Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Geçtiğimiz günlerde, PYD'nin işlediği insanlık suçlarından birisi, kendi üyeleri tarafındanvideoya alındı ve dünyaya servis edildi. Öldürdükleri muhaliflerin bedenlerini, yan yana dizerek kamyonlara yükleyen PYD/ YPG, müzik eşliğinde onları Afrin'e getirdi ve halka sergiledi. Temo, PYD'nin işlediği bu ve benzer insanlık suçlarının sadece gündelik, ileriye dönük de kalıcı etkileri olacağını anlatıyor: "Bu durumun hem Kürtler hem de Araplar üzerinde ciddi tesirleri olacak. Rejim ve Rusların amacı etnik savaş çıkarmak, Kürtler ve Araplar arasında, özelikle Sünni Araplarla. PYD şu an bu amaca hizmet etmek istiyor. PYD'nin yaptıkları DAEŞ'in yaptıklarından pek farklı değil. PYD, Kürtlerin DAEŞ'i oldu. Nasıl ki DAEŞ Araplardan çıktı, PYD de bugün yaptıklarıyla Kürtlerin DAEŞ'i konumuna geldi. PYD öyle bir politika izliyor ki hem Kürtler arasında hem de Kürtler ile Sünni Araplar arasında bir savaş çıkmasını istiyor. Biz bu durumdan korkuyoruz. Böyle giderse PYD yüzünden Suriye Kürtleri kendi arasında savaşacak, yine PYD yüzünden Kürtler ve Araplar savaşacak. PYD'nin son eylemlerinden tüm kesimler rahatsız.
Ki hep PYD dedim konuşmamda ama biliyorsunuz ki PYD değil PKK. Tüm bunlara karar veren Kandil'dir. PKK, tıpkı Lübnan Hizbullah'ı gibi hangi devlet onlardan ne isterse yerine getiren örgütler. Bugün de o durumu yaşıyoruz. Bugün PKK, Rusya- İran hattının bulunduğu siyaseti benimsemiş. Rusya- İran ise Esed'i destekliyor. İlginçtir ki Rusya, İran ve Esed, Barzani'nin politikasına karşı. PKK da bu güçlerle ittifakta. Bugün PKK, Suriye'de sadece Şii politikasına hizmet ediyor."
Geçen ay PYD ile rejim güçlerinin savaştığına dair gelen haberlere de çarpıcı bir yorumu var Temo'nun. Cenevre'de 'rejime muhalif' gruplar arasında yerini almak için PYD'nin bilerek bu tür danışıklı dövüşe sebep olduğunu ve bu uğurda ölen sivillerin kimsenin umrunda olmadığını vurguluyor:
"Kamışlı'da yaşanan olay şuydu, PYD Kamışlı hapishanesinin kontrolünün kendilerine verilmesini istiyordu. Bir de bir değirmen var. PYD onu da istiyordu. Rejim de verecekti zaten. Millete 'biz bunları rejimden zorla aldık' demek için bir çatışma başlatıyorlar. Oysa PYD 3 yıl önce o hapishaneyi ele geçirdiğini söylemişti. Ele geçiriyor sonra tekrar denetimi rejime bırakıyor. Tıpkı Kamışlı'da geçen hafta yaşanan o çatışma gibi. O göstermelik savaşta 17 sivil öldü. Geçen yıl ise Haseke'deki göstermelik savaşta 30 sivil öldürülmüştü. Haseke'deki o savaş ise güya sınır kapısını PYD ele geçirecekti.
Evet, Apocular sınır kapısının denetimini aldılar, Beşşar Esed'in posterlerini indirip kendi bayraklarını astılar ama hemen sonrasında Muhaberat/ rejim devriyesi gelip orada durdu. Göstermelik bir savaş verdikleri anlaşılmasın diye de sivillerin öldürülmesi gerekir. Bunun için rejim sivillerin bulunduğu yere birkaç bomba atacak ve ölümlerine sebep olacak. Rejimden de 10-15 kişi ölüyor. Bir hafta geçmeden tekrar barıştılar. Halep'te zaten birlikte hareket ediyor. Kamışlı'da neden savaşsın?"
Suriye, siyasî olarak istikrara kavuşsa bile, PYD ve DAEŞ'in yarattığı toplumsal tahribatın onarılması on yıllar alacak. Üstelik DAEŞ'e haklı olarak ortak bir nefretle ve kesilmesi gereken bir ur gibi bakılırken, PYD'nin 'bizim çocuklar' diye yüceltilmesi, sırtının uluslararası güçlerce sıvazlanması, onların ektiği nefret tohumlarını daha da kalıcı kılacak gibi görünüyor.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 2
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Can Dündar, "devletin gizli kalması gereken bilgilerini temin etme ve açıklama" suçlarından 31.5 yıla, Erdem Gül'e ise "devletin gizli kalması gereken bilgilerini açıklama" suçundan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını isteniyor. Manşet gazetecinin namusudur. Can Dündar, 29 Mayıs 2015 tarihinde manşetine taşıdığı MİT Tırları manşeti hakkında, 20 Temmuz 2015 tarihinde şahsi Twitter hesabından paylaşımda bulundu ve "MİT'in IŞİD'e bomba ve eleman taşıdığını belgeledik, suçlu ilan edildik." ifadelerini kullandı.

