Hindistan'daki bağımsızlık mücadelesi 20. yüzyılın ortalarında Gandi ve Cinnah'la başladı sanılır ama bu doğru değil. İngilizlere karşı bağımsızlık ateşi onlardan neredeyse bir yüzyıl önce hem de bir kadın tarafından yakılmıştı. Bu kadın Awadh Krallığı Begümü Hazret Mahal'di. Hazret Mahal'in hikayesi Fransızca yazılan ve Türkçeye de çevrilen bir romanla ölümsüzleştirildi:
Begüm. Everest Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan kitabın yazarı da en az kahramanı kadar ilginç bir isim: Kenize Murad; 33. Osmanlı Padişahı Sultan IV. Murad'ın torunu.
Begüm, Kenize Murad'ın ilk romanı değil. Daha önce iki roman yazan yazar
Saraydan Sürgüne'de sürgünde ölen annesini,
Badalpur Bahçesi'nde kendi çocukluğunu anlatmıştı. Her ikisi de çok satanlar arasına giren bu kitaplardan ilki tam 34 dile çevrildi. Kenize Murad bu kez kahramanını aile fertleri arasından seçmemiş ama seçtiği kişi ailesine çok da yabancı da değil; babasının şehri olan Lucknow'da yaşamış bir kahraman o. Kenize Murad'la kitabı hakkında konuştuk.
- Önce annenizin hayatını, sonra kendi çocukluğunuzu anlattınız. Bu defa büyüdüğünüz şehir olan Lucknow'da yaşamış bir kadının mücadelesini romanlaştırdınız. Sizi yazarlığa iten, bu kitapları yazmaya sevk eden duygu neydi?
- Başlangıçta gazeteci olarak çalıştım, çok uzun süre. Halen bazı gazeteler için makale yazıyorum. Sonra romanlar yazmaya başladım. Çünkü Fransız toplumuna kökenlerimi açıklamak istedim. Beni yazar olmaya Batılıların Doğu hakkındaki cahilliği zorladı.
- Begüm ailenizden biri miydi?
- Hayır değildi. Ama babamın şehrinde yaşamış bir kahramandı. Onun hikayesini ve daha önce hiç yazılmadığını da biliyordum. O bir kadın olarak erkek egemen bir toplumda İngilizlerin baskısına karşı çıkan ilk kişiydi. Müslüman kadının erkeklerin baskısı altında yok olmadığını göstermişti. Bağımsızlık bayrağını o açmıştı ki bu bağımsızlık ancak 90 yıl sonra mümkün oldu. Gandi ve Cinnah ondan 90 yıl sonra gerçekleştirdiler bağımsızlığı. Bu kadar önemli bir figür olmasına rağmen benim romanım Begüm hakkında yazılmış ilk roman.
BATI, MÜSLÜMAN KADINLARI TANIMIYOR
- Garip gelmiyor mu insanlara? Hindistan gibi erkek egemen bir toplumda bu önemli mücadeleyi kadın bir kahramanın vermesi?
- Dünya Müslüman kadınları tam olarak tanımıyor ve anlamıyor. Ben kitabımda açık fikirli ve gelişmeci bir Müslüman kadının portresini çizdim. İçerisinde yaşadığı toplumu dönüştürmeyi ve uluslararası politikayı etkilemeyi başarmış bir kadın bu. Hikayesi hem akla hem de kalbe hitap ediyor.
- Peki nasıl keşfettiniz kahramanınızı?
- Hazret Mahal babamın şehri olan Lucknow'da yaşamıştı. Benim ailem de onunla birlikte savaşmış, savaşta ona yardım etmişti. Ama yine de romanımı yazabilmek için iki yıl boyunca belge topladım. Bulduğum belgelerin önemlilerini kitaba koydum.
- O zaman kitabınız için bir tür belgesel roman diyebilir miyiz?
- Denebilir. Kitapta anlattığım olayların hepsi tarihi gerçeklere uygun. Zaten gazetelerden ve diğer kitaplardan da alıntı yapıyorum. Yalnızca kahramanlarımın duygularını anlatırken hayal gücümden yararlandım. Dolayısıyla romanım hakkında tarihi roman tanımlaması daha uygun düşüyor. Ama bir tarihi roman olmasına rağmen günümüzle çok bağlantılı konuları işledim.
- Romanınızın günümüzle bağlantısına geleceğiz ama önce şunu sormak isterim. Çok kaynak bulabildiniz mi Begüm hakkında.
- Begüm, Lucknow'da çok iyi tanınıyordu. Güzel, zeki, becerikli ve kahraman bir kadın olarak arkasında izler bırakmıştı. O zamanlar Lucknow, Hindistan Devrimi'nin merkezi ve Begüm de bu devrimin lideriydi. Bir başka şekilde söyleyecek olursak Begüm, Hindistan'daki devrimin ruhuydu. Savaşta ölmüştü. Gazetelerde hakkında haberler çıkmış, makaleler yazılmıştı. Daha da önemlisi kendi torunları ve savaşta ona destek olmuş ailelerin torunları halen hayattaydı. Gittim ve onlarla tek tek görüştüm. Bir tür sözlü tarih çalışması yaptım.
- İngiliz kaynaklarından da yararlandınız mı?
- Savaşan taraflardan biri olduğu halde İngiliz kaynakları bu konuda çok yetersizdi. Adeta görmezden gelmişlerdi onu. Oxford gibi pek çok İngiliz kütüphanesinde araştırma yaptım. Hemen hemen hiçbir şey bulamadım. Hep yaptıkları gibi kendilerine karşı çıkan bu kadını yok saymaya çalışmışlardı.
- Bu durum sizi zorlamadı mı?
- Aslında benim şöyle bir amacım var. İngilizler bu olayları değerlendirirken Hindistanlıların bakış açısını yok sayıyorlar. Bu ve benzeri konularda yazılmış bütün kitaplar İngilizlerin ya da daha genel bir ifadeyle Batılıların gözünden yazılmış. Hatta Hindistanlıların yazdığı kitaplarda bile kolonileştirilmiş bir aklın izleri görülüyor. İngilizler yalnızca Hindistan'ı değil Hindistanlıların beynini de fethetmiş. Bunun etkileri halen sürüyor. Ben bunun dışında bir roman yazdım. Bu arada Türkiye'de olduğunuz için şanslısınız, çünkü hiçbir zaman kolonileştirilmedi. Bu yüzden kolonileştirilmiş akıl dediğimiz şey Türkiye'de yok.
- Kolonileştirilmediğimiz doğru ama Türkiye'de kolonileştirilmiş akıl yok demek epey iddialı olur. Kitabınız İngilizce'ye çevrildiğinde nasıl karşılanacağını umuyorsunuz?
- Bu kitabım henüz çevrilmedi ama geçmişte yaşadığım acı bir tecrübe var.
Saraydan Sürgüne adlı kitabımın İngilizce çevirisinde çevirmen 60 sayfayı İngiliz karşıtı olduğu gerekçesiyle çıkarmıştı.
- Kaç sayfaydı kitap?
- 600 sayfaydı. Yani çevirmen kitabın onda birine sansür uygulamıştı. Bunu yapmaya hakkı yok. Bu ne ahlaki ne de hukuki bir davranış. Bunu fark edip düzelttik.
GÜNÜMÜZDE YAŞANANLARA DA IŞIK TUTUYOR
- Kitabınızın bugünle bağlantılı olduğu konusuna değinmiştik. Bu konuyu biraz açabilir miyiz? - Müslüman toplumlara baktığınızda genellikle uyum ve hoşgörü içerisinde olduklarını görürsünüz. Elbette bu kadar geniş bir yelpazede bazı aşırı uçlar da olacaktır ama Müslüman toplumları bu aşırılıklardan ibaret değildir. Batılılar bunu görmek istemiyor. İslam'da terörizmi haklı gösterecek hiçbir şey bulamazsınız yani bu aşırılıkları İslam'a mal etmek büyük haksızlık.
- İki yıl ABD'de yaşamış biri olarak söylediklerinizi anlıyorum. Batı kamuoyunda çok yanlış bir İslam ve Doğu algısı var. Ve bu algı medya aracılığıyla oluşturuluyor. Yine de kitabınızla bu algı arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?
- Benim burada anlattığım hikaye de buna benzer bir hikaye. Kitabı okuduğunuzda bugün Irak'ta, Afganistan'da ve hatta Libya'da yaşananların gerçek boyutunun bize anlatılanlardan tamamıyla farklı olabileceğine dair ipuçları bulabilirsiniz.
- Bir örnek verecek olursanız...
- Bush'un Irak ya da Afganistan işgalini meşru gösterirken söylediği sözleri hatırlayın. Sonra benim kitabımda İngiltere'yi temsilen bulunan valinin ve kumpanya temsilcisinin Awadh işgalini meşru göstermek için ileri sürdükleri gerekçeyi okuyun. Birbirine ne kadar benzediklerini göreceksiniz. İyilikle kötülüğün mücadelesi olarak sunuluyor ikisi de. Kitabımda aslında bugün yapılan pek çok tartışmaya açıklık getiriyor, bunların geçmişteki örneklerinden bazılarını gösteriyorum.
- Ve bunu edebi bir dille yapıyorsunuz. Neticede bu politik bir makale değil.
- Politik sosyal ve ekonomik düşünceleri edebi eserlerin içerisine serpiştirdiğinizde okuyucu tarafından daha kolay anlaşılıyor ve özümseniyor. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Batının doğu tarafından nasıl algılandığını anlatıyorum.
- İlk iki kitabınız, özellikle ilk kitabınız Saraydan Sürgüne milyonlarca sattı.
- Evet ilk kitabım, 34 dile çevrildi ve büyük bir 'best seller' oldu. İkincisinin ve bunun da aynı yolda olduğunu umuyorum. İlk kitabım, İngilizce çevirisi iyi olmadığı için İngilizce konuşulan ülkelerde beklediğim ilgiyi görememişti. Umarım bu defa görür.
- Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap var mı?
- Bu kitaba çok emek harcadım. Belge ve bilgileri toplamak çok zamanımı aldı. Şu sıralar yayımlanışının keyfini sürmek istiyorum. Biraz da tembelim sanırım. (Gülüyor).