PEHLEVİ ailesinin eski fotoğrafları ne kadar da bildik geliyor. Devrik İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi, karısı Farah Pehlevi, çocukları Rıza, Farahnaz, Ali Rıza ve Leyla. Leyla 10 yıl önce Londra’da aşırı dozda ilaç ve kokain alarak son vermişti hayatına, Ali Rıza da Boston’da başına sıktığı tek kurşunla intihar etmiş birkaç gün önce.
Nur Çintay-Pazar SABAH
O yüzden gazetelerde ailenin eski mesut günlerdeki pozları yayımlandı hafta içinde. Belki çocukların bazılarıyla akran sayılırız diye, belki 1979’da kanlı ve trajik biçimde devrildiğinde bu aile, bizim başımıza daha böyle çoluklu çocuklu kimse gelmemişti diye, belleğimizde sepya bile değil gayet renkli bu kareler...
Türkiye, uzun yıllar ünlü çocuklardan/gençlerden yoksun bir ülkeydi. Önceleri Caroline’i, Stephanie’yi, Albert’ı evlat edinmiş gibiydi. Derken Diana ve Charles’la sevindi, mamulleri William ve Harry’yi bastı bağrına. Dünyanın gözü önünde yetişen Prens William’ın Kate Middleton’la mürüvvetini görmenin bahtiyarlığını yaşadı en son.
Çocuklar ayrı, devlet ayrı
Demirel’in de Ecevit’in de çocuğu yoktu. Bizde yönetimdekilerin çocuklarının sahneye çıkması, kafa göz yara yara Özal’larla oldu. Evvelindekiler, olsa da bilinmezdi. Fahri Korutürk’ün eşi Emel Korutürk şöyle anlatır: “Geçen akşam bir televizyon kanalında Semra Özal ile söyleşi yapılıyor.
Çocuklarla devlet işini titizlikle ayırdık.” (Cumhurbaşkanı Eşleri, Ayça Atikoğlu, İnkılap) Ama işte vakti zamanında ne kadar titizlikle ayrılsa da bazı şeyler... Gizli örümcekler, sihirli ağlarını benzer titizlikle örebiliyor seneler sonra: Korutürk çiftinin en büyük çocukları Osman Korutürk, son CHP Kurultayı’ında Kılıçdaroğlu tarafından daha önce üyesi bile olmadığı CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı yapıldı! Dışişleri kariyeri dolayısıyla dış politika danışmanlığına filan değil, hiçbir siyasi tecrübesi olmamasına rağmen, hiç tanımadığı ve onu hiç tanımayan partililerin başına, partinin genel başkan yardımcılığına atandı! Neyse, mayınlı araziye girmeyelim...
Organları Beethoven eşliğinde gelişti
Sadece siyasette değil, sahne-şov aleminde de halka mal olan ünlü insan evladımız yoktu. Emel Sayın, Ajda Pekkan çocuk yapmadılar. Gönül Yazar’ın Erol Simavi’den olan kızı Yasemin uzaklarda büyüdü. Hülya Koçyiğit ile Selim Soydan’ın kızları Gülşah belki bir nebze, ama fazlaca mazbut olan bu çiftin armudu da dibine düştü ve küçük yaşta Ender Alkoçlar’la çoluk çocuğa karıştı. Sezen Aksu- Sinan Özer ortak yapımı Mithatcan’ın, özellikle küçüklüğü boyunca medyayla mesafesi hep korundu.
O yüzden ilk gerçek göz ağrımız, o! Henüz bir embriyoyken dinlediği müzikleri biliyoruz: Klasik Batı müziği! “Hamileliğimden beri dinletiyorum, Amerikalı uzmanların tavsiyesi. Önceleri Beethoven dinletiyorduk, ama bana onun müziği çok sert geldi. Hemen Vivaldi’ye çevirdim. Şimdi ise Mozart dinletiyoruz,” diye anlatıyor Hülya Avşar, 21 Eylül 1998 tarihli bir söyleşide.
Anne karnında para kazandı
Tam o dönem: Çocuk yapmanın moda olmaya, kadınların mikroenjeksiyon iğnesine koşmaya, daha yumurtaykenden iletişim kurmanın tavsiyelenmeye başladığı zamanlar. Zehra da birkaç yıl süren tedavinin ardından önce bir müjde olarak belirdi. Bir tüp bebek yöntemi olarak ‘mikroenjeksiyon’u da, Dr. Alp Nuhoğlu’nun kariyerini de zıplatanın o olduğu iddia edilebilir. Daha doğmadan namı yürüyen, dönemin popüler terimiyle, gelmiş geçmiş en ‘medyatik’ bebek...
