“Çığlığımızı Ankara’ya duyuramadık!”
Medyadaki “Anadolu Kaplanları” haberlerinde kendilerine epey yer bulan Denizlili sanayiciler, şu sıralar dramlarıyla gazete sayfalarında ya da ekranlarda boy gösteriyor. Önce Denizli’nin köklü kuruluşlarından Deba’nın batışı, ardından Funika Tekstil’in sahibi Nuri Sözkesen’in intiharı, gözleri Denizlili işadamlarına çevirdi.
Ne olmuştu da dünya havlu - bornoz üretiminde önemli bir yere sahip Denizli, böylesine sıkıntılı bir sürece girmişti? Yoksa Denizlili sanayici, Uzakdoğu baskısının üstüne gelen global krizle birlikte havlu mu atıyordu? Bu soruları, Denizli’nin çıkardığı en büyük şirketlerden biri olan Eke Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Eke’ye yönelttik.
Eke, bir yandan kapı komşusunu (Nuri Sözkesen) kaybetmenin üzüntüsüyle bir yandan da Denizlili kaplanların bugün düştüğü durumdan sohbetimiz boyunca oldukça duygusal tepkiler verdi. Başta kendisi olmak üzere hemşehri hiçbir sanayicilerin “asla havlu atmak niyetinde olmadığını” söyleyen Eke’nin aklında, mevcut sorunların üstesinden gelmek için bir yol haritası da var…
Tekstil sektörünün önde gelen şehirlerinden Denizli, son dönemlerde üzücü olaylarla anılıyor. Funika Tekstil’in sahibi Nuri Sözkesen’in intiharı, Deba’nın batışı ve yılların sanayicisi Esat Sivri’nin gözyaşları… Sektörün içinden biri olarak bu kötü tabloyu neye bağlıyorsunuz?
Maalesef şu aralar hep kötü olaylarla anılmaya başlandı Denizli. Bir zamanların çalışmaktan başka bir şey düşünmeyen Anadolu kaplanları, Esat Ağabey’in dediği gibi şu an maalesef “Anadolu Eşekleri” oldu. “Anadolu Kaplanlığı” devam eden başka iller var çünkü onların şartları aynen hatta eskisinden daha iyi şekilde devam ediyor. Kimsenin kazancında gözümüz yok ama Denizli’den ne istediklerini anlamış değiliz. Tekstilin bu kadar mükemmel ve eksiksiz biçimde kümelendiği başka bir sanayi bölgesi yok dünyada.
Denizlili sanayicinin çöküşünü başlatan süreç nedir sizce?
Her şey 5084 sayılı teşvik yasasıyla başladı. Meclis’te bizi iyi temsil edemeyenler karşıdan baktı, çığlıklarımızı hiç kimse duymadı ya da duymak istemedi. Üstüne global kriz de eklenince, ortaya bu tablo çıktı.
Halbuki 1950’lerden beri ekonomisinde paylaşımı en iyi uygulayan illerin başında gelir Denizli. Dünyada tekstil konusunda know-how’u en yüksek; işverenin, beyaz ve mavi yakalının birlikte yaşadığı başka yer yok. Artık kimsenin yatırım yapma hevesi de kalmadı. Çığlığımızı duyuramadık Ankara’ya. Konya, Kayseri, Gaziantep’in teşvikli iller sıralamasında ikinci bölgede olup da Denizli’nin üçüncüde olmasını hala anlayamıyoruz. “Diğer şehirler desteklenmesin” demliyorum ama ne taksiratı vardı da ayırdılar onu anlayamadık.
O zaman bu şehirdeki birçok sanayicinin sıkıntısı devam ediyordur…
Şu anda sıkıntısı olan var, (sayıları az da olsa) olmayan da! Ya da sıkıntısı olup da bunu saklamaya çalışan da var. Çünkü insanlar yıllardan beri çırpınıyor.
Fiyat tutturamıyoruz. Bir tarafta elektrik yüzde 50 indirimliyken bizde indirim olmaması sıkıntı yaratıyor. Nitekim birçok sanayici bunun altında ezildi.
Umutsuz musunuz şimdi?
Bizler yine sırt sırta verip bu işlerin hakkından geliriz. Ancak tek isteğimiz, bizleri yönetenlerin gölge yapmamaları, mevcut imkanlardan ve teşviklerden bizleri yararlandırmaları. Çünkü bu sadece bizim değil, Türkiye’nin sorunudur.
Kimse “tekstili artık Çin yapsın” diyemez, dememeli.
Bundan sonrası için neler söyleyeceksiniz? Denizlili işadamları olarak bir araya geldiğinizde çözüm üretebiliyor musunuz?
Hep aynı şeyi konuşuyoruz… Dün konuştuklarımız neyse, bugün de aynı şeyi konuşuyoruz. Başka konuşacak bir şey yok ki! Yatırım yapabilmek için para kazanmak lazım.
Son ekonomik gelişmeler Eke Tekstil’i nasıl etkiledi? Cironuzda ne oranda gerileme oldu?
Bu krizden etkilenmemek mümkün değil çünkü ihracatımızın yüzde 80’ini krizin merkezi Amerika’ya yapıyoruz. Bir avantajımız, komisyonlu müşterimizin olmaması. Mağaza zincirlerine direkt satış yapıyoruz. Bu krizde müşterilerimiz gitmedi, sadece satışlarındaki düşüşe bağlı olarak siparişlerini azalttılar. Bununla övünüyoruz. Şimdi uçakla mal istiyorlar zira raflarda mal kalmadı. Ekim yüklemelerini ağustosta, aralık yüklemelerini ekimde istediler, demek ki bir tüketim başladı.
Tekstile ömür biçildiği şu günlerde Hamam adını verdiğiniz bir markanızın olması elinizi güçlendiriyor mu?
Kesinlikle evet ama ben tekstile ömür biçilmesine de katılmıyorum. Evet, Hamam bizim en isabetli yatırımlarımızdan. Ona adeta bir bebek özeniyle bakıyoruz. Çünkü büyüyüp, serpilince onun bize bakacağını düşünüyoruz. Bu markayı emin adımlara büyütmek istiyoruz. Kriz döneminde “Allah’tan bu markaya yatırım yapmışız” dedik. “Bu marka üzerinden mi karnımız doyuyor” derseniz “hayır”. Bu, işimizin çok küçük bir kısmı ama bugünkü konjonktürde böyle bir yatırım yapmayı hayal bile edemezdim. Böyle bir işe finansman ayırmak, bugünün koşullarında mümkün olmazdı zaten.
Eğer markalaşmaya gitmeseydiniz, bugün kendinizi nasıl konumlandırırdınız? Gelecek endişeniz olur muydu?
Ben şuna inanırım… Ne iş yapıyorsanız, en iyisini yapmaya çalışacaksınız. Kazanç nasılsa bir şekilde gelir. Yaptığımız işler de ortada, müşterilerimiz bizden son derece memnun.
On yıl önce çıktığınız Hamam yolculuğundan memnunsunuz yani.
Hamam, inanılmaz mesafe kat etti ama bu bilançolara henüz yansımadı. Hala markayı besliyoruz. Çünkü insanlara bir hayal pazarlıyoruz ve bunu çok iyi yapmak zorundayız. İnsanlar bizim hayal ettiğiniz ve ortaya koyduğunuz her üründe, kendilerine ait bir şeyler bulacak ve tercih edecek. Ürün son derece düzgün ve hatasız olacak ki tüketici seçsin. Geldiğimiz nokta, bunları başardığımızı gösteriyor. Hamam’ın yüzde 75’i yurtdışına satılıyor. Mesela en son İngiltere’nin Harrods mağazalarından, Hamam’a Corner teklifi aldık. Bu bizim için önemli bir adım. Şu anda Paris’te çok iyiyiz. Moskova’da kuvvetliyiz, daha da kuvvetleneceğiz. Hedefimiz, Dubai’ye corner olarak girmek. Robert De Niro’nun SPA oteline ürün verdik. Burada Kenzo ile yarıştık ve ipi biz göğüsledik.
İç piyasada durum nasıl?
İç piyasamız yok denecek kadar az ama önemli projelerimiz var. İstanbul’da Tepe Home’larda varız. Ana yerimiz Adres İstanbul ve buradaki ilgi, gayet iyi. Çok az noktada varız. Aslında çok noktada olmayı düşünüyoruz. Bu yıl otel, tekne ve yat projeleri aldık. Halkımızın bir havluyu 10 yıl kullandığını var sayarsak iç piyasa pek verimli olmuyor tabii.
Frene mi bastınız büyüme konusunda?
Tabii, kesinlikle öyle… Çünkü yarın ne olacağını bilemiyoruz. Mevcutları koruyalım, yatırımları ondan sonra düşünürüz. Yoksa Anadolu Yakası’nda Bağdat Caddesi’nde bir mağaza açmak istiyoruz ama biraz bekleyeceğiz.
KUTU 1
“Hedefimiz işten çıkardığımız arkadaşları geri almak”
Tüm bu yaşananlar Eke Tekstil’in istihdamını nasıl etkiledi?
Amerika yüzde 80’ini oluşturuyor. Üretimimizin geri kalanını İngiltere ve Japonya’ya satıyoruz yani çalıştığımız her yerde kriz var. Amerika ile ağırlıklı çalıştığımız için krizden ilk etkilenen firmalardan biri olduk.
Hiç istemeden 100 çalışanımızla yollarımızı ayırdık. Çalışan sayımız 500’den 400’e düştü. Hiç istemediğimiz halde bunu geri kalanların selameti için yapmak zorunda kaldık. Çünkü siparişlerin azaltılmasından kaynaklanan yüzde 33’lük üretim kaybımız oldu. Hazirandan beri siparişler arttığı için eski düzenimize döndük.
Üretim arttığını söylediniz, eski çalışanlarınızı geri çağırmayı düşünüyor musunuz?
Hepsinin adresi bizde, en büyük hayalimiz en kısa zamanda onları geri çağırmak çünkü eleman çıkarmak, insanı fazlasıyla üzüyor. Çünkü hep beraber buralara geldik. İşten çıkardığınız insanların boynunu büküp “tek suçlu biz miydik” dercesine bakmaları beni gerçekten çok üzdü.
KUTU 2
Demir ticaretinden tekstile geçti
• Ankara’daki Amme İdaresi Enstitüsü mezunu Haluk Eke iş yaşamına, ilk olarak aile mesleği demir ticaretiyle başlamış.
• Demir ticaretiyle uğraşırken tekstile ilgi duyarak 1990’da tekstil sektörüne yatırım yapmış. İlk ihracatını iki yıl sonra yapan Eke, bugün üretiminin önemli bir bölümünü bu yolla satıyor.
• “Geriye baktığımda iyi ki bu sektöre girmişim” diyen Eke, bu sevgisini şu sözlerle açıklıyor: “Tekstili o kadar seviyorum ki bazen eşim ‘saat kaç oldu hala gelmedin’ diye sitem ediyor. İlk yıllar bir makine arızalanırdı, başından ayrılamazdım. Demir ticaretiyle uğraşırken de akşam olsa da eve gitsem derdim.”
• İşten arta kalan vakitlerinde yürüyüş yapan ve tenis oynayan Eke, balık tutmaktan da büyük keyif aldığını söylüyor.
KUTU 3
Dergiye kapak oldu
Bu arada Amerika’da bir Restoration Hardware adlı bir zincir mağazanın dergisine kapak oldunuz…
Evet, orası yılda 8-8.5 milyon dolar ihracat yaptığımız bir firma. Derginin yaz sayısı için beni Amerika’ya çağırdılar. Başta çok ciddiye almadım. Daha sonra yazışmalar devam etti ve Denizli’de katalog çekimlerini yapan çocuklar, fotoğraflarımı çekip Amerika’ya gönderdi. Derginin kapağı bilboardlarda yayınlandı. Bu sayede de birçok butik, bizden mal istemeye başladı.
Orada da meşhur oldunuz yani…
Denizli’den ve Türk havlusundan bahsediyor olması benim için önemli. Şu anda Amerika’da bizimde ürün verdiğimiz bir firmanın katalog kapaklarında, mağaza vitrinlerini süsleyen kocaman afişlerinde, Eke Tekstil’den ve Denizli’den bahsediyor. Orada yaşayan insanlar (özellikle Türkler) vitrinlerin önünde durup hatıra fotoğrafı çektiriyorlar ve “sizinle gurur duyuyoruz” diyorlar. Türk pamuğunu, Denizli havlusunu mağazalar iyi fiyatlarla pazarlayabiliyorlarsa,
perakende müşterisi yüksek fiyatlarla bu ürünleri alıp evine gidiyorsa, bu iş devam eder.