Küçük yaşlardan beri seyahat tutkusunun olduğunu söyleyen Merve Ertürk seyahat ve yardım köprüsü sayesinde kurduğu bağları ve keşfetme hikayesini SABAH'a anlattı.
Ailesinin bu konuda verdiği desteğin çok kıymetli olduğunun altını çizen Ertürk, "Bir seyahat tutkunu olarak, kurumsal hayatın bana göre olmadığını, daha özgür bir yaşam sunmanın daha cazip geldiğini fark edip keşfetme arzumla beş yıllık kariyerime virgül koyarak dünyayı gezmeye başladım. Geçimimi sosyal medyadan kazandığım ufak miktarlar ve yapmış olduğum birikim ile sağlıyorum. Buradaki en büyük desteği ailemden alıyorum. Her ne kadar yaşama bakışımız onlarla farklı olsa da, bu farklılığa duydukları saygı ve daima benimle hissettirdikleri destekleri sayesinde çıktığım her yolda daha huzurlu hissediyorum. "
"Gittiğim ülkelerde gönüllü çalışarak oranın kültürüne daha yakından tanıklık ettiğimi düşünüyorum en son Kamboçya'da gönüllü İngilizce öğretmenliği yaptım. Yurtdışında seyahat ederken kendi mesleğiniz ne olursa olsun bu şekilde gönüllü işler yaparak hem oraya katkıda bulunuyor hem de kendinizi daha fazla geliştirebiliyorsunuz. Mesela bir hostelde çalışarak veya bu şekilde öğretmenlik yaparak hem günlük konaklamayı ücretsiz hale getiriyorsunuz, hem de ücretsiz yemek yeme imkanı buluyorsunuz" dedi.
ROTAYI GÖRMEK İSTEDİĞİM KÜLTÜRE GÖRE BELİRLİYORUM
Ertürk sözlerini şöyle sürdürdü; "Gittiğim ülkelerden en çok etkilendiğim Kamboçya oldu. Oradaki insanların yakın geçmişte zorlu şeyler yaşamış olmalarına rağmen hayata umutla bakmaları ve ekonomileri çok iyi olmamasına rağmen halkın huzurlu bir hayat sürüyor olması bakış açımı değiştirdi. Bir diğer etkilendiğim yer Tayland'da Chiang Mai bölgesinde yaşayan Karen kabilesiydi. Buradaki kadınlar "uzun boylu kabile" olarak tanınıyorlar ve boyunlarına taktıkları halka ile yaşıyorlar. "
"Onların yaşam tarzı da beni en çok etkileyen şeylerden biriydi. Rotayı görmek istediğim kültürlere göre belirliyorum. Gittiğimde sadece turistik noktaları görmeyi hedeflemiyorum asıl istediğim orada yaşayan insanların yaşam biçimlerini, geçimlerini nasıl sağladıklarını nasıl yemekler yediklerini sosyal hayatları nasıl sürdürdüklerini görmeyi ve onlara yakından tanıklık etmeyi seviyorum. Bu doğrultuda Fas'a gidip Sahra çölünde bir bedevi çadırında konakladım, Filipinler'e gittiğimde yataklı bir feribotla genellikle turistlerin gittiği gibi uçakla adalar arası yolculuk yapmadan yerel halkın kullandığı ulaşım biçimlerini kullandım. Endonezya'ya gittiğimde yerel restoranlarda yemek yedim. Moldova'da farklı etnik kökenleri araştırmayı düşünüp, Gagavuz Türklerinin yaşadığı köylere gittim."
DÜNYADAKİ EVİM SANDIĞIMDAN DAHA BÜYÜK...
"Dünyayı görmek için zengin olman gerekmiyor, cesur olman gerekiyor" diyen Ertürk şunları kaydetti:
"Sınırlarını zorlamanın, bilinmeyene adım atmanın ve kendi hikâyemi yazmanın mümkün olduğuna inanarak büyüdüm. Hayaller kurdum, farklı yaşamlara dokunmak, hikayeler toplamak istedim. Nitekim öyle oldu. Heybeme ülkeler katarken buldum kendimi. Sırt çantamı alıp ilk kez yola çıktığımda, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyordum. İlk başta korku vardı; bilinmezlik insanı daima ürkütür."
Ama sonra... Sonra gördüm ki, dünyadaki evim sandığından daha büyük. Bazen bir Tayland sahilinde gün doğumunu izlerken, bazen Fas'ta Sahra Çölü'nde sessizliği dinlerken, bazen de Vietnam'ın bir köyünde çocuklarla kahkahalar atarken anladım ki; hayat, keşfetmeye değer. Dünyayı görmek için zengin olman gerekmiyor, cesur olman gerekiyor. Çünkü gerçek keşif, yeni ülkeler görmekten çok, kendini keşfetmekle başlar. Üstelik bu yolculuk, bir kez başladığında asla bitmez. Döndüğünde bile içinde taşıdığın hikâyelerle, öğrendiğin derslerle, yaşadığın anılarla devam eder. Eğer gerçekten keşfetmeye açıksan, dünya sana sonsuz kapılar açacaktır. Önemli olan ilk adımı atmak... Gerisi zaten yolun kendisi."