"Mimarın eli altında iri taş parçaları bulunur ve onların tertip ve tanzimi zihni işgal eder. Ressam muşambası üzerine sınırsız bir zaman için bâki kalacak renkleri tespit eder. Şair vücuda getireceği eserin terkibine dahil olacak hammaddeleri evvelce hazırlanmış bir halde lisanının kelimeleri arasında bulur. Halbuki -eskilerin ünlü bir benzetmesi ile- meşgalesi 'havaya düğüm bağlamak'tan farklı olmayan musikişinas geniş bir boşluk içinde çalışmak mecburiyetindedir. Zihnine varmakla beraber gelişiyle ayrılışı arasında çok zaman geçmeyen nağme şekilleri... İşte bir musikişinasın yegane sermayesi bunlardan ibarettir; musikişinas yalnız bu sermayesiyledir ki, kulağa hoş gelmek, duygulandırmak bazen de heyecanlandırmak için çalışacaktır..."
1871-1935 yılları arasında dünya sahnesinden geçmiş, müzik yazarı, neyzen ve bestekar Rauf Yekta Bey böyle anlatıyor müziğin ve 'musikişinas'ın içinde bulunduğu hali ve önündeki güzergahı... Bu alıntıya yer veren kitap ise Gönül Paçacı Tunçay'ın Neşriyat- ı Musiki: Osmanlı Müziğini Okumak adlı iki ciltlik eseri. Bestekar ve akademisyen Tunçay'ın Türk makam müziğinin sırlarını ve derinliğini anlattığı çalışma, Tanburi Cemil Bey, Udi İsmail Sami Bey ve Udi Mehmet Fahri Bey gibi ustaların musiki üzerine fikirlerine yer veriyor.
MÜZİĞİN YOLCULUĞU Vaktiyle yayınlanmış müzik mecmuaları, Anadolu türküleri, nota kayıtları, kuramlar, ilahiler... Paçacı, çok geniş bir perspektiften Osmanlı müziğinin zamandan, mekandan, hadiselerden ve şahıslardan geçerek bugünlere ulaşan yolculuğunu paylaşıyor.
Müzikle profesyonel olarak ilgilenenler ve konservatuvar öğrencileri için hazine değerindeki çalışmada Paçacı, Türk müziğini Batı müziğinden ayıran temel kavramları şöyle açıklıyor: "Türk müziği, öncelikle dinleme-dinleyerek ezberleme ve hafızada oluşan bu birikimlere ses ve saz talim ve icrasına uygun bir yapıdadır. Bu müziğin seslerinin yazılması ise sürece sonradan dahil edilebilecek bir husus olup, şu temel hassasiyeti de beraberinde hep taşımıştı:
'Perde' denilen yapı taşları, adeta Türk musikisinin bünyesindeki, çeşni ve makam gibi farklı gelişkinlikte tatları oluşturan hücrelerini ifade eder. Perdeler seslerin adları olmaktan öte yükseklikleri, dereceleridir ve bulundukları yerde göreli bir işlev, sorumluluk taşırlar. Perdeler yazılarak sabitlenip işitsel boyut devre dışı bırakıldığında suni bir işlemden geçirilmiş olur ki, temelde bu sorunsal daha dar bir çerçevede dilimiz için de var olmuştur. Perdeler notalardan, makamlar dizilerden fazlasını ifade ederler. Batı notasyon mantığı ile diyez-bemol konularak yazılan perdeler, daha baştan 'arızalı', yani değiştirilmiş olarak kabul edilmiş olur. Oysa her makamın kendi özgü bir şahsiyeti olan perdesi, o makamın doğal sesidir."