Hoşgörü şehri Mardin'de Mardin Ulu Cami, Mardin Kalesi, Kasımiye Medresesi, Zinciriye Medresesi, Darülzaferan Manastırı, Mardin Müzesi, Eski Mardin ve Dara Antik Kenti mutlaka gezmeniz gereken yerlerin başında geliyor.
MARDİN ULU CAMİ
12'nci yüzyıl Artuklu Dönemi mimarisinin temel özelliklerini yansıtan, dilimli kubbesi ve minaresiyle Mardin'in sembolü olan Mardin Ulu Cami Mardin'in sembolü olarak biliniyor. Mardin camilerinin en eskisi olan bu eser bugün mevcut olan tek minaresinin kare kaidesindeki yazıtta, yapım tarihi 1176 olarak geçmektedir. Fakat bugünkü minare 1888/1889 yıllarında yeni ve elektik bir üslupla yapılmıştır. Mardin'in tam göbeğinde inşa edilmiş olan Ulu Cami'den Mardin'i kış bakışı seyretme fırsatı bulabilir, yakında bulunan kafelerde çay eşliğinde bu manzaranın tadını çıkartabilirsiniz.
MARDİN MÜZESİ
Mardin Merkez Şar Mahallesi, Cumhuriyet Meydanı'nın kuzeyinde yer alan bir grup Süryani evinin arasında bulunan Müze binası doğu tarafından Meryem Ana Kilisesine bitişiktir. Müzeye bakan kitabeye göre 1895 yılında Antakya Patriği İgnatios Behnam Banni tarafından Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılmıştır. Uzun bir süre dini amaçlı hizmet veren yapı, daha sonraları askeri garnizon, çeşitli siyasi partilerin merkezi, kooperatif binası, sağlık ocağı ve polis karakolu olarak kullanılmıştır. Bina'yı Süryani Katolik Vakfından satın alan Kültür Bakanlığı restorasyon yapmış, 2000 yılında Mardin Müzesi'ni Zinciriye Medresesi'nden alarak bu binaya taşımıştır. Müzede birçok medeniyete ait tablet, silindir, altın ve gümüş gibi arkeolojik eserler bulunmaktadır. Mardin Müzesinde kolye bilezik ve eski giysiler gibi etnografik eserler de sergilenmektedir. Müzekartın geçerli olduğu Mardin Müzesine giriş ücreti sadece 5 tl. Müze sanat galerisi ve kütüphaneyi içerisinde barındıran Mardin Müzesinde Arkeolojik Kazılar Salonu, İnanç Salonu, Ticaret Salonu, Yaşam Salonu ve Sahte Eserler Salonunu mutlaka görmelisiniz. Mardin'in tarihsel yapıtlarını görmek, tarihi havasını içinize çekmek isterseniz Mardin Müzesini mutlaka gezmelisiniz.
KASIMİYE MEDRESESİ
Günümüze kadar mükemmel yapısıyla ayakta kalabilen medresenin yapımına Artuklu Dönemi'nde başlanmış ve Akkoyunlu Hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Padişah döneminde 1457-1502 yıllarında tamamlanmıştır. İki katlı, kubbeli, tek ve açık avlulu medresenin inşasında düzgün kesme taş kullanılmıştır. Medresenin avlusunda bir çeşme ve büyükçe bir havuz bulunmaktadır. Güneyde ovaya açık bir cepheye sahip olan medrese, Mardin yapılarının en büyüklerindendir. Kasımiye Medresesi'ne Mardin'in güneybatısındaki Mardin Şehir Stadyumunu geçtikten sonra İtfaiye garajından sağa sapılarak 250 metre gidildikten sonra ulaşılabilirsiniz.
