Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hayalin derinliklerine doğru

Bir Osmanlı düşünürü olan ’nin 110 yıl önce yazdığı A’mâk-ı Hayal (Hayalin Derinlikleri) 20. yüzyılda yükselecek olan mistik düşünce akımının ön habercilerinden biriydi. Bu kült kitap ilk kez döneminin Türkçesiyle ve özel resimlerle tarafından yayımlandı

Giriş Tarihi: 9.8.2019
Hayalin derinliklerine doğru
Osmanlı'nın son dönem münevverlerinden felsefeci, yazar, mütefekkir ve tasavvuf ehli Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'nin yazmış olduğu -özellikle o dönem için- eşi benzeri bulunmayan fantastik bir kurgu eseri olan A'mâk-ı Hayal ilk kez döneminin Türkçesi ile ve resimli olarak Turkuvaz Kitap tarafından yayımlandı. Batılı manada iyi bir eğitim almış ama gönlü Doğulu kalmış bir Osmanlı aydınının içinde bulunduğu bunalımlı arayış hikayesinin Aynalı Baba adlı münzevi ve meczup bir derviş ile tanıştıktan sonra nasıl fantastik bir maceraya, dinler ve mistik doktrinler tarihi ve tahlili niteliğinde kişisel bir varlık hakikatine ulaşma yolculuğuna dönüştüğünü anlatan masalsı bir roman olan A'mâk-ı Hayal maneviyat kitaplarının zirve yaptığı son birkaç on yılda bütün yayıncılarının da gözdesi. Coelho'nun Simyacı'sından 803 yıl, Matrix filmlerinin vizyona girmesinden 98 yıl önce 1908'de İstanbul'da yazılan ve o zamana kadar benzeri pek görülmemiş bir fantastik -tasavvufi - felsefi edebiyat ürünü olan eser son 20 yıllık süreçte Türkiye'de yıldızı giderek parlayan ve her kesimden okuyucuya hitap eden bir klasik haline dönüşmüş olmakla beraber henüz dünyada hak ettiği yeri bulmaktan çok uzak sayılabilir. 1993 yılında Refik Algan ve Camille Helminski tarafından Awakened Dreams, Raji's Journey with the Mirror Dede adıyla Boston'da bir çevirisi yayımlanan, bir kez de Abdullah H. Dombracht tarafından Almanca'ya çevrilen eser, Türkiye'de bir salgın haline gelmesinden önce uzun süre ihmal edildi ve görmezden gelindi. Sebebi; müellifi olan felsefeci Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi Osmanlı'nın son dönemlerinin ses getiren entelektüellerinden biri, ülkenin en kayda değer üniversitesi olan Dar'ül Fünun'da felsefe, tarih, sosyoloji alanında dersler veren bir hoca ve Tasvir-i Efkâr başta olmak üzere en dikkate değer gazetelerde fikir yazıları neşreden bir fikir adamıdır. Fakat fikirlerini pervasızca söyleyen bir birey olarak içinde bulunduğu grupları da eleştiren nesnel bir yazar olduğu için kimse tarafından sahiplenilmedi. Romanın kahramanı olan (aslına, özüne dönen anlamındaki) Raci tıpkı kitabın yazarı Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi gibi ailesinden iyi bir dini, ahlaki terbiye ve donanımlı modern bir eğitim almış aydın fikirli, görüşlerine değer verilen, toplumda yeri olan bir insandır. Ancak bütün bunlara rağmen "Ben kimim? Varlığın hakikati nedir?" gibi sorulara henüz cevap bulamamış, arayış içindedir ve bu buhran içerisinde kendisini sefahat alemlerine vermiştir. Böyle bir arayış içerisindeki Raci'nin kendini ve varlığın hakikatini bulma macerası Aynalı Baba adında, terk-i dünya etmiş, münzevi bir hak ereni ile karşılaşmasıyla başlar. Bir mezarlıkta inzivaya çekilmiş şekilde yaşayan bu meczup görünümlü derviş, Doğu'nun sezgisi ile Batı'nın akılcılığı, iman ile inkar arasında sıkışıp kalmış bu gençle bir araya geldikçe onun kendi öz varlığını daha iyi tanımasını sağlayacak bir ayna vazifesi görür. Bu sırlı dervişin hikmetli sözleri ve nazarı ile zihnini sarmalayan bulutların yavaş yavaş dağılmaya başladığını gören Raci, onun sohbeti ile olgunlaşmaya başladıkça bambaşka bir aleme dalmaya başlar. Aynalı Baba'nın sohbeti ile pişmeye başladıkça ona varlığın hakikatine, dinlerin anlatmak istediği şeylere dair rüyetlerin içine dalmaya başladığı bir tür hayal aleminin kapıları açılır. Kendinden geçerek içine dalmaya başladığı bu hayal ve sezgi aleminin derinlikleri gerçekte kendi içinde var olan hakikatin ilim hazinesinden başka bir şey değildir aslında. Aynalı Baba'nın ıssız bir mezarlıktaki küçük barınağına yaptığı ve onun neyini dinleyip, elleriyle pişirdiği kahvesinden yudumladığı her ziyaret artık Raci için dinlerin ve mistik geleneklerin anlatmaya çalıştığı gerçeklerin açıldığı bir cezbe haline dönüşür. Kendi mana alemi içerisine gerçekleştirdiği bu sezgisel seyahatlerde Raci kâh Buda ile karşılaşıp Nirvana'ya ulaştıracak öğütlerini dinler ama yeterince olgunlaşmadığı için geri döndürülür, kâh Zerdüşt'e misafir olup karanlık ile aydınlığın, rahmanî ile zulmanî olanın birbirini tamamlayan mücadelesinin döngüsüne tanıklık eder, kâh felsefenin geçmiş büyük üstatlarının içine düştükleri çıkmazlar ve illüzyonlarla yüzleşir. Kimi zaman bu vecd ve rüyet hallerinde Zümrüd-ü Anka'nın sırtına binerek binlerce yıllık yol alır ve kainatın yaratıcısının hazinelerinin sonsuzluğunu idrak eder. Kimi zamansa peygamberlerle büyük veli
ve âlimlerin meclislerine misafir olur, her şeyin cevabının ve yegâne kurtuluş yolunun Hz. Muhammed (s.a.v) ile kainata sunuluşuna vakıf olur. Aynalı Baba'nın feyziyle çıktığı bu zaman ve mekan ötesi manevi seyahatlerde kendi şahsi kemalatına ulaşırken bir yandan da insanoğlunun tarih boyunca hakikate ulaşma yolculuğunun mihenk taşlarını yansıtır. İnsanın varoluş sırrına dair pek çok hikmeti hayalinin derinliklerine yaptığı manevi seyahatlerle idrak eden Raci tüm şüphe ve sorularından kurtulduğu gibi zamanla kemale ererek tıpkı kendisine ayna olarak özündeki hakikati görmesine vesile olan Aynalı Baba gibi aydınlanır ve bir hak eren olur... Ezcümle; A'mâk-ı Hayal'in Raci'sinin yolculuğu tüm okurlara 'kendini arama' feyzi verecek...

FATİH ALTUĞ Edebiyat araştırmacısı/Akademisyen

Hayalle hakikat iç içe
Kitabı yayına hazırlayan Altuğ, A'mak-ı Hayal'i şöyle anlatıyor: "Şehbenderzade Filibeli Ahmed Efendi'nin A'mâk-ı Hayal romanı birçok bakımdan başka eserlerle kesişir. Yolunu kaybetmiş bir kişinin doğru yolu bulma hikâyesi olması bakımından klasik dönemde yazılmış olan tasavvufi tecrübe metinleriyle benzeşir. İki kitaptan oluşan romanın özellikle birinci kitabı Feridüddin Attar'ın meşhur kitabı Mantıku't-Tayr'ı andırır. Kitaptaki hakikat yolculuğunun en önemli motifi olan Simurg'a A'mâk-ı Hayal'de de sıkça rastlarız. Dünyanın uçlarına, sınırlarına, mikro ve makro âlemlere yaptığı yolculuklar bakımından Dante'nin İlahi Komedya'sıyla da akraba görülebilir bu roman. Ya da ikinci kitabın sonunda Filistin, Suriye ve Mısır'da geçen hikâyelerde ise Refik Halid Karay'ın Gurbet Hikâyeleri'nin bir provasını görebiliriz. Hayalle hakikatin iç içe geçtiği fantastik gerçekliğiyle İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlası'nın da öncülerinden sayılabilir. Hatta hayal âlemlerinde yapılan yolculuklarla kişinin kendini araması ve bilmesi deneyiminin örtüşmesi bakımından Tolkien'in ve Ursula K. Le Guin'in okurlarına da aşina gelecektir A'mâk-ı Hayal. Ancak bir bütün olarak düşündüğümüzde A'mâk-ı Hayal benzersizdir. Söylediğimiz benzerlikleri taşır, sürekli başka metinlere gönderme yapar, Filibeli Ahmed Efendi'nin düşünce yazılarıyla da diyalog içerisindedir ama tüm bu öğelerin ve ilişkilerin birbirine örülüş tarzıyla eser kendisine has bir yapıya sahiptir. Birinci kitapta temelde tasavvufi olgunlaşma hikâyesi takip edilir ama Zerdüştlük, Budizm ve Brahmanizm gibi inançların hakikat kavrayışları da ana karakterimiz Raci'nin yolculuğunda kat edilir. Bu inançların temel ilkelerinden haberdar olup romanın olay örgüsüne dahil etmek Şehbenderzade'nin bir başka öncü davranışıdır."

BURAK DAK Ressam
Kıymetli bir miras

"A'mâk-ı Hayal benim bu proje aracılığıyla okuduğum ve geç tanıştığım bir kitap oldu. Yazıldığı dönem içinde oldukça farklı bir hikaye kugusuna sahip. Bu kitabı önemli yapan özelliklere kurgusal ve fantastik anlatımının yanı sıra yazıldığı günden beri okuyucusunun hâlâ ortak kaideleri paylaşıyor olmasını da ekleyebiliriz. A'mâk-ı Hayal'in resimlerini kurşun kalem ve guaj boya gibi birbirinden farklı iki malzeme ile yaptım. Bu benim kendi işlerimde de sürekli olarak uyguladığım bir teknik. Kullandığım malzemelerden biri olan kurşun kalemde karakterleri idealize ederek gerçekçi ve detaylı çizdim. Guaj boyada ise daha düz ve detaysız boyayarak tam tersi bir etkide gerçeğe aykırı gelecek şekilde resimleri tamamladım. Teknik anlamdaki bu zıtlık kendi içinde doğal bir uyumu getiriyordu. Bu da kitabın kendi dokusuna oldukça uygundu. Kitapta da ana karakterimizin gerçek dünyadaki şüpheleri ve aradığı cevapları rüyalarda bulmaya çalıştığını göreceğiz. Sunduğu zengin fantastik anlatımı bakımından böyle önemli bir eserin görsel hale gelmesini sağlamak benim için heyecan vericiydi. Bize böyle bir miras bıraktığı için Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi'ye teşekkür ederim."

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Hayalin derinliklerine doğru
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN