FIFA oyun kurallarını mı değiştirdi?
Galatasaray'ın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Arena'da oynadığı Akhisar maçında sahada sıradışı bir olay yaşandı. Karşılaşmanın ikinci yarısında bir pozisyonda Melo ile diyaloğa giren FIFA kokartlı hakem Fırat Aydınus'un, Brezilyalı yıldıza küfür ettiği iddia edildi. İkilinin görüntüleri ve Aydınus'un ağız hareketleri sosyal medyada geniş yankı buldu ve sarı-kırmızılı taraftarların tepkisine neden oldu. Türkiye'nin en deneyimli hakemlerinden olan Aydınus maçtan sonra küfür etmediğini söylerken Melo'nun "Olur böyle şeyler, abartmaya gerek yok" ifadesi ortada bazı söylemlerin geçtiğini işaret eder gibiydi. İddialar doğruysa FIFA oyun kullarını değiştirip "Kart gösteremediğiniz oyunculara küfür edin" diye talimat mı ekledi acaba! Şayet böyle bir talimat değişikliği olmadıysa, Aydınus, adalet dağıtıp güven ihdas etmek için kullandığı cebindeki kartlarından kırmızı olanıyla yüzleşmeli...
Yusuf Turhan
yusuf.turhan@sabah.com.tr
Sürgün günlerinde aşk
Geçen sezonu 'Feda' yılı olarak gören ve transfer harcamalarında kemer sıkan Beşiktaş, bu sezon da maçlarını evinden uzakta oynamak zorunda kaldı. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın, kendilerine göre haklı nedenlerle kucak açmadığı Kartal'a, Kasımpaşa Kulübü de kapılarını kapatınca siyah-beyazlı kramponlar, neden yapıldığını henüz kimsenin bilmediği zorlu olimpiyat koşullarına sürgün edildi. Onlar için her maç deplasman, her saha yabancıydı. Ancak Beşiktaş futbolun temel prensiplerine yabancı kalmadı, işlerine, aşlarına, aşklarına dört elle sarıldı. Bu hafta da Eskişehirspor'u 89'da Ersan Gülüm'ün attığı golle yenip tribünlerdeki bir avuç cefakar taraftarının yüreğini ısıttı. Bilic'in Kartal'ı, rakiplerini boğduğu Arenası dahil her türlü zenginliğe sahip Mancini'nin Galatasaray'ının sadece 2 puan gerisinde şampiyonluk umutlarını sıcak tuttu.
Rock'n Roll'un isyanı
O sıradan bir teknik direktör değil. Avukat, müzisyen, besteci. Çocukluğu Bach, Chopin, Mozart dinleyerek geçmiş. Şimdi rock'n roll hayranı... Hatta lead gitaristi olduğu bir müzik grubu bile var. "Paramı yoksullarla paylaşmadığım gün insanlıktan yoksun olduğum gündür." "Kadınlara büyük saygı duyuyorum ama futbol onlardan daha güzel" gibi sözleriyle de aynı zamanda bir futbol bestecisi... Bilic, maçları kulübesinde adeta yaşıyor. Futbolcularından daha çok terliyor, gitarının tellerine dokunur gibi öğrencilerinin duygularına dokunuyor. Sanatkar ruhlu, isyankar yürekli olup da Türkiye'deki futbol iklimine karşı duyarsız olması mümkün değil. Yayıncı kuruluşun yorumcusu Markus Merk'in, Motta'nın pozisyonu için "Temas var ancak penaltı için yeterli değil" yorumuna sinirlenen Bilic'in, "Motta'nın pozisyonu penaltı değil ama Fenerbahçe'nin pozisyonu penaltı öyle mi? Hadi oradan" deyip canlı yayını terk etmesi haftaya damga vuran karelerdendi.
İçeride saray, dışarıda gecekondu!
Galatasaray, TT Arena Stadı'nda rakiplerini gole boğuyor. Bursaspor'un ardından, ligin flaş takımlarından Akhisar'ı 6 golle uğurladı. Sneijder'in organizasyonu, Drogba'nın da nihayet özlenen bitirici vuruşlarıyla, Hamza Hamzaoğlu'nun bol hücumcu cüretkar takımına adeta 'Bu oyunu benimle bu kadar açık oynarsan hesabını ödersin' jargonunu kesti. Ayrıca 1.5 yılın ardından son üç maçtır kornerlerden atılan goller de Mancini'nin bu işe kafa yorduğunun göstergesiydi. Ancak eserini yavaş yavaş inşa etmeye başlayan mimar Mancini'nin takımı, İstanbul'da ne kadar saray gibi şahane ise deplasmanlarda hala sefil bir gecekondu görünümünde. (Dokuz deplasmandan sadece iki Kayseri maçlarını kazandı). İtalyan teknik adam ve ekibi, Galatasaray'ı zirveye doğru yürütmek istiyorsa, TT Arena'da taraftarın rüzgarı ve coşkusuyla alınan galibiyetleri Anadolu'ya da taşımaları gerekir.
Cinnetimiz, cennetimiz...
Ünlü Fransız yazar ve düşünür Sartre'nin "Hürriyetin Yolları" adlı romanındaki kahramanlarından Mathieu burjuvazinin ortadan kalkmasını istemez. Çünkü burjuvazi ortadan kalkacak olursa nefret edeceği kimse veya kurum kalmayacak ve böylece kendisine bir rahatlama alanı olarak seçtiği duygu elinden alınmış olacak. Roman kahramanının yaşadığı sıkıntı dolu hayat içindeki en önemli sığınak bir sınıfa, bir gruba karşı duyduğu nefrettir. Türk futbolu (yöneticisi, futbolcusu, yorumcusu) uzun süredir kin, nefret ve çatışmayla besleniyor. Trabzon'da bu hafta bir cinnet durumu daha yaşandı. Peki yaşanan olaylar karşısında kimse şaşırdı mı? Türk futbolunu, adaletsizliğe ve hukuksuzluğa teslim edenler, uzun uzun kanunlar, kurallar, talimatlar yazıp da uygulamaktan aciz olanlar, bir futbol maçında çatılara keskin nişancı yerleştirenler, başkalarının cinnetini kendi cennetlerini haline getirenler, nefret duygularından sığınaklarını örenler, Trabzon'daki yaşanan tablodan gurur duyabilirler!
Hiçbir şey eskimez...
Ve bir ironi veya kaderin cilvesi... Naklen yayıncı kuruluşta Trabzonspor-Fenerbahçe maçında çıkan olayları yorumlayanlardan biri de Rüştü Reçber... Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın kalesini korumuş, A Milli Takım forması altında tarihi başarılara imza atmış bir efsane bir isim... Haklı olarak şiddete karşı isyanını dile getiriyor. Çünkü o bir mağdur. Şiddet sarmalında bundan 15 sene önceye bir gidelim; 1999 yılında Fenerbahçe, kupa maçında Pendik'e yenilir... Ellerinde sopa ve demir çubuklar olan holiganlar yöneticiler tarafından Dereağzı Tesisleri'ne alınır. Öfkeli holiganlar o zaman Fenerbahçe'nin kalesini koruyan Rüştü'yü arabasının içinde döver.. Evet bir milli kaleci kendi idman sahasında yöneticilerin onayıyla linç edilir... Masal değil, hikaye değil, senaryo hiç değil... Peki gerçek olan ne? 15 sene önce kendi futbolcusunu idman sahasında dövdüren yöneticilerin hala işbaşında olması... İşte sözün bittiği yerdeyiz...