ZİNCİRİYE MEDRESESİ
Zinciriye Medresesi Mardin'de hüküm süren son Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından 1385 yılında yaptırılmıştır. İlk defa Mardin'de görülen Timur ve ordusu ile savaşmış olan Melik Necmeddin İsa bir süre bu medresede hapsedilmiştir. Sultan İsa adıyla da anılan dikdörtgen ve geniş bir alanı kaplayan bu medrese iki kat üzerinde avlu, cami, türbe ve çeşitli ek mekânlardan meydana gelmektedir. Mimarisinde kullanılan olağanüstü tekniklerle tarihin görkemine ışık tutuyor. Uzun merdivenler çıkarak ulaşacağınız Zinciriye Medresesi, simetrik bir mimari ile inşa edilmiştir. Bu dünyada ne ekersen, ahirette onu biçersin ve yaptığın her şeyin karşılığını alırsın manasında yapılmış. Medrese içindeki ses sistemi sayesinde hoparlör olmadan bütün medrese içi ve avlusunda duyulacak şekilde ezan okunabilmektedir. Medreseye yerleştirilen uzun silindir şeklindeki deprem habercisi denilen taş, binada hasar olup olmadığını gösteriyor. Gelişmiş teknoloji olmadan her şeyin düşünülerek inşa edildiği bu medreseyi mutlaka görmelisiniz.
DEYRULZAFARAN MANASTIRI
Deyrulzafaran Manastırı, Mardin'in 4 kilometre doğusunda, Mardin Ovasına hakim bir noktadadır. Üç kattan oluşan Manastır 5'inci yüzyıldan başlayarak farklı zamanlarda yapılan eklentilerle bugünkü haline 18'inci yüzyılda kavuşmuştur. Manastır, MÖ Güneş Tapınağı, daha sonra da Romalılar tarafından kale olarak kullanılan bir kompleks üzerine inşa edildi. Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirdi. Bu nedenle Manastır, önceleri Mor Şleymun Manastırı olarak biliniyordu. Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo'nun 793 yılından başlayarak büyük bir tadilat yapmasından sonra Manastır onun adıyla, Mor Hananyo Manastırı olarak bilindi. 15. yüzyıldan sonra da Manastır'ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Manastır, Deyrulzafaran (Safran Manastırı) adı ile anılmaya başlandı.
Manastır bugün de Süryani Kilisesi'nin önemli dini merkezlerinden biridir. Günümüzde süryani din adamlarının yaşadığı Deyrulzafaran Manastırı, Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret edilir. Yine binlerce yerli ve yabancı turist de manastırı ziyaret etmektedirler. Günümüzde Süryaniler tarafından kullanılan manastırı Süryani din adamları eşliğinde mutlaka gezmelisiniz.
DARA ANTİK KENTİ
Dara Antik Kenti Mardin'in 30 kilometre güneydoğusunda bulunan Oğuz Köyü'nde yer almaktadır. Tarihte Yukarı Mezopotamya'nın en önemli yerleşim yerlerinden birisi olan Dara, İmparator Anastasius'un (491-518) girişimleriyle 505 yılında, Doğu Roma İmparatorluğu'nun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askeri amaçlı bir garnizon kenti olarak kurulmuştur.Dara Antik Kenti; M.Ö 300 yılında Persler tarafından kurulan şehir, İsmini Pers İmparatoru olan Darius'dan almış. Yolların kesiştiği bir noktada Kuzey Mezopotamya'nın sınır karakolu olmasının yansıra asırlarca ticaret ve din merkezi olmuş bir ören yeri.
Dara, Mardin Nusaybin'e bağlı bir köy, ama köyün içinde paha biçilemez Mezopotamya kültürüne ait kadim bir kent bulunuyor. Şehrin batısında bulunan Nekropol ise şehrin adeta kalbi olarak kabul ediliyor. Üç farklı dinin (Süryaniler, Zerdüştler ve Türk Kümbetleri) ortak noktada buluştuğu devasa bir Nekropol'e sahip olmasından dolayı özellikle gezilmesi gereken bir kent Dara Antik Kenti.