SONAT BAHAR
Mustafa Sandal, New York’ta Beş Minare filminin ardından televizyona el attı. TRT’de yayınlanan Başrolde Aşk isimli sit-com’da oynayan Sandal “Evli, çocuklu kadın şu anki dizi standartlarıyla çalışamaz,” diyor
“MAHSUN Kırmızıgül’ün açıktan teknik danışmanlık hizmeti verdiği Boyut Film, TRT 1 ekranlarında bir sit-com’a başladı. Adı, Başrolde Aşk... Ama başrolde Mustafa Sandal var... Oynamıyor, döktürüyor...” Bu sözler bana değil, SABAH gazetesi televizyon yazarı Yüksel Aytuğ’a ait. Mustafa Sandal bu kadar beğenilmişken, onunla konuşmak farz oldu.
- New York’ta Beş Minare’den sonra içinizdeki oyuncuyu mu keşfettiniz?
- 2001’den beri reklam filmlerinde farklı karakterler oynadım. Çok teklif aldım o dönemde de. Hepsini geri çevirdim. Doğru zamanı, doğru projeyi bekledim. Zaten Mahsun Kırmızıgül reklamlardaki performansıma oldu bitti bayılır. Biz 12 senedir New York’ta Beş Minare’yi konuşuyorduk. Mahsun ilk günden beri, ‘Kafamda bu film var, filmde iki polis var, polislerden biri sensin,’ diyordu. O zamanlar daha reklam filmi çekmemiştim. Mahsun’un casting yeteneği çok büyüktür. Bu dizi projesi geldi sonra...
- Filmden sonra gelen olumlu-olumsuz eleştiriler nasıl etkiledi sizi?
- Ben olumsuz bir eleştiriye rastlamadım. Tam aksine, reklam filmlerindeki performansımı unutmuş insanlarda bir şok etkisi yarattı. Hayatımda hiç pozitif yorum duymayı düşünmeyeceğim insanlar bile köşelerinde, sayfalarında çok pozitif şeyler yazdı.
- Altın Kestane ödüllerinde, ‘En Fena Oyuncu’ seçilmenize ne diyeceksiniz?
- Buna gülerek yaklaştım. Kendi içinde komedi gibi bir şey. Müzik kariyerim boyunca bu kadar hit’e, konserlere imza attım, kaç insanın ağzına kaç tane şarkıyı doladım, New York’ta Beş Minare’de aldığım yorumların yarısını toplayamamıştım bugüne kadar.
- Dizideki Gani karakteri fırlama bir tip, siz de öyle misiniz?
- Benimle pek benzeşen tarafı yok. Ben aslında çok durağan, sakin, kendi dünyasında mutlu olan biriyim. Ama sahnede durağan, hafif sıkıcı bir adam olsam niye izlesinler ki? 18 seneden beri bu sektörün içindeyim. Bu sektördeki önemli menajerlerle çalıştım.
İki-üç isim benim hayatıma girdi. Onları seyrettim, gözlemledim, özetledim ve yorumumu koydum, Gani ortaya çıktı. Gani benim hayatıma giren üç menajerin bütünlemesi. Özünde iyi niyetli, biraz eski kafalı, değişimi çok fazla isteyen biri değil. Ama biraz bitirim.
- Biz Türkler sit-com’u yapıyoruz ama biraz sakil durabiliyor...
- Bizde sit-com, müsamere gibi duruyor. Bizim diziyi o yüzden çok başarılı buldum. Üç bölüm prova yaptık. Sonra birinci bölüme dönüp çekmeye başladık.
Bu zaten rüya kadro. Nevra Serezli’den Bülent Kayabaş’a, Dolunay Soysert’ten Vildan Atasever’e... Mert Turak mesela. Birkaç sene sonra Türkiye, oyuncu Mert Turak’ı konuşuyor olacak.
IQ’umu bir zamanlar ölçtürdüm, 146 çıktı
- Eşiniz izledi mi diziyi?
- O fanatiği oldu dizinin. Dört kez falan izledi. ‘Ben hasta oldum, hemen cuma gelsin,’ diyor.
- Kendi de bir dizi tecrübesi yaşadı, ‘keşke’ler oldu mu?
- Yok yok yok. Olmaz o iş. Evliysen, bir aile hayatın, bir çocuğun falan varsa, şu anki mevcut dizi standartlarında bunları götürebilmen mümkün değil.
- O zaman siz hevesi kırılmasın diye ilk dizi tecrübesinde sesinizi çıkarmadınız...
- Hevesi kırılmasın istedim. Anlattım, hadi beni geçtim, senelerini bu işe vermiş birinden de rica ettim zorlukları anlatmasını; o da anlattı. Ama o denemek istedi. O şartları birebir yaşaması lazımdı ki; ‘Haaa böyleymiş,’ desin. Ama ben Emina Sandal’ın mutlaka, bir filmde olacağını düşünüyorum. O konuda inanılmaz bir yeteneği olduğunu düşünüyorum.
- Basın çok üstüne geldi o dönem, kırılmıştır sanırım...
- Yooo. Ben ona dedim ‘Sakın bu golleri yeme, şu anda bu bir tezgah, mahsus yaptırılıyor,’ diye. Ben 20 seneden beri biliyorum, haberin neden, nasıl çıktığını.
- Siz hiç IQ’nuzu ölçtürdünüz mü?
- Bir kere ölçtürmüştüm. 146 çıktı...
- Vayy... Neler okuyorsunuz peki?
- Herkese tavsiye ederim bol bol Eckhart Tolle okusunlar. Taktım bu ara. Bu hayatı seyretmekle alakalı. Ağaçlara bakarsın, ‘Ne hoş yeşil dersin.’ Bir sonraki adımda onun bir fraktal matematik örneği olduğunu bilirsin. Her şey bir denge bu hayatta.
OĞLUMU BAŞARI İÇİN ZORLAMAM
- Çok popüler bir şarkıcıyken, kadınların sizin için kendini paraladığı bir adamken, evinin adamı olmak, karizmayı azaltan bir durum mu?
- Popçu dediğin adam hep arızalı ve yenik kalmak zorundadır, egosuna yenilmiş zavallı gariban bir adam olarak yaşamalıdır (gülüyor). Ya ne alakası var... Hayat bir yolculuk. Bir insanın yolculuğunda evlenmesi, çocuk sahibi olması çok normal.
- Aile durağanlığını sevdiniz yani...
- Tabii. Yaşadıklarını, hayattan aldıklarını aktarmak kadar keyifli bir şey olabilir mi?
- Oğlunuz Yaman’a dair planlarınız var mı?
- İyi bir insan olmasıyla ilgili planlarım var. Yaman yedi yaşında ‘Nükleer fizikçi olacağım,’ diyorsa, olur zaten. Kafasına vurup başarı tutkularını çocuklarına empoze eden ailelerden olmayacağım.
KARIMI KISKANIRIM AMA DOZUNDA
- Albüm yaptı galiba eşiniz...
- Single çıkıyor. Ben sadece dinliyorum. Yorum yapıyorum. O geçen sene Sırbistan’da, en iyi besteci-söz yazarı ödülü aldı. Söz yazarlığı ve besteciliği yıkılıyor zaten
- Kendi ülkesinde bu kadar el üstünde tutuluyor, Türkiye’ye gelince sizin gölgenizde... Haksızlık değil mi?
- Ben de Belgrad’a gidiyorum, tüm basın ona koşuyor, ben arkada şapkamı takıp oturuyorum. Konserine gidiyorum Emina’nın, 7 bin kişi içerde, ben kuliste oturuyorum. Emina’yı hazirandan sonra görür herkes. Bomba gibi bir şarkıyla geliyor. Bence dünya çapında hit olacak bir şarkı.