Annesi Hülya Avşar ile babası Kaya Çilingiroğlu’nu dört yıllık beraberlikten sonra 1997 Ağustosu’nda Paris’te resmen evlendirdi, annesini tartıda 51’den 71’e çıkardı ve Türkiye’nin ‘Zehra bebeği’ olarak 15 Ocak 1998 Perşembe sabahı 9:57’de, Amerikan Hastanesi’nde sezaryenle elimize doğdu. 2 kilo 885 grama 47 santim şeklinde.
Dik kafalı ve şamatacı bir yapısı olabilir
Milletin nasıl bir zırdelilikle kafayı ona takmış olduğu, doğumunun ertesi günü çıkan haberlerden teyit edilebilir. Doğum günü ve saatinden burcunun Oğlak, yükseleninin Balık olduğu anlaşılan Zehra’nın muhtemel huyu suyu belirlenmiş: “Hassas ve duygusal olacağını söylemek mümkün. Güneş-Venüs kavuşumu bebeğe güzellik verecek. Hayal gücü ve sezgileri çok güçlü olacak. Ay, Aslan Burcu’dayken doğanlarda sahne ve gösteri dünyasına karşı özel bir yetenek, büyük bir sevgi vardır.
Gökyüzünün bu konumu ayrıca, minik bebeğin son derece çekici ve göze çarpıcı olmak isteyeceğini, lüksten hoşlanacağını gösteriyor. Ay-Mars sert etkileşimi nedeniyle dik kafalı ve şamatacı bir yapıya sahip olabilir. Zaten Güneş’in Oğlak Burcu’ndaki konumu ona liderlik veriyor. Üstelik Merkür’ün Oğlak Burcu’nda bulunması da zeki ve hesapçı olacağını gösteriyor. Yükseleni Balık olduğu için de acıma duyguları taşıyacağını söylemek mümkün.” (Hürriyet, 16 Ocak 1998)
Sözcüklerin kirli sicili
İlk zamanlarda nazar değmesin diye köşe bucak saklandı, hastanenin arka kapılarından kaçırıldı, fotoğraf ambargoları kondu ama sonra suyun yolunu bulmamasına imkân var mı? Zehra’nın gündelik hayatındaki pek çok gelişmeden, hangi pazar Kıyı’da balık yediğinden, hangi hafta sonunu Antalya’da geçirdiğinden devamlı haberimiz oldu.
Baba da teoride şikayetçiymiş gibi yapsa da ara sıra, pratikte ortamı besliyordu. Magazin sayfaları hep iştahla yaklaştı, ama asıl ‘sözlük’lerin sicili utanç vericiydi. Nihayetinde üç, beş, sekiz, 10, 13 yaşında bir kız çocuğundan bahsettiğimiz, bu çocuğun okuma yazma öğrendiği, okula gittiği, sınıfta arkadaşlarının olduğu, gazetelerin masaların üstünde Google’ın avuçların içinde durduğu, internet çöplüğünün ha dedin mi boşaltılamadığı önemsenmedi. Ebeveynine duyulan nefret, öfke, en hafifiyle aşağılamanın, hayattaki ‘kusur’ları kelimeleri yaşıtları gibi telaffuz etmek ve üç-beş fazla kilosunu vermemek olan Zehra’ya püskürtülmesinde nedense beis görülmedi.
Köşeden de laf yedi
Annesinin, adını taşıyan Hülya dergisinde ona bir yazı yazdırmasıyla, ‘köşe’ adındaki o efsunlu kelimeyi duyunca nöbet geçirenler, o dönemde sadece dokuz yaşında olan Zehra’nın üstüne çullandı. Nasıl ve ne hakla köşe yazabilirdi? Tepki yoğunluğunu gören, ‘Amiral battı’ya başyazar yapıldığını sanırdı. Hülya dergisinin 2007 Aralık sayısında Zehra’nın imzasıyla “Her çocuk gibi ben de alışveriş yapmaktan ve arkadaşlarımla buluşmaktan keyif alıyorum,” diyen satırlar, “Vayyy alışveriş haa”, “Şimdi Güneydoğu’da olsa,” minvalli topa tutuldu.