Can Dündar'ın manşet haberinin savunmasına bakalım. İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan, 28 Kasım 2015 tarihinde Can Dündar'ın ifadesini aldı ve Can Dündar'a o manşeti hatırlatarak, ''Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait bu tırların ve içerisindeki malzemelerin yasadışı bir örgüte (DAEŞ,El-Kaide, PKK vb.) gittiğine dair elinizde herhangi bir bilgi, belge veya delil var mı?" diye sordu. Can Dündar, ifadesinde "Benim bu yardım tırlarının herhangi bir yasadışı örgüte gittiğine yönelik elimde herhangi bir bilgi belge yoktur ve böyle bir bilgiye de sahip değilim.'' dedi. "MİT'in IŞİD'e bomba ve eleman taşıdığını belgeledik" diyen Can Dündar, Başsavcı Vekili İrfan Fidan'a, yardım tırlarının terör örgütlerine yardım taşıdığına ilişkin bilgi ve belgenin olmadığını itiraf etti! Can Dündar, MİT tırlarını manşetinin yalan olduğunu bizzat kendisi açıkladı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma savcısı Evliya Çalışkan, Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılandığı davada esas hakkındaki mütalaasını dün mahkemeye sundu. Savcı Evliya Çalışkan, Can Dündar ve Erdem Gül'ün yargılandığı dosyanın "casusluk" suçu yönünden yürütülen ana dosyadan ayrılarak başka bir esasa kaydedilmesine karar verilmesini talep etti ve "FETÖ, MİT tırlarının durdurulması eyleminde de 'algı' yöntemini kullandı. Can Dündar ve Erdem Gül'ün gazetecilik olarak iddia ettiği haberciliğin özünde bir casusluk faaliyetidir. Sanıkların eylemleri, MİT tırları eylemlerinden bağımsız düşünülemez." ifadelerini kullandı.

Savcı Evliya Çalışkan, Can Dündar'ı kendi avukatının savunmasıyla vurdu. Mütalaada; Can Dündar'ın "Tutuklandık" isimli kitabında, temin ettiği belge ve bilgilerle ilgili, avukatının, "...tırları durduran savcıları, askerleri tutukladılar, devletin sırrını ifşa ağır ceza gerektiren suçtur, tutuklama kaçınılmaz.'' diyerek kendisini uyardığı ve bu beyanın sanıkların savunmalarının aksine gazetecilik değil, bir suç faaliyeti içerisinde olduklarını bilerek hareket ettiklerini gösterdiği ifade edildi. Can Dündar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili İrfan Fidan'a verdiği ifadede, MİT tırları manşetinin yalan olduğunu açıkça itiraf ediyor. Avukatı da, "Devletin sırrını ifşa ağır ceza gerektiren suçtur, tutuklama kaçınılmaz." diyor. MİT tırları davasında aralarında generalin de olduğu muvazzaf askerler tutuklu.. Savcılar tutuklu.. Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül yeniden tutuklanır mı? Yargılama sürecinde hep birlikte göreceğiz.

Kenan Kıran/Zaman

  • 3
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Peki, AK Parti'deki bunca gürültü patırtı, "işlemin" bir türlü gerçekleşememesinden mi kaynaklanıyor? En son olarak, 17- 25 Aralık'ta denediler, olmadı. Hedefleri, AK Parti değil sadece ve sadece Sayın Erdoğan'dı. AK Parti'yi ruhundan, yani Erdoğan'dan kopartmak istiyorlardı. Başaramadılar ama vazgeçmiş de değiller. Var güçleriyle içeride ve dışarıda buna uğraşıyorlar. Son günlerde AK Parti'nin içinden kendilerine yol bulmaya çalışıyorlar. Pensilvanya'nın 17 Aralık mülâane darbelerini "ameliyat" tesmiye ettiği aklıma düştü şimdi. Acaba ameliyat yaparken içerde "parça" bırakmış olabilirler mi?

