misali, aralarında Fluminense’nin de bulunduğu tam altı Brezilya takımını dolaştı.
Fluminense’de ise durum, biraz karışık; takımın başarısızlığının faturası, bu yıl, tam dört farklı teknik direktöre kesildi. Bu teknik direktörler arasında; Brezilya’da çok sayıda başarı kazanmış, Fluminense’yi 3. Lig’den alıp 1. Lig’e taşımış, Brezilya Millî Takımı’yla beraber Dünya Kupası’nı kaldırmış Carlos Alberto Parreira da vardı. Fluminense’yi şu anda, 1 Eylül 2009’da göreve başlayan Alexi “Cuca” Stival çalıştırıyor.