Laf sokmalar “Bu yaşta bu boy, bu kilo, bu cüsse...” diye uzuyor, ağırlıklı olarak fiziği üstünden yürüyordu. İnsan en basitinden kendinden hareketle, 10’lu yaşların başının hayattaki en ucubik, en eğreti yaşlar olduğunu nasıl unutur? Kızların boyunun zaten 13’e kadar uzadığını nasıl bilmez? Bunların uluorta söylenmesinin acıtabileceğini nasıl hesaplamaz? Boyu, bu nesil için hiç şaşırtıcı değil, ayrıca da kaç yıldır spor yapıyor, voleybol oynuyor Zehra Çilingiroğlu. Şu anda Enka’da 7-C’de okuyor.
Ve Es Voleybol VII. Voleybol Şenliği’nde Enka Okulları A Takımı’nda ilk beşte. 2009’da Enka’nın Küçük Kız Voleybol Takımı olarak Sarıyer ilçe şampiyonu olmuşlar; takım kadrosunda o zaman beşinci sınıfta olan Zehra da var. 2007’de keza. O yıl Zehra’nın içinde bulunduğu grup, ‘küresel ısınma’ konulu rap yarışmasına da sözlerini kendilerinin yazdığı bir şarkıyla katılmış ve derece almış. Enka Okulları’nda okuyan, voleybol oynayan ‘normal’ hatta pırıltılı bir öğrenci söz konusu yani bir yandan da.
Ve sonra yılbaşı gecesi geldi... Dört yıldır sahne programı yapmayan Hülya Avşar’ın, Sadettin Saran’dan ayrıldıktan sonraki bu yılbaşı, artık bir manisi yoktu. 31 Aralık 2010 gecesi onu sahnede yalnız bırakmayan çekirdek ailesi, eski kayınvalidesi Gülümser Çilingiroğlu, kardeşleri Leyla ile Helin ve arkadaşlarıyla birlikte gelen kızı Zehra Çilingiroğlu’ndan oluşuyordu.
Sahneye çıkıp annesine sarılan Zehra, ertesi günkü gazetelerde, olayların geçtiği otelin adıyla müsemma bir nidayla karşılandı: WOW! Ne kadar büyümüştü. Ve ne kadar makyajlıydı! Kaya Çilingiroğlu’nun ‘küplere bindiği’ yazıldı. Hülya Avşar “Her şeyi vaktinde yaşasın istiyorum, daha erken,” açıklamaları yaptı, “Teyzesi Helin’den makyaj için yalvar yakar izin almış.
O gün hevesini kırmamak için bir şey söylemedim ama ertesi gün oturdum konuştum,” izahatı verdi. Buradaki en problemli yan, makyaj için gerekli iznin alınacağı merci herhalde: Helin Avşar! Türkan Şoray’ın kızı Yağmur Ünal’la benzer bir kader kardeşliği var burada. Teyzesi Nazan Şoray’la takılan Yağmur’un da 13 yaşında leopar, siyah dantel ve lameden müteşekkil bir gardırobu vardı. Eldeki teyze buysa da yapacak bir şey yok!
13 yaşın şartı
Geri kalan hiçbir şey dert değil. Hangimiz 13 yaşında bir ‘boyalı kuş’ değildik? Hangimiz 13’ünü sonradan utanmayacağı şekilde tamamladı? Hangimiz 13’ünde en ağır fondötene, en vamp kostüme heves etmedi? Ayrıca da Zehra fıstık gibi görünüyor. Biraz lolita, biraz lolipop, ama olur o kadar. Zaten zor olan yaşının, o en bela ergenlik çağının üstüne tuz biber ekmeyelim. 13 yaşında olmak. Boşanmış annebabanın çocuğu olmak.
Babayı cici anne ve küçük oğlan kardeşle paylaşan bir kız çocuğu olmak. Çok güzel ve güzelliğiyle iddialı bir anneye sahip kız çocuğu olmak. Ünlü çocuğu olmak. Sözünü bazen hesap etmeden konuşan, “Babası evlenince Zehra çok ağladı,” diye kendisini de topa sokan (daha geçen salı), eski defterleri bir türlü kapatamayan bir annenin çocuğu olmak. Hülya Avşar’ın kızı olmak... Bunların her biri tek başına ağır bir yükken, düşünün ki Zehra bunların hepsini birden taşıyor. Ona güç kuvvet dileyelim. Mukavemet.