Cadılar, cinler, periler, hortlaklar, vampirler gibi doğaüstü yaratıklardan ve spiritüalizm gibi akımlardan beslenerek okurda korku hissi uyandıran; olayları, olguları ve bastırılmış ruh hallerini açığa vuran edebî edebiyat türüne gotik edebiyat adı veriliyor. Batı edebiyatına 18. yüzyılda İngiliz gotik romanlarıyla yerleşen tür hızla gelişim gösteriyor ve korku endüstrisini doğuruyor. Türk edebiyatında gotik unsurların anlatının ana eksenini oluşturduğu romanların yayımlanması ise Batı edebiyatında türün ortaya çıkışından yaklaşık iki yüzyıl sonrasına rastlıyor. Korku uzun yıllar boyunca sadece yüksek edebiyatın değil popüler neşriyatın da uzak durduğu bir tür oldu. Ömer Türkeş'in Korkuyu Çok Sevdik Ama Az Ürettik başlıklı köşe yazısında ifade ettiği gibi türün beslendiği ana kaynak olan doğaüstü yaratıklar ve mistik inançlar Anadolu ve İslam kültüründe de var olmakla birlikte bu unsurlar zihinlerimizde dilden dile aktarılan cin, peri hikâyeleri olarak kalıyor ve Batı'daki anlamıyla bir gotik edebiyat doğurmuyor. Dinî boyutun ötesinde toplumsal şartlar bakımından da Türk kültürü ile Anglo-Sakson kültür arasında gotik hayal gücünü besleyen ciddi farklar bulunuyor.
LK ÖRNEKLER HÜSEYİN RAHMİ'DEN
Tüm Türkiye, Balkanlar, Asya, Ortadoğu üçgeninin geçiş noktası olarak oldukça zengin bir korku mitolojisine sahip. Anadolu'nun hangi köyüne giderseniz gidin dede, hortlak, cin vs. hikayelerini bol bol dinleme imkanınız var. Yatırlar, cinler, albastılar, Gulyabaniler, altından geçeni çarpan kanlı kavak ağaçları, Cazular... Saymakla bitmiyor. Ancak korku edebiyatı gibi fantastik türler yeterince ciddi bulunmadığı için gotik öğeler barındıran hikayeler genellikle yazıya aktarılamıyor, sözlü olarak yaşamını devam ettiriyor.
İHüseyin Rahmi Gürpınar bu türe ilişkin ilk örnekleri vermiş yazar. Gulyabani (1911) ve Cadı (1912), Mezarından Kalkan Şehit (1928), Dirilen İskelet (1946), Ölüler Yaşıyor mu? (1973) bu eserlerden bazıları. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ı Ali Rıza Seyfi ve Kerime Nadir'in gotik roman örnekleri izliyor ancak sınırlı sayıdaki çalışmanın ardından Türk edebiyatında gotik türü derin bir sessizliğe bürünüyor. 80 sonrasına dek süren bu kıpırtısız dönemin ardından her geçen gün artan bir ilgi ile gotik roman türünde çalışmalar yayınlanmaya başlıyor. 80 sonrası dönemde Farah Yurdözü'nün Madrit'te Metafizik Aşk ve Yaşam Bir Korku Filmidir; Elif Karakaş'ın Lanetli Genler ve Ve Sonra Bir Gün ve Sadık Yemli'nin Muska adlı çalışmaları Türk edebiyatında gotik roman örnekleri olarak öne çıkıyor. Son yıllarda ise yerli gotik olarak adlandırılabilecek bu türe ilgi tavan yapmış durumda. Peki ama ne oluyor da cinli, perili ve hortlaklı hikayeler barındıran romanların sayısı artıyor, bu kitaplar çok satanlar listelerinden inmiyor? Yazar
Altay Öktem'e göre son dönemde bu türde yazılan kitaplarda ciddi bir artış olmasının sebebi gençlerin ilgisi ve bu artış sevindirici: "Anadolu coğrafyası, korku edebiyatı açısından çok zengin malzemeye sahip. Ayrıca korku edebiyatı her zaman okuru olan, aslında popüler bir tür. Buna rağmen yerli korku edebiyatının henüz yeterince zenginleşmemesi anlaşılır bir şey değildi zaten. Ben bu artışı uzun zamandır bekliyordum. Çünkü uzun zamandır biriken bir potansiyel, gençler arasında, hiç de azımsanmayacak bir ilgi vardı. İlk cildi 2006'da yayımlanan iki ciltlik Anadolu Korku Öyküleri, bugünlerde yaşadığımız çıkışın habercisi gibiydi. Son iki yıldır internet radyosundan yayın yapan, oldukça ilgi çeken Gerisi Hikaye adlı program, özellikle 2010'dan sonra bu türdeki yerli filmlerin sayısındaki artış, korku edebiyatına olan ilginin de arttığının göstergeleri. Toplumun hızla muhafazakarlaşmasının da bu türe olan ilginin artmasında rolü var."
İYİ KORKU İYİ EDEBİYATTIR
Öktem yayımlanan sayısız kitabın kimi vasat olsa da külliyatta dikkate değer örneklerin de bulunduğunu söylüyor: "Polisiye için söylenen, korku için de geçerli: İyi korku, iyi edebiyattır. Yerli korku elbette dünya korku edebiyatıyla karşılaştırılacak düzeyde değil. Hatta oldukça
vasat kitaplar da yayınlanıyor. Ama ortalamanın oldukça üstünde olan, gelecek vaat eden çok sayıda kitap da var. Galip Dursun'un Pusova'sı, Zeynep Çolakoğlu'nun Mina'sı, Orkide Ünsür'ün Lâmia: Kan Bağı adlı kitapları ilk aklıma gelenler. Ayrıca Galip Dursun'u özellikle takip etmek gerekiyor. Pusova ilk kitabı ama genç kuşak korku edebiyatının öncülerinden biri."
DAHA DA GÜÇLENECEK
Altay Öktem'e göre Türkiye'deki romanları yabancı edebiyatla kıyaslamak yanlış: "Henüz emekleme döneminde yerli korku edebiyatı. Ama çok umut verici yapıtlar da peş peşe yayımlanmaya başladı. Bunları genel bir başlık altında topluyoruz ama Zeynep Çolakoğlu karanlık sanatların bir temsilcisi. Bu anlamda mitolojinin günümüzle çakıştığı noktaları ele alıyor, gotik'e daha yakın bir yazar. Galip Dursun şehir fantazyasından Anadolu korku tarzına, karanlık fantazyaya uzan geniş bir yelpazede yazıyor. Şafak Güçlü dini motifleri kullanıyor. Kiminde korku, kiminde gerilim öğeleri ağır basıyor. Tüm bunlar, ileride korku edebiyatımızın çok güçleneceğine dair önemli göstergeler."