Akdeniz kıyı şeridinde kesintisiz uzanan kumsalları, geniş narenciye bahçeleri ve binlerce yıllık tarihi birikimiyle Mersin, Türkiye'nin hem kültürel hem de ekonomik açıdan kendi kendine yetebilen ender kentleri arasında yer alıyor. Doğal liman konumu, verimli toprakları ve stratejik coğrafyası sayesinde tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapan Mersin, günümüzde de turizm ve kültür potansiyeliyle ön plana çıkıyor. Toros Dağları ile Akdeniz arasına konumlanan şehir; 108 kilometreyi bulan doğal koyları, çam ormanları, Yörük- Türkmen kültürü ve zengin gastronomisiyle bölge turizminin amiral gemisi konumunda bulunuyor.
AKDENİZ'İN SİMGESİ
Erdemli ilçesinde, antik Korikos sahil kalesinin 200 metre açığındaki ada üzerinde yükselen Kızkalesi, Mersin turizminin en bilinen sembolü olarak dikkat çekiyor. Sekiz burçla korunan ve dış çevre uzunluğu 192 metre olan tarihi kalenin büyük bir bölümü günümüze kadar varlığını korumayı başardı. Antik dönemde karadaki kale ile denizden bir yolla bağlantılı olan ve denizden gelebilecek saldırılara karşı savunma hattı oluşturan yapı, 1448 yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından geniş kapsamlı bir restorasyondan geçirildi.
ARKEOLOJİ TUTKUNLARININ DURAĞI
Erdemli-Silifke karayolunun 3 kilometre kuzeyinde yer alan ve antik dönemde Kanytelis olarak adlandırılan kent, devasa bir obruğun etrafında şekillenmiş durumda. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde aktif bir yerleşim merkezi olan alanda; Helenistik Çağ'a ait kuleler, bazilikalar ve geniş nekropol (mezarlık) alanları dönemin mimari ve sosyal yapısına ışık tutuyor.
CENNET VE CEHENNEM OBRUKLARI
Jeolojik oluşumlarıyla her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan obruklar, yeraltı derelerinin yol açtığı kimyasal erozyon ve tavan çökmesi sonucu meydana geldi. Cennet Çöküğü; 250 ve 110 metrelik çaplara, 70 metre derinliğe sahip devasa bir çukur niteliği taşıyor. Tabanındaki mağara girişinde yer alan kilise, V. yüzyılda Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen inşa edildi. Tabanına 452 basamaklı taş merdivenle inilen mağaranın son noktasından yeraltı deresinin sesi duyulabiliyor. Cehennem Çukuru; Cennet çöküğünün 75 metre kuzeyinde konumlanan obruk, 128 metre derinliğe sahip. Kenarlarının içbükey yapısı nedeniyle içerisine teknik ekipman olmadan inilmesi mümkün olmuyor.
KÜLTÜRLERİN KESİŞME NOKTASI
Silifke'nin 30 kilometre kuzeyinde bulunan Uzuncaburç, antik dönemde Olba krallığının ibadet merkeziydi. M.S. I. yüzyılda Romalıların bölgeye hakim olmasıyla Diokaiseria adıyla bağımsız bir kent statüsü kazanan alanda, antik döneme ait görkemli yapılar yer alıyor. Bölgedeki Zeus Tapınağı, mitolojik anlatılara göre Zeus'un ejderha Typhon'a karşı kazandığı zaferin anısına inşa edildi. Tapınak duvarlarında Helenistik ve Roma dönemlerinde görev yapmış 130 din ve devlet adamının isimleri yer alıyor. Yapı, Hristiyanlık döneminde dönüştürülerek kilise olarak da kullanıldı.
TAŞLARA KAZINAN TARİH
Kızkalesi yakınlarındaki Şeytan Deresi vadisinde yer alan Adamkayalar kabartmaları, M.S. II. yüzyıldan günümüze ulaşan en özgün arkeolojik eserler arasında gösteriliyor. Dik kayalık yüzeydeki 9 niş içerisine işlenmiş 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk ve dağ keçisi figürleri, dönemin inanç ve yaşam tarzına dair önemli veriler sunuyor. Cennet çöküğü yakınlarındaki Astım mağarası, dev sarkıt ve dikitleriyle dikkat çekiyor. Nem oranının yazın %85'e ulaştığı mağaranın solunum yolu rahatsızlıklarına iyi geldiğine inanılıyor. Tarsus ilçesindeki Dedeler Köyü'nde bulunan Eshab-ı Kehf (Yedi Uyurlar mağarası, Kuran-ı Kerim'deki Kehf Suresi'nde de geçmesi sebebiyle hem İslam hem de Hristiyanlık dünyası için büyük kutsal önem taşıyor. Efsaneye göre, inançları uğruna baskıdan kaçan yedi genç ve köpekleri Kıtmir, bu mağarada 300 yıllık bir uykuya dalarak mucizevi bir şekilde korunmuştur.