Parça, B planı mıydı yoksa? AK Parti'deki kimi sıkıntılar mahut ameliyatın B planı gereği mi? Ne yaparlarsa yapsınlar boş; bozguncular başaramayacaklar. Çünkü, AK Parti'nin kurucusu, önderi, lideri sağ ve çok şükür dimdik ayakta. "Türkiye Türkiye'den yönetilsin" diyen "direniş cephesi" de onun etrafında kenetlenmiş durumda. Ehlisalib'in merkez üsleri, çok uluslu Ebu Cehiller, velhasıl, müstekbirler her gün Erdoğan'a saldıracak, ailesine varıncaya kadar kişilik katline uğratacaklar, bilumum çakal takımı ve aklı evvel AKP'li fırıldaklar sürüsü de fırsattan istifade, "Erdoğan'ın misyonu bitti" falan diyecek, millet de bunu yiyecek öyle mi?

Bu akılları, bu "siyasi hırsızlık çakallığı"nı nerden öğrendiniz,Pensilvanya'dan mı? Bre vicdansızlar, hiç misyonu bitseydi, küffarın her geçen gün artarak devam eden onca saldırısına maruz kalır mıydı? Bir de nedir muhteremler, "fitne" lakırdısını düşürmüyorsunuz ağzınızdan. Hangi fitneden söz ediyorsunuz?

AK Parti'nin ruhu mesabesindeki Erdoğan'la kimin arasında fitne çıkacakmış? Sahi, Erdoğan'ı kimlerle müsavi görüyorsunuz? "Fitne" lakırdısını olur olmaz yere terennüm ede ede panayır hokkabazları gibi "fitneye gel, fitneye" demediğiniz kaldı, ayıptır! Girdiği her seçimi kaybeden "Yatık Kemal"in liderliği tartışılmıyor da 1994'den beri girdiği her seçimi kazanan Erdoğan'ın liderliği mi tartışılıyor? Pardon, kimse tartışmıyor mu? O vakit, nedir bu "fitne" muhabbeti birader? Herkes yerini bildikten sonra ne fitnesi? Sayın Başbakan'la herhangi bir bakan arasında "fitne" çıkabilir mi? Uyumlu olmayan bakan istifa eder veya isyan eder bedeline katlanır, bu kadar basit.

Salih Tuna/Yeni Şafak

  • 4
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AB Parlamentosu Başkanı Schulz iki parmağını "silah şeklinde" yaparak Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında haddini aşan açıklamalar yapmıştı hatırlarsanız! Akıllanmadı, akıllanmayacak gibi!

Sevgili dostlarım, neyin kafası bu, anlayabilmiş değilim! "Erdoğan'sız Türkiye" projesine kendilerini çok kaptırmışlar herhalde! Tek kaldıkları "istedikleri gibi bir Türkiye" değil! Başta bazı AB'li siyasetçiler ve Schulz efendi şu mantığa da kendilerini çok ama çok kaptırıyorlar; NASIL OLSA ANLAŞMAYA İMZA ATTIRDIK, TÜRKİYE'YE İSTEDİĞİMİZİ, HER ŞEYİ YAPTIRABİLİRİZ! CUMHURBAŞKANI BİLE BİZİ DURDURAMAZ!

Bu noktada bu kardeşlere aşağıdaki satırları gösteriyor ve "İYİ OKUYUN SCHULZ efendi ve kafadaşları" diyorum! Bakın ne diyor Sayın Cumhurbaşkanımız dün yaptığı konuşmada;

"AB ADIM ATMAZSA TÜRKİYE'DE ANLAŞMAYI UYGULAMAZ... (Geri Kabul Anlaşması) Burada takip edilmesi gereken bir süreç vardır, belli şartlar vardır. Şayet Avrupa Birliği, atması gereken adımları atmaz, taahhütlerini yerine getirmezse, Türkiye de anlaşmayı uygulamaz. Şahsen, benim onayımdan geçecek olan bu tür şeylerde asla bir iade, onay almaz. Her şey verilen söz neyse, mutabakat metni neyse o metne göre olur"...

Bu satırlar sonrası "parmağını ülkeme, milletime, Lider'ime sallayan" Schulz ve benzeşlerine şu notu düşmek istiyorum; 200 yıldır bu coğrafya'da kan döküyorsunuz! Gözyaşlarının ana sebebi sizlersiniz. Dedeleriniz Yunan ordusunu taşeron kılarak, bu topraklarda bebekleri süngülere geçirirken, bu millet o süngüleri de, o parmakları da kırdı! Yıl 2016 ve siz hala Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türk Milleti'ne ve LİDER'e parmak sallıyorsunuz!

Sevgili dostlarım, daha fazla yazmaya gerek yok! Adam olana bu kadarı bile çok! "Bizim Erdoğan'la işimiz olmaz, ne istersek yaparız" mantığı içindeki bu akıl fukaralarına bir cümle ile veda edeyim; BU ÜLKEDE HALKIN SEÇTİĞİ VE DEVLETİNİ EMANET ETTİĞİ BİR LİDER VAR! BU HALKA VE TERCİHLERİNE SAYGI DUYDUĞUNUZ SÜRECE BİZİM İÇİN VARSINIZ! AKLINIZI BAŞINIZA ALIN!

Yiğit Bulut/Star

  • 5
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Haaa, bak, İzmir'de soyunanlar yakalanmış. İşte giydirme fırsatı. Yok, soyunanları değil. İktidara giydirmece. Bunlar anarşistlermiş. Yirmi beş kişi kadar. 1 Mayıs'ı soyunarak kutlamak, değişik bir eylem biçimi. Gerçi bir zamanlar soyunan kızlar vardı. Başını Ukraynalı feministlerin çektiği bu hareket bizim delişmenler nezdinde de yankı bulmuştu. Fakat hem soyunuyorlar, hem de erkekler bakınca kızıyorlardı. Bir eylemde "memeler fena değil" yazdığım için bendenize etmedikleri hakaret kalmamıştı, şimdilerde hemen hepsi Türk basınından bir şekilde çekip gitmiş bunalımlı tazelerin... Gösterene bakarlar güzel evladım... Üstelik de beğenmişiz, teşekkür edeceğine...
1 Mayıs'ta İzmir'de soyunanlar, bu eylemi "antiotoriter ve hayvan özgürlükçüsüanarşistler" olarak yapmışlar. Hayvan özgürlüğünden kasıt, kedinin köpeğin bir sahibinin, bir bakanının olmaması mıdır, başıboş dolaşmaları mıdır, anlayamadık. Hayvan özgürlüğü sutyen çıkararak nasıl sağlanır, onu hiç anlayamadık. "Sistemin bizi giymeye mecbur bıraktığı etnik, dini, cinsel, biyolojik ve daha birçok kimliğimizi de çıkarttık" demişler. Hepsi tamam da, sistem biyolojik kimliği nasıl dayatıyor yavrum?
Güvenlik kuvvetleri, sebeb-i hayatınız babacığınızla kıymetli valideciğinizin yatağını basıp kiminizin embriyosuna X kromozomu, kiminize de Y kromozomu mu zerkediyorlar?
Bu sistemin bütün kötülüklerini anladık da, sizin sistem kendine göre bir mantığı olan "anarko-sendikalizm" bile değil (böyle bir terim duymuş muydunuz yavrularım?)
Sizinkisi yalnızca zırzopluk. İspanya İç Savaşı'nda nasıl pis bir açmaza düşmüştünüz, faşistlere karşı koyabilmeniz için "konvansiyonel" bir ordu, merkezi yönetim ve disiplin şarttı! Sizin karşı çıktığınız her şey yani. Boyun eğmek zorunda kaldınız. Sizi önce bir posta Stalin'ciler dövdüler, sonra da Franco'cular. Gene yatın kalkın o nefret ettiğiniz Türk polisine dua edin, oranızı buranızı açmanızı suç değil "kabahat" saymışlar, birkaç yüz lira verir gidersiniz.

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Adnan Menderes ve Turgut Özal için de "hesapları bozan adam" değerlendirmesini yapabiliriz. Büyük bir mücadelenin içinden gelen Alparslan Türkeş de milli bir isimdi. O yüzden kendisinden hiç haz etmediler. "Diğerleri" dediğimiz güçler, hep uğraştılar bu isimlerle. İktidara gelmelerine rağmen, muktedir olmamaları için çırpındılar. Hep önlerine engeller çıkardılar. Şimdi de Ecevit ve Erbakan gibi dipten, savaşa savaşa; kanırta kanırta gelen Erdoğan var karşılarında…
Üstelik diğerlerinden çok daha net ve sert. Katilin yüzüne "katil" diye haykırabiliyor. Bozuk dünya düzenine tepki gösteriyor. "Dünya beşten büyüktür" derken, peşine çok geniş kitleleri takabiliyor. Gerektiğinde risk alabiliyor.

Arkasında yüzde 50'nin üzerinde bir halk desteği var. Üstelik Türkiye de eski Türkiye değil. Dünyanın büyük ekonomileri arasına girmiş, savunma sanayii dâhil pek çok alanda ciddi sıçramalar yapmış. Bu görüntü, yıllar boyunca bölgede dilediği gibi at koşturanların hesaplarını bozuyor tabi!

"Türkiye de nereden çıktı?" diyorlar. "Bunlar da kim oluyor?" diye tepki gösteriyorlar. Alışmışlar uzun yıllar boyunca pres altında tutmaya. Sabun gibi ellerinden kayınca rahatsız olmaları son derece doğal! Düzenlerini bozan bir Türkiye var karşılarında. Ülkeyi bu hale getiren isim de Recep Tayyip Erdoğan. O yüzden yıllardır sistemli olarak vuruyorlar…

Gezi Olayları'nda denediler olmadı. 17-25 Aralık'ta yaptıkları darbe hesapları tutmadı. AK Parti'yi bölüp parçalama ya da Erdoğan'dan uzaklaştırma çabaları başarılı olamadı. Arkasından ittikleri PKK da neredeyse havlu atma noktasına geldi. Dikkat ediyor musunuz, sonunda birbirleriyle bir araya gelemeyecek yapıları birleştirdiler. Paralel Çete ile PKK, DHKP-C ve diğer Marksist-Leninist unsurlar kol kola girdi. Türkiye'nin en köklü siyasi partisi içinden onlara destek veren gruplar ortaya çıktı. Ülkeyi dışarı gammazlama yarışında olan kim varsa onlara eklendi. Artık Cemil Bayık gibi terör baronları bile Kandil'den açıklamalar yapıp, "Öncelikli hedefimiz Erdoğan'dır" demeye başladı. Bir yanda Erdoğan, diğer tarafta bunlar varsa eğer... Buna "Erdoğan'ın savaşı" denemez. Bu, Türkiye'nin "var ve güçlü olma" mücadelesidir. Gerisi algı ve yalan! Zaten milletin ezici çoğunluğu da görüyor bunu.

Emin Pazarcı/Akşam

  • 7
  • 14
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sosyal medyadaki mesajlara bakarken hep "Sakallı Celal bu devirde yaşasaydı, az lafla çok şey söylemenin nasıl olacağını herkese gösterirdi" diye düşünürüm. Yazılı eser bırakmamış olmasına rağmen bilgece söylemlerini hâlâ tekrarladığımız Sakallı Celal'in (1886 -1962) hikmet dolu sözlerinden bazılarını bir kez daha hatırlayalım...
Örneğin "Ciddiyet" eksikliğini her alanda hissetmiyor muyuz? Ortaokul ve lisede okuduğumuz resmi tarihimizin özeti "İyi padişahlar- Kötü padişahlar" sarmalına endeksli değil midir? Osmanlı'yı düşünürken hepimiz kendimizi Fatih'in ya da Kanuni'nin torunları olarak görürüz ama Deli İbrahim'in de büyük babamız olabileceğini hiç düşünmeyiz. Mesela bugünün siyaset dünyasına derinine baktığımızda, PKK'nın sloganlarını TBMM'ye taşıyanların Kanuni'den çok Deli İbrahim'i andırdıkları bir gerçek değil midir?
"Lale Devri"nin bir uygarlaşma, barış ve reform dönemi olduğunu görmek yerine sefahat âlemlerini ön plana çıkarıp, Patrona Halil'in çapulculuğunu haklı görmedik mi? Resmi tarihimizin 1923'te başladığını ezberlerken "İttihatçılık"ın, darbeciliğin, kazan kaldırma geleneğinin 1923 öncesinden aktarıldığına fazlaca eğilmedik. Oysa padişahların sadrazamlarını boğdurmasına bakarak veya padişahların da boğdurulmalarına bakarak, Cumhuriyet döneminde de Başbakan Menderes'in asılarak öldürülmesini, daha derinine irdeleyebilirdik.
Bu arada Osmanlı'da idam sehpasına "Siyaset Meydanı" denildiğini de hatırlayabilirdik... Ya da "Dışarıdan" güdümlü odakları bugün izlerken, son dönem Osmanlı'da da bazı siyasetçilere "Rusçu" bazılarına "Fransızcı" denildiğini hangimiz okulda öğrendik? Bir toplumun kendi tarihine dönük cehaleti Sakallı Celal'in söylediği gibi ancak tahsille mümkün olmaz mı?

Mehmet Barlas/Sabah

BİZE ULAŞIN