Kadın sultanların zekaları ve stratejik yetenekleri kadar güzellikleri de tarih sayfalarında yer bulmuştur. Öyle ki, bazı sultanların güzellikleri yedi düvele ayan olmuştur desek abartmış olmayız. Elbette bu güzellik kaynağının nereden geldiğini pek çok kadın öğrenmek istemekte haklı. Uygulaması oldukça basit etkisi büyük, saraydan gelen güzellik sırları pek çok sultanın bakım ve güzellik reçetelerini gün yüzüne çıkarmıştır.
Hanedanlık dönemlerinde kadınların güzellik anlayışı ile günümüz güzellik anlayışı arasında hem benzerlikler hem de farklılıklar vardır. O dönemin kabuk gören güzellik kavramı tarihi edebi eserlerde bile karşımıza çıkmaktadır. Bazı dizelerde denk geldiğimiz ''ok gibi kirpikler, yay gibi kaşlar, al yanaklar...'' gibi betimlemeler tam da bahsi geçen dönemin kabul gören güzellik kalıplarıdır.
Saray kadınları güzelliğin içten yani sağlıktan geldiğine inanırlar, bu yüzden beslenme ve uyku düzeni gibi aktivitelerine çok dikkat ederlerdi. Sağlıklı ışıldayan bir cilt, kanlı canlı pespembe yanaklar güzellik için vazgeçilmez unsurlardı. Bunların yanı sıra parlayan uzun saçlar, temiz ve yumuşak eller ayrıca güzel koku bir kadını güzel kılacak özelliklerdir. Cilt temizliği için tonlarca gül suyu kullanılır, güzel kokmak için misk ve amber esansları saray kadınlarının baş ucunda bulundurulurdu.
Güzellikleri ve alımları dillere destan sultanların yanı başından ayırmadığı, kullanmaktan asla vazgeçmediği bazı reçeteler cilt ve saç güzelliklerinde büyük rol oynamıştır. Günümüz şartlarında ulaşması hayli kolay uygulaması oldukça zahmetsiz olan bu reçeteleri şöyle sıralayabiliriz;
El ve ayaklar; saray döneminde bir kadın el ve ayaklarının sağlıklı temiz bir görünümde olması çok önemliydi. Yumuşak, temiz, bakımlı el ve ayaklar için o dönemlerde tuz, zeytinyağı ve limon kullanılırdı. El ve ayaklar tuzlu su ile iyice ovalanarak temizlendikten sonra zeytinyağı-limon karışımı yedirilerek bakım yapılırdı.
Cilt; günümüzde de kabul gören ışıldayan ve pembemsi bir cilt, saray kadınları arasında da güzelliğin baş rolü kabul edilirdi. Bunun için saray kadınları ve sultanlar yüzlerini her zaman gül suyu ile yıkar, badem sütü ile nemlendirirdi. Ve en önemlisi hamam kültürüdür. Hamamda ölü derileri atarak parlayan taptaze bir cilt elde ederlerdi.
Saçlar; Osmanlı Dönemi tablolarında gördüğümüz üzere her kadın sultan gür, ışıldayan ve uzun saçlara sahipti. Bu saçları elde etmek için saçlara zeytinyağı sürülür, yıkandıktan sonra hatmi çiçeği suyu ile durulama işlemi yapılırdı. Hatmi çiçeği suyu saçların yumuşamasına ve kolay taranmasına oldukça yardımcı olmaktadır.
Koku; parfüm üretimi henüz başlamadığı yıllarda saray kadınları misk, amber ve gülden elde edilen esansları kullanılırlardı. Özellikle misk yağının içinde gül bekletilerek elde edilen kokunun Osmanlı kadınları arasında oldukça yaygın olduğu söylenmektedir.
Hanedanlık döneminde güzelliğin ilk unsuru sağlıklı gözükmek olduğu için saray kadınları beslenme, bakım, uyku ve temizlik rutinlerine oldukça dikkat ederlerdi. Bir kadının asla çok zayıf olmaması gerektiği anlayışında oldukları için her öğün güçlü yemek yemeye dikkat ederler, özellikle et ve süt ürünleri tüketmeye gayret ederlerdi. Hamamda yıkanmak hijyenle birlikte cilt tazeliğine de oldukça yardımcı olduğu için sık sık hamamda yıkanırlardı.
O dönemlerde henüz paketli gıda, işlenmiş yiyecekler bulunmadığı için formda kalmak elbette çok daha kolaydı. Saray kadınları yine de birbirinden güzel kaftanlarının üzerlerine yakışması için formlarına çok dikkat ederlerdi.
Lakin o yıllarda zayıf bir beden görüntüsünün çelimsiz yahut hasta olarak kabul edilmesinden dolayı, etine dolgun formda kalmak için et, süt, yumurta, tereyağı, incir, badem gibi besleyicilik oranı yüksek protein ağırlıklı gıdalardan oluşan beslenme tarzını benimsemişlerdir. İlkbahar aylarında ise saray kadınları müshil etkisi olan kiraz sapı, sinameki gibi bitkiler kullanarak bağırsak temizliği ve toksin atma rutinini uygularlardı.