ABD'nin yaşayan en önemli entelektüellerinden biri olarak görülen Joan Didion,
The Year of Magical Thinking (O Yılın Büyüsü) adlı romanında kendisi gibi yazar olan eşi John Gregory Dunne'un ölümüne değiniyor, yaşam ve ölümle hesaplaşmasını anlatıyordu. 2005 tarihli kitap, çiftin tek kızları olan Quintana Roo Dunne'un 39 yaşında yaşamını yitirmesinden sonra basılmıştı. Yazarın 2011 yılında yayımladığı
Blue Nights adlı kitabı ise geçtiğimiz aylarda Türkçeye
Mavi Geceler olarak çevrilerek raflardaki yerini aldı. Bu yıl 81 yaşına basan yazar bu kez genç yaşta kaybettiği kızının ardından önce ona dair hatıralarla sonra kendiyle, yaşlanmakla ve tüm unutamadıklarıyla hesaplaşmaya girişiyor. Kitap, bu acı kaybın ardından geriye kalanları anlatıyor. Didion, hesaplaşmasına Quintana'nın 26 Temmuz 2003'teki evlilik töreniyle başlıyor. Manhattan'da mutlu bir gün. "Sırtından sarkan kalın saç örgüsüne beyaz Madagaskar yaseminleri dolamıştı. Başına tülden bir duvak atınca yaseminler saçtan kurtulup yere döküldü. Omzunun hemen altındaki yasemin ıtırı dövmesi tülün altından görünüyordu... Salatalıklı ve su tereli sandviçler, Payard'dan alınma şeftali rengi bir pasta ve pembe şampanya da vardı. Hepsi onun seçimi. Duygusal seçimler, anımsadığı şeyler. Onları ben de anımsıyordum." Didion'un anımsadıkları onu küçük kızı ve eşiyle birlikte yaşadığı Hawaii günlerine götürüyor. Sadece Hawaii günleri değil, kitap boyunca yazarın yaşamının çeşitli evrelerinden hatıralarıyla yüzleşmesine tanık oluyoruz. Anımsadıkları, ona o an yaşanırken, o anın değerini takdir etmekte ne kadar yetersiz kaldığını hatırlatıyor. O anın kıymetini bilememiş olmak, yazarın yüzleşmeyi asla göze alamadığı bir şey. Bu yüzden anımsamak istemiyor, çaresizce unutmanın yollarını arıyor: "Harika anılarınız var, dedi insanlar sonradan, anılan teselli olabilirmiş gibi. Anılar teselli değil. Anılan tanımı gereği geçmiş zamana, yok olmuş şeylere ait. Anılar dolaptaki Westlake formalar, solmuş, çatlamış fotoğraflar, artık evli olmayan insanların düğün davetiyeleri, yüzleri aklından uçup gitmiş kişilerin cenaze törenlerinin çağrıları. Anılar artık anımsamak istemediğin şeyler."
AYDINLIĞIN ÖLMESİ
John Didion ve John Gregory Dunne, Quintana'yı henüz küçücük bir bebekken evlat ediniyor. Yaşamı boyunca borderline kişilik bozukluğu çeken Quintana, evlendiği yıl geçirdiği gribin ardından suni komaya giriyor ve uzun süre solunum cihazı yoluyla nefes alabiliyor. Ve zorluklarla geçen 20 ayın sonunda yaşamına veda ediyor. Baba John Dunne ise rutin hastane ziyaretlerinden birinin dönüşünde akşam yemeği için oturduğu sofrada kalp krizi geçirerek hayata veda ediyor. Domingo yayınevi tarafından Püren Özgören çevirisiyle yayınlanan kitaba adını veren Mavi Geceler, belli bölgelerde yaz gündönümü öncesinde ve sonrasında, alacakaranlığın uzadığı ve mavileştiği, sadece birkaç hafta sürecek zaman diliminde yaşanıyor. Yazar mavi geceleri aydınlığın ölümünün tam zıddı, aynı zamanda da ona dair bir uyarı olarak görüyor. "Aydınlığın ölmesinden sakınabilir, paçayı kurtarabilir misin? " diye soruyor. Didion'un diğer kitaplarında olduğu gibi Mavi Geceler'de de metin boyunca tekrar edilen bir mantra bulunuyor. "Ölümsüzlükten söz ederken çocuklarımızdan söz ederiz..." Yazar, bu sözüyle çocuklara karşı anne ve babaların duyduğu sorumluluktan bahsediyor. Çocuklarının zarar görmesinden duyulan korkudan... "O doğduktan sonra korkmadığım tek bir an bile olmadı. Yüzme havuzlarından, yüksek gerilim hatlarından... Korkunun kaynağı aşikardı: Ona bir zarar gelme olasılığı." Bir anne olarak üzerine düşen görevi yerine getirdi mi? Kızına iyi baktı mı? Kızını yeterince sevdi mi? Didion kitap boyunca bu soruların yanıtlarını bulmaya çalışarak kurtuluş yolu arıyor. Acılardan sağ çıkmanın yolu olarak görse de günün sonunda bu soruların yanıtlarını bulmanın mümkün olmadığını görüyor. Çünkü... "Kaybedilen çoktan kilitli kapıların ardında..."
KİTAPTAN
"Şuan hissettiklerimin ne olduğunu biliyorum. Acizliğin ne olduğunu, korkunun ne olduğunu biliyorum. Bu, kaybedilmiş olan için duyulan bir korku değil. Kaybedilen duvardaki yerini aldı bile. Kaybedilen çoktan kilitli kapıların ardında. Korku hâlâ kaybedilecek olan için. Orada kaybedilecek hiçbir şey göremiyor olabilirsiniz. Ama işte, Quintana'nın ömrünün tek bir günü yok ki, gözümün önüne gelmesin."