Senai Demirci,
Kırk Kapının Kırk Duası adlı kitabında "Fatiha, dilimize değen en güzel duadır. Açılıştır. Yaratıcı'nın yarattıklarına açılışıdır. Yaratılanların Yaratıcı'ya kendilerini açacağı genişçe bir kapıdır" diyerek Fatiha suresinin iki yanlılığına vurgu yapıyor. Demirci, İslamiyette iyi bilinen 40 rakamını kullanıyor ve metnini 40 dünya halinden açıyor okurun önüne. Bunu yaparken, meseleyi insanın Allah karşısındaki konumu ve Allah'ın insanı nasıl konumladığı cephelerinden irdeliyor. Yazar, "Dünya toprağında tohumdur insan. Kabuğunu kırmak ister Sahibi. Yağmur diye indirir Fatiha'yı" derken de yeryüzündeki insanı, onun Allah karşısındaki konumunu ve Kur'an'ın esasları ve özeti olarak bilinen Fatiha suresini nasıl gördüğünü ifade ediyor. Kitap, insanın, yaradanını bilmesine bir övgü aynı zamanda fakat, insanın yaradanını bilmesi kadar, yaradanı karşısındaki konumunu bilmesinin önemini de vurguluyor. Önce eşikte duruyor Demirci, zaten bu bölümde Fatiha suresini nasıl gördüğünü de ifade etme fırsatı buluyor. "Fatiha suresi, insanın varoluş manifestosudur," diyor ve şöyle devam ediyor: "Hiç yoktan Bu anlamda, yeryüzüne gelmiş olmak, akılla kalbin arasında sınandığımız bu hayatı, bu çölü geçmek zorunda olmak temalarına değinirken, hem teselliyi söylüyor yazar Demirci, hem de yeryüzü çölünde Fatiha'ya sığınarak kapıları tek tek açıyor. Yalnızlığın ardından gelen kapı, yabancılık kapısı. Yazar, "Fatiha suresi, Allah'ın yanı başında sabırla ve şefkatle duruşudur. Yabancısı olduğun bu diyara alıştırmasıdır seni. 'Yalnız değilsin...' deyişidir" diyor bu kapıda.
BEN DENİZİNDE YAŞAMAK
Bilindiği gibi Fatiha suresi övgü ve dua olmak üzere iki bölümden oluşur. Tam da anlamsızlık kapısına geldiğinde, "Yerinde olsaydım, derdim ki 'Elhamdulillah'...' Çünkü insan diye varoluşun hiç beklenmedik bir sonuçtur" diyor yazar ve insanın terk edilmişliğiyle, ümitsizliğiyle devam ederken kapıları açmaya, ümitsizlikte ve terk edilmişlikte gördüğü hamdü senayı anlatarak devam ediyor okura. Bundan sonra açılan kapılar artık nedeni ve nasılıyla ilişkisi azalmış insanın yeryüzündeki sonsuz aldanışlar, gaflet ve baştan çıkmaları üzerine yoğunlaşıyor. Yazar diyor ki, "Kıyısız ve sınırsız bir 'ben' denizinde yaşıyorsun. Bu yüzden aldandın. Unuttun. Ki unutkan konulmuş adın. 'Unutkan' demeye de gelir 'insan'." Demirci, bir yandan insanın dünya üzerindeki aldanışını, baştan çıkmalarını anlatırken, bir yandan da Fatiha ile yoğruluşunu serimliyor; Fatiha suresinin adeta her bir hecesini ele alıyor. Nihayetinde geldiği yer, insanın yaradanı karşısındaki sorumluluğu ve konumu olmakla birlikte, yaradanın da insanı nasıl halk ettiği, övdüğü, sevdiği nokta oluyor. Mekke'de tam olarak inen ilk sure olan, yedi ayetten oluşan ve beş vakit namazın her rekâtında, günde 40 kere okunan Fatiha suresini anlattığı kitabında yazar okura, "Duasın Sen. Yokluktan varlığa açılmış nazenin bir avuçtan ibaretsin. Fatiha'nın göğsüne yasla dudağını. 'Kitabın annesi'nden emzir ümitlerini" diyor.
"Hiç yoktan var edilmiş insanın, hiç yoktan var edilmişliğine mukabelesini kelimelere döker. Varlığını kendine sürpriz diye bilen insanın, kendi varlığına hayretini ifade eder. Her şeye muhtaç olan kulun, hiçbir şekilde hiçbir şeye muhtaç olmayan Yaratıcı karşısındaki duruşunu tablolaştırır."