Psikolog
yazar Üstün Dökmen, son kitabı
Metrestepe'de hayli ilginç bir kurgu işliyor. Görünürdeki bir 'metres' hikayesinin ardında, toplumsal ve bireysel ahlak, sadakat gibi konuları yorumluyor. Hikayesi aracılığıyla, bugünle Kurtuluş Savaşı arasında gidip gelen bir anlatımın da yardımıyla, bu kavramların zaman içinde farklılaşan algılanışları üstüne ders çıkaran bir kafa yormaya girişiyor.
Hikaye günümüzün iş bitirici, ancak belirli bir iş ahlakına sahip, muhafazakar işadamlarının tipik bir örneğini odak noktasına yerleştiriyor. 30 yıllık evli, torun sahibi, zengin Abdülrezzak Bey, bir gün kendisini de şaşırtan bir şekilde bir metres sahibi oluyor ve olaylar da onu kendi yaptırdığı villalardan oluşan sitedeki bir villaya yerleştirmesiyle başlıyor. Site bir zamanlar Kurtuluş Savaşı'nın yaşandığı Metristepe'ye baktığından Metristepe adını taşımaktadır ancak zamanla buraya yoğun olarak işadamlarının metresleri yerleşmeye başladığından, halk arasında Metrestepe olarak anılmaya başlanır. İşin ilginç yanı işadamının dedesi de en yakın arkadaşlarıyla birlikte ölümüne bu tepelerde savaşmıştır. O askerlerin torunları ise günümüzde hikayemizin kahramanı olan inşaatçı işadamı, bir mafya patronu, her ikisi de cezaevinde olan bir albay, bir siyasi gazeteci, örnek bir öğretmen gibi çeşitli yapılarda kişilerden oluşmaktadır.
SADAKAT Mİ TUTKU MU?
Abdülrezzak metresini yerleştirdiği eve ne zaman gelse, savaş meydanındaki dedesini anımsar ve bilinç altında hissettiği, fakat farkında olmadığı suçluluk duygusu nedeniyle daha önceki zamanların aksine cinsel hayatında başarısızlık yaşamaya başlar. Bu arada karısının yanındaki geleneksel koca tutumu ile metresinin yanındaki sevgili hallerini sorgulamakta ve bu değişen tavırlarına kendisi de şaşırmaktadır.
Öyküde Abdülrezzak'ın hem metresinin hem de karısının evindeki bu farklı hallerine tanık oluruz. Bu arada metresinin çocukluğundaki sırlarını da öğreniriz. Öte yandan sesini çıkarmasa da Abdülrezzak'ın karısı da kocasının ihanetini keşfedecektir.
Bu arada devreye metresinin kendi kimsesiz çocukluğunu gördüğü kimsesiz bir kız da girer. Abdülrezzak giderek bağlandığı metresi ve karısının arasında sıkışmakla kalmaz, dedesine karşı duyduğu adı konulmamış bilinç altı suçluluk duygusu nedeniyle de bir tür bunalıma girer. Taraflar artık bir karar vermek zorundadır.
Kazanan ahlak ve sadakat gibi erdemler mi, yoksa aşk ve tutku gibi duygular mı olacaktır?
METRES VE METRİS
Üstün Dökmen, günümüzün tipik bireylerini simgeleyen karakterleri aracılığıyla, dün ve bugün arasında gidip gelerek, büyük ahlaksal sorular soruyor ve günümüzün materyalist dünyasında kaybolan manevi değerlerlerin yitiminin yarattığı sonuçlara dikkat çekiyor. Çarpıcı bir kontrast yaratmak amacıyla, dünün Kurtuluş Savaşı'nın yaşandığı yerde, bugün metreslerin yaşadığı bir villa sitesi konuşlandırıyor. Bu arada metris ve metres arasında yaptığı kelime oyunundan da bahsediyor: "Metris, savaşta kullanılan ahlaki bir korunaktır.
Metres ise genelde, barışta kullanılan ahlak dışı bir korunaktır." Hikayenin geriye dönüşlerinde karşılaştığımız savaşmakta olan 'dedelerin' şu naif diyaloglarıyla ise adeta bugüne mesaj yolluyor; "Büyükler diyor ki, bina ve zina kıyamet alametiymiş. Bina ve zina artınca, üstümüzden ırak, kıyamet kopacakmış."
Öte yandan Abdülrezzak'ın tek vicdan muhasebesi metresi nedeniyle değil, yaptığı ticaretle ilgili de oluyor. Nakit sıkıntısını yabancılara toprak devrederek gidermek zorunda kaldığında ilk yorumunu adeta kendisi değil de vicdanı yapıyor: "Desene, dedelerimizin savaşarak kazandıkları yerleri, parayla satıyoruz şimdi."
Romanda irdelenen bir diğer durum da savaş-düşmanlık- komşuluk-dostluk gibi kavramlar oluyor. Dökmen, Yunanlılar ve Türkler arasındaki savaşı makro düzeyde diğer dış faktörlerin ışığında yorumlarken, komşudan düşman olmazın altını çiziyor.
METRESTEPE
Üstün Dökmen Remzi Kitabevi Roman, 232 s., 